Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Fatih ALTAYLI

Eşitlik istiyoruz

Türkiye'de bölücülük yapılıyor.

Hem de alenen... Açıkça. Devlet eliyle.

Sadece bölücülük de yapılmıyor...

Anayasa'nın eşitlik ilkesi devlet eliyle zedeleniyor.

Örnek mi? Hadi canım siz de... Görmüyor musunuz?

Türban için eylem yapılıyor... Yollar kesiliyor... Meydanlar doluyor...

Fıske bile vurulmuyor...

Hatta eylemcilere yol açılıyor...

Türban için eylem yapanlara karşı solcu gençler eylem yapıyorlar... Eşek sudan gelinceye kadar dövülüyorlar. Hatta bazıları tutuklanıyor...

Hatta solcular arasında bile ayrım yapılıyor...

Türbancılara destek veren solcu öğrencilere bir şey yapılmıyor... Türban karşıtı solcu öğrenciler ise dövülüyorlar...

O kadar mı?

Değil elbet...

Ankara'da memurlar sesiz sakin bir eylem yapıyor, hak istiyorlar...

Hem ıslatılıyor, hem gazlanıyor, hem de dövülüyorlar...

Hani polis utanmasa, Irak'tan sarin, hardal alacak, onu atacak memurların üzerine...

Türbancılara Meclis'te ve partilerde sahip çıkanlar oluyor, eylem yapan memurlara sol partiler bile pek sahip çıkmıyorlar...

Söyleyin lütfen...

Bu durun bölücülük değildir de, nedir?

Bu mudur eşitlik!

Demokratik haklarda değil, hiç olmazsa dayakta eşitlik istiyoruz.

Ya herkese, ya hiç kimseye!

Başbakan'a...

SAYIN Mesut Yılmaz...

Muhalefette olduğunuz dönemde, Çiller hükümeti ve Refahyol hükümeti karşıtı işçi ve memur eylemlerinin, soyadınıza uygun savunucusuydunuz.

Hatta eylem yapmayan memurun insanlığına şaşacağınızı söyleyecek kadar ilericiydiniz.

O hükümetlere karşı sivil toplum örgütlerinin yaptığı eylemlere hem açık destek veriyordunuz, hem olan biteni gülerek izliyordunuz.

Bu eylemlerde polisin kötü davranışına rastlanınca, partinizin sözcüleri insan hakları savunucusu oluyorlardı bir anda.

Ne oldu Mesut Bey. Ne oldu Sayın Başbakan...

Ne değişti...

Memur aynı memur. İşçi aynı işçi... İstenen haklar aynı...

Durumla ilgili değişen tek şey, sizin oturmakta olduğunuz koltuk...

Koltuk sizi bu kadar değiştirebiliyorsa...

Koltuk insanları bu kadar değiştirebiliyorsa...

Ki değiştirebiliyor...

Yazık o koltuğa oturanlara...

Memurlara

SAYIN memurlar,

Önümdeki faksı size iletiyorum:

‘‘Kasım başında SSK'ya emeklilik için başvurdum. 2 ay aradan sonra sonucu öğrenmek için kuruma gittim.

Sıramın şubatta geleceğini söylediler. Bekledim. Şubatta tekrar kuruma gittim. Şubat'ın üçüncü haftası gelmemi söylediler.

3. hafta yine gittim. Sıram gelmemişti. Ne zaman sıra gelir diye sordum.

Yanıt alamadım.

Bunun üzerine bölüm şefine gittim.

Şef hanım, işiniz bugün yapılacak dedi.

Saatlerce bekledim. Hiçbir şey olmadı. Çünkü görevli memur işini yapmıyor, gevezelik yapıyordu.

Bugün 3 Mart. Hâlâ ses seda yok. İşim yapılmıyor. Kazanılmış hakkımı 4 aydır alamıyorum.

Ne yapayım?’’

Sayın memurlar...

Bu neviden kaç yüz bin şikâyet olabileceğini herhalde tahmin edersiniz.

Şef yap diyor, yapılmıyor...

Şef ne yapacak?

Hiç...

Yapamaz ki!

Yasayla korunuyorsunuz.

Kovulamazsınız, kötü yaptığınız işin hesabı zor sorulur.

Yargı önünde bile eşit değiliz. Sizin muhakematınız bile ayrı.

Sendika talebinize eyvallah.

Olsun. Hakkınız.

Ama ‘‘Rabbena, hep bana olmaz...’’

O zaman haksızlık olur.

Anlatabiliyor muyum?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Hakkımızdan fazlasını istemekten utandığımız zaman.













X