Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Siyasetçi hatadan ders alır mı?

Hata insanlara mahsustur. Aynı hatayı tekrarlamak ise eşşeklere...

PKK'nın filizlenmeye başladığı 1980'lerin başlarına dönmek istiyorum.

Sayıları birkaç yüzü bile bulmuyordu.

Bölge halkı onlara önce ayaklarındaki ayakkabılarından ötürü ‘‘Mekaplılar’’, sonra Apo'nun adı duyulmaya başlayınca ‘‘Apociler’’ diyordu.

Başta kimse ciddiye almadı bu grubu...

1983'ten sonra Apociler giderek güç kazanmaya başladılar...

Dönemin Başbakanı Turgut Özal, ‘‘Üç beş eşkıya’’ nitelemesiyle, 1980'lerin sonuna kadar PKK'yı hep küçümsedi.

Sonra PKK Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde gördüğü en büyük bela olarak karşısına dikildi.

Binlerce militanı, dağ kadrosu, şehir milisleriyle bir terör devi.

Sivil güçler PKK karşısında aciz kaldılar ve sonunda askeri yardıma çağırdılar.

Asker geldi. PKK'nın beynine balyoz gibi indi ve örgütü çökertti.

Şimdi Türkiye'de aklı başında insanlar ve askerler yeni bir tehlikeyi, irticayı işaret ediyorlar.

Başbakan Yılmaz'ın tepkisi ise, Özal'ın 1980'lerde PKK'ya karşı gösterdiği tepki gibi.

Bakın Başbakan, Genelkurmay'a ne diyor:

‘‘Terörde devlet size görev vermiş. Ben irticayı önlemek için askere görev vermedim ki. Ha, yarın benim devlet olarak kontrol edemeyeceğim sokak hareketleri olursa, o zaman derim ki, 'Gelin asker olarak asayişi sağlamama yardımcı olun’’'

Bunun bir dönem PKK'yı ciddiye almayarak üzerine gitmeyen ve terör örgütünü, Türkiye'ye yüz milyarlarca dolara ve ondan önemlisi on binlerce şehit ve ölüye mal olan bir dev haline getiren Özal mantığından ne farkı var?

İrtica kontrol edilemez boyuta gelince, Yılmaz'ın veya o gün kim baştaysa onun orduya dönüp ‘‘Gelin bu işi de siz çözün’’ diyeceğini askerler de biliyorlar.

Ve o yüzden uyarıyorlar.

Askerlerin mesajı açık:

‘‘İşi başında siz durdurun ki, yarın yine bize görev düşmesin. Yine kendi ülkemizde savaşmak zorunda kalmayalım.’’

Bu çok doğru bir çağrıdır.

Ama bu çağrıyı anlamak için, hatalardan ders almış olmak gerekir.

Kimi affediyorsunuz?

ÖZDEMİR Sabancı ve iki arkadaşının katili Mustafa Duyar'ın affedilmesi bir kez daha gündemde.

Devlet soğutup soğutup konuyu gündeme getiriyor.

Ne o, çok faydalı itiraflarda bulunmuş.

Onu bunu öldür, sonra itiraf et kurtul.

Yok ya!

Biz de inandık.

Yok kardeşim yemezler.

Bu iş zaten başından beri bir muamma.

Cinayetler muamma. Duyar'ın yakalanması muamma.

İnsanın aklına bir tek şey geliyor.

Mustafa Duyar, devletin adamı... DHKP-C içine sokulmuş bir ajandı.

Deşifre olmamak veya öldürülmemek için gitti, cinayeti işledi.

Şimdi devlet, adamını kurtarmaya çalışıyor.

Benim aklıma başka türlüsü gelmiyor.

Aslında geliyor da, çok çok kötü olduğu için yazamıyorum.

Ölüyü mü sevk edecek SSK!

YİNE SSK, yine doktor hatası... Yine ölümden kıl payı dönen bir hasta.

SSK'nın bir hastanesi, bir hastayı başı ağrıyor diye ağrı kesici verip evine yolluyor...

Hasta gece fenalaşınca tekrar bir başka hastaneye gidiyor ve beyin tümörü bulunuyor.

Acil ameliyat ediliyor...

Hadi diyelim ki, hatadır oldu.

Sonrası daha komik...

SSK; sevk yaptırılmadığı gerekçesiyle masrafları ödemeyi kabul etmiyor.

Bu kadar mı olur?..

Vatandaşa bu kadar mı hayvan muamelesi yapılır?

Şimdi vatandaş yargıya gitse ne olacak?

Üç sene sonra sonuçlanacak bir dava...

Neresinden tutacaksın bu işlerin...

Allah kahretsin!..

Amerika'ya Türk yardımı

VEDAT Durusel adında bir Türk vatandaşı, ABD'ye yardım etmeye karar vermiş.

Ve Bill Clinton'a küçük bir paket ve beraberinde bir mektup yollamış.

Mektup şöyle:

‘‘Mr. President,

This is shap. It is believed to be used to keep sexual desires under control.

I believe it will be of use to you. Add small amuont to your meal everyday.

Yours Sincerly.’’

Başkan'a yazılan metnin Türkçesi şu:

‘‘Sayın Başkan, bu şaptır. Seksüel istekleri kontrol altında tutmaya yarar.

Sizin için de gerekli olduğunu düşünüyorum. Her gün küçük bir miktarını yemeklerinize katınız...

Saygılarımla.’’

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Askerler gibi, politikacılar da görev süreleri bittiğinde ayrıldıkları zaman.













X