Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Kap kasedi, koş seçime

Telefon dinlenmesi ile ilgili skandallar birbiri ardına patlarken, Ankara'da çok üst düzey bir emniyet yetkilisi şöyle diyordu:

‘‘Dinleme işini kimin organize ettiğini bulabilmek güç bir iş. Ancak İstanbul Emniyet İstihbarat Müdürlüğü'nde bulunan Adem Demir DYP'den milletvekilliğine aday olursa o zaman durum aydınlanır.’’

Bir başka kaynak ise Adem Demir ve eski İstihbarat Daire Başkanı ve köstebek skandalının bir numaralı ismi Bülent Orakoğlu'nun kaset skandalı öncesinde Meral Akşener ile buluşup uzun bir toplantı yaptıklarını aktarıyordu. Şimdi bu iki emniyet istihbaratçısının DYP'den aday olacağı konuşuluyor.

Orakoğlu ve Demir...

Bunlar, ellerinde henüz su yüzüne çıkmamış bantlarla DYP'nin kapısına gidip, ‘‘Selam. Biz geldik. Sizden aday olmak istiyoruz. Başlık parası olarak da elimizdeki şu bantlar var’’ mı diyecekler acaba?

Demir deyince aklıma geliyor... Hani şu Mesut Yılmaz'ın aradığını söylediği ama Türkbank ihalesi yapılana kadar İstanbul İstihbarat Şubesi tarafından bir türlü bulunamayan meşhur Korkmaz Yiğit-Çakıcı bandı da acaba bu Adem Demir tarafından mı bulunamıyordu?

Olmayacak şey değil doğrusu!

DYP siyasete atlamak isteyen bürokratlara yeni bir yol açıyor:

‘‘Siyasi rakiplerimizi ve siyasal olsun olmasın muhaliflerimizi vuracak belge, bilgi ve bantları toplayan gelsin... Kapımız açıktır.’’

Bundan böyle siyasete girmeye hazırlanan bürokratlar bu yolu izlemek zorunda mı kalacaklar!

Siyasette ikbalin, devlette yükselmenin yolu, devlet adına yapıldığı söylenen işleri, gelecekte girilecek parti adına takip etmek mi olacak?

Ülkeyi tehdit ve şantajla mı yönetecek bunlar!

Ya da daha doğrusu böyle mi yönetemeyecekler!

İki teşekkür

DEFALARCA yazdığım iki konuda olumlu gelişmeleri görmek beni mutlu etti.

Üstelik de bunları benden başka yazan olmadığı için bu gelişmelerde payım olduğunu düşünüyorum.

İlki otoyol ve köprü geçişlerinde yapımı hızla süren elektronik geçiş sistemi.

Yani gişelerde para yerine, önceden satın aldığınız elektronik bir kartın okunması yoluyla durmadan geçebileceksiniz. Bu gişelerdeki yığılmayı, bozuk para derdini ortadan kaldıracak.

Sistem şu anda monte ediliyor. Bahar sonunda da hizmete girecek.

Teşekkürler Karayolları Genel Müdürlüğü... Ve teşekkürler Aselsan...

Bir diğer teşekkür ise Ecevit hükümetine. Peşin peşin...

Bu köşede bugün Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde oturan Süleyman Demirel'e defalarca sordum:

‘‘Sayın Demirel, iki kez başlattığınız Ankara-İstanbul Hızlı Tren projesi vardı. Bu projenin en önemli ayağı olan Ayaş Tüneli rafa kaldırıldı. Neden ilgilenmiyorsunuz?’’

Defalarca sordum, Sayın Demirel'den de defalarca ‘‘Projelerimizin takipçisiyiz’’ gibi anlamsız yanıtlar aldım.

Şimdi duyuyorum ki, Ecevit hükümeti bu hızlı tren projesini öncelikle tamamlanacak projeler arasına almış.

Taşımacılık ve otomotiv lobilerine rağmen bu projeyi gerçekleştirebilirlerse, ellerinden öpeceğim ve evime fotoğraflarını asacağım.

İnşallah bu konudaki teşekkürüm boşa gitmez.

Aydınlık

AYDIN olmanın, daha doğrusu bir grup geri zekâlı içinde aydın olarak anılmanın Türkiye'deki kadar kolay olduğu bir başka yeryüzü cenneti var mı acaba?

Öyle kolay ki!

Al kalemi eline, al kamerayı karşına, bu ülkeye, bu ülkenin değer yargılarına, bu ülkenin insanına, bu ülkenin iyi kötü ayırmadan her şeyine söv.

Bu ülke için parmağını oynatma, ama bu ülkeyi yok etmek için uğraşanlardan yana tavır al. Olaylara hep o gözlükle yaklaş.

Haklı da olsa, haksız da olsa devlete küfür et...

Bu arada bunlardan dolayı bir de hapse gir. Hatta bunlardan dolayı olması da şart değil. Tecavüzden dahi girsen olaya ideolojik bir boyut kat.

Sonra da aydın ol.

Hadi ulan...

Yerler sizin gibi aydınları...

NOT: Benzer bir yazıyı Sevgili Hıncal Uluç da benim yokluğumda yazmış. Eline sağlık...

Bayramlarda gazete çıkarmayalım

9 gün tatil yaptım. Gerçek tatil. Daha önce de tatile gidiyordum ama işin içinde yazı yazmak olunca tatil olmuyor. Sabahın köründe kalkıp gazeteleri ıncık cıncık oku. Televizyon haberlerini izle. Kaldığın yere haberleri fakslat. Onları oku. Sonra da otur yaz.

Tatil bunun neresinde.

Buna tatil değil, tebdili ofis denir ancak.

Bu kez gerçek bir tatil yaptım.

Ve tatil boyunca Sabah Gazetesi'nin birkaç yıl önce bozduğu ilkeyi hatırladım. Gazetecilerin gerçek bir tatili vardı eskiden. Bayramlarda gazete çıkarmazdık.

Sonra bir gün bu bozuldu. Bayramlarda olmayan haberlerle gazete çıkarmaya çalıştık.

Belki birileri Babıali'nin eski günlerini hatırlar ve şu gazetecilere acır da, bir dahaki bayramlarda gazete çıkarmaktan vazgeçeriz.

Hem belki bu da gazeteciliğin eski güzel günlerine dönüşün bir başlangıcı olur.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hiç değilse kendimize karşı dürüst olabildiğimiz zaman.



X