Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Bakan Çelebi'nin tehdidi başhekimi yerinden etti!

Devlet Bakanı Işın Çelebi'nin kızının da içinde bulunduğu otomobilin İzmir-Çeşme karayolunda yaptığı kazayı hatırlıyorsunuzdur muhakkak.

Gece İzmir'de kafayı çeken kızlar geç vakitte evlerine dönerlerken kaza yapmıştı ve içlerinden biri ölmüştü.

Kaza yapan otomobili kullanan genç kızın ehliyeti olmadığını da hatırlarsınız herhalde. Hep merak etmiştim, bir kişinin ölümüne neden olan ehliyetsiz sürücüye ne oldu acaba diye...

Meğerse ona gelinceye kadar daha ne rezillikler varmış.

Ben ehliyetsiz sürücüye ne olduğunu merak etmeye devam ederken, aynı olayla ilgili bir başka hikâyeyi size aktarayım.

Kazadan sonra Işın Çelebi'nin kızı 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne nakledilip, yoğun bakımda bir odaya koyuluyor.

Çelebi'nin kızının yanındaki korumalar, Çelebi'nin kızının yattığı odanın yanında bulunan bir başka odanın hemen boşaltılarak kendilerine tahsis edilmesini istiyorlar.

Hastane Başhekimi Gazanfer Aksakoğlu, bunun mümkün olmadığını, hastanenin zaten dolu olduğunu ve istenen odada hastaların bulunduğunu ve bu hastaları koyabilecekleri bir başka odaları olmadığını söylüyor.

Korumalar bu odayı alacaklarını söylüyorlar.

Başhekim bunun üzerine ‘‘Bakın o oda için hastalar aylarca sırada bekliyor. Ben oturmanız için size hasta odasını veremem. Hastanızın yattığı odanın önüne yer yapayım, orada nöbetleşe bekleyin. Elimden başka bir şey gelmez’’ diyor.

Kızının korumalarına yandaki odanın verilmemesi üzerine Devlet Bakanı Işın Çelebi devreye giriyor.

Koca Bakan, Başhekimi arayacak değil ya, 9 Eylül Üniversitesi Rektörü Emin Arıcı'yı arıyor ve söz konusu odanın korumalara tahsis edilmemesi durumunda, hastanenin istihkaklarını keseceğini, geciktireceğini söylüyor.

Tehdidi alan rektör Başhekim'den odayı vermesini istiyor.

Ancak Başhekim onurlu bir doktor olarak bunu kabul etmiyor ve odayı vermektense, istifasını vermeyi yeğliyor.

Basıyor istifayı çekip gidiyor.

Böylelikle Işın Çelebi'nin babasının cebinden istihkaklar kesilmiyor, hastane ve üniversite kurtuluyor.

Ama galiba böyle siyasetçiler bu milletin elinden kurtulamayacaklar.

DYP'de kültür, anlayış ve felsefe farkı...

ÇAKICI bantları yayınlanınca, Eyüp Aşık bastı istifayı. Yargının da önünü açtı. Dünyanın neresinde böyle bir olay olsa, sonuç böyle olurdu.

DYP'nin yüzsüz taifesinde ise tık yok.

Akrabayü talükatıyla işin içine battığı anlaşılan Akşener, ‘‘İstifa mistifa etmem’’ diyor.

Normal... DYP zamanında ne rezillikler ortaya çıktı, ne bakanların, başbakanların ilişkileri ortaya döküldü, bir tek istifa gördünüz mü? Yarın Özer, Tansu Çakıcı, tekmili birden değil bant, fotoğrafını, video kaydını bulsanız kaç yazar...

İstifa ederler mi sanıyorsunuz?

Tınmazlar bile.

Çünkü onlar DYP... Onların anlayışı farklı, felsefesi farklı, kültürü farklı...

Onlar ‘‘Verdimse ben verdim’’ kültüründen geliyorlar.

Çakıcı ile ilişkileri için de ‘‘Konuştuksa biz konuştuk kim ne der’’ anlayışıyla sıyırırlar.

Bu felsefe değil mi, Türkiye'yi 48 yılda buraya getiren.

Meclis'e ISO 9001 alalım mı?

MECLİS'in yeni dönemde başkanlığını üstlenecek olan kişiden bir ricam var.

Meclis açılır açılmaz ISO 9001 kalite belgesi almak için başvuruda bulunsunlar.

Türkiye'de kendine güvenen, Türkiye için faydalı işler yaptığına inanan, iyi işleyen bütün kurumlar bu belgeden alıyorlar.

Alması zor değil.

Kurum için ilişkilerin sağlıklılığını, kurumun işleyişinin belirli kurallara dayandığını, ortaya çıkardığınız mal veya hizmetin kalitesinin kontrol edildiğini ve müşteri tarafından beğenildiğini kanıtlarsanız bu belgeyi şıp diye alıyorsunuz.

Bir başvursunlar bakalım.

Alabilecekler mi?

Çelişki bunun neresinde?

SABAH'ın pazar ilavesinde yazan Kenan Erçetingöz, Emin Çölaşan'la benim aynı gazetede farklı fikirler savunduğumuzu ve bunun çelişki olduğunu yazmış.

Erçetingöz benden duymuş olmasın ama Hürriyet'te pek çok yazar farklı görüşler savunur. Buna da çelişki denmez. Hürriyet'te yazıyoruz diye blok halinde aynı fikirleri savunacak halimiz yok.

Bu yüzden de ortada bir çelişki yok.

Erçetingöz bunu Yasemin Yalçın'ın mayolu fotoğraflarının çekilmesi ve foto muhabirinin dövülmesi ile ilgili tartışma ile ilgili olarak yazıyor.

Anlaşılan benim ne yazdığımı pek anlayamamış.

Çünkü ben insanların özel hayatlarına girilmesine Emin Çölaşan kadar karşıyım.

Ancak İlyas İlbey denen kişinin de adam dövebilecek tıynette olduğunu söylüyorum.

Yani her iki tarafı da eleştiriyorum.

Erçetingöz inşallah bu kez ne demek istediğimi anlamıştır.

Üniversite adayları kimsenin umurunda değil

KASET maset derken vatandaşın gerçek dertleriyle ilgilenen yok.

Üniversite sınavlarının bire düşürülmesi ve yeni puan sisteminin yarattığı sıkıntıyla ilgili öğrencilerin ve velilerin inlemeleri sürüyor.

Halk adına politika yaptığını iddia edenler ise konuyla henüz ilgilenmediler. Ben bu konuyu tekrar ele almaya başlıyorum. Haberleri ola.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Siyasilerin sıkıntıları değil, halkın sıkıntıları haber olduğu zaman.













X