Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke Tek

Doktor ihmali mi, cinayeti mi?

Doktor hatalarıyla ilgili yazdıkça doktorlar yanıt vererek suçun sistemde olduğunu anlatıyorlar.

Ben de hep ‘‘Haklısınız ama...’’ diyorum.

Hatanın sistemde olması, hastanın suçu değil.

Ayrıca her şeyde sistemi suçlamak da anlamsız.

İşte bir örnek.

Tunceli'den.

1 Aralık 1997 günü kalp krizi geçiren bir hasta, Tunceli Devlet Hastanesi'ne getirilir.

İlk müdahaleden sonra Fırat Üniversitesi Hastanesi'ne nakli yapılacaktır.

Görevli doktor, hemen sevk kâğıdını yazar ve bir ambulansa yollar hastayı.

Ancak hasta 2.5 saat ambulansa alınmaz.

Çünkü başhekim, keyfi bir biçimde hastayı ambulansa aldırmaz.

Bunu ben söylemiyorum, görevli doktor söylüyor, onu da ekleyeyim.

Ve bu bekleme sonunda hasta ölür. Olayın biri görevli doktor, biri hastane görevlisi beş de şahidi var.

Haydi bakalım Tabipler Odası...

Sistemi suçluyorsunuz.

Sistemi oluşturan insanlar değil mi? Bakalım ne yapacaksınız?

NOT: Doktorun ve diğer şahitlerin ismi bende saklı. Sağlık Bakanlığı veya Tabipler Odası yetkililerine istedikleri zaman verebilirim.

Trafikte video dönemi

İSTANBUL Emniyeti, trafik konusunda bir şeyler yapabilmek için çabalıyor.

Şimdi yeni bir uygulamaya başlamışlar.

Trafikte yapılması düşünülen değişiklikleri İl Trafik Komisyonu'ndan geçirebilmek için, video uygulaması yapıyorlar.

Kara nokta dedikleri önemli arterlerin belirli yerlerini ve kazaya neden olan yol noktalarını sürekli olarak videoya kaydediyorlar.

Ve burada oluşan sorunları görüntülüyorlar.

Daha sonra bu görüntüleri İl Trafik Komisyonu toplantılarında gösteriyorlar.

Böylece komisyon karar verirken, kâğıtlarda yazılı olan sorunları gözünde canlandırmaya çalışarak değil, aksaklığı bizzat görerek karar veriyor.

Keşke bütün bu noktaları sürekli olarak kaydetme olanağı olsa diyorum kendi kendime.

İmama bak

TÜRKİYE türbanı tartışırken, değişik kesimlerden farklı sesler geliyor.

Hiç değişmeyecek olan fikrim, isteyenin başını örtmesi, isteyenin poposunu açıkta bırakan etek giymesi.

Ancak kılık kıyafeti kullanarak ülkede ayrımcılık yaratmanın sıkıntısını kimse bu ülke vatandaşları kadar çekmediği için, siyasal İslam'ın, türban meselesini kullanmasına karşıyım.

Bilinçsizce uygulanan yasakların da, kılık kıyafetin siyasallaşmasına neden olduğunu biliyorum.

Yazacağım mesele bu değil aslında.

Türban tartışmalarıyla birlikte siyasetin nerelere kadar girdiğini anlatmak istiyorum.

Geçtiğimiz cuma günü Afyon Yeni Cami imamı vaaz veriyor.

Ve dinleyen aklı başında vatandaşların ağızları bir karış açılıyor.

İmam değil, siyasal önder sanki.

Şöyle diyor:

‘‘İmam hatiplerin, Kuran kurslarının kapatılmasına neden olanların, türbanı yasaklamaya kakışanların karşısına dikilin. Korkmayın. Güçlü olan sizsiniz...’’

Bunu yapan Fazilet milletvekili veya İBDA-C militanı değil (Belki de öyledir), Afyon Yeni Cami imamı.

Yani devletin atadığı, maaşını devletin verdiği bir devlet memuru.

Üstelik bu kadarla da yetinmiyor.

Şeriatçı bir kalkışmayı özendiren cümleler de ediyor bu imam.

Ve Afyonlu okurlarımın bana anlattığına göre, bir yandan da kömür ticareti yapıyor.

Üstelik de kendisinden alışveriş yapan site yöneticilerine promosyon olarak cep telefonu vererek.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Her eleştirinin arkasında art niyet aramadığımız zaman.













X