"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Tecavüz Cumhuriyeti’nde yaşıyoruz

HER seferinde ağlıyorum bu röportajları yaparken...

Cinsel istismara uğramış çocukların hikâyelerini dinlerken... İçim oyuluyor. Ve anlatılamayacak kadar büyük bir öfke birikiyor içimde. Lanet ediyorum. İsyan ediyorum. “Allahım bu iğrençlikler ne zaman sona erecek?” diyorum. Bu kadın düşmanlığı ne zaman bitecek? Bazen de umutsuzluğa kapılıyorum. Boşa mı kürek çekiyoruz diyorum. Yaz, yaz, yaz bir halt olmuyor. Bu “erkek egemen hukuk düzeni” devam ediyor.

Alın bir rezil haber daha!
-Alın bir tecavüz haberi daha!
Yine erkek sanıklar tahliye ediliyor.
Yine olan, her zaman olduğu gibi o kız çocuğuna oluyor.
Ruhunda onarılmaz yaralar açılıyor, asla eski hayatına dönemiyor.
Bütün hayatı kayıyor.
Ve arkasından bir sürü saçmalık.
“Kuyruk sallamasaydı” deniyor.
“Bunda ne var ki, rızasıyla olmuş” deniyor.
“Peygamberimizin de o yaşta ilişkisi olmuştu” deniyor.
Ve bunlar, mahkeme salonlarında cereyan ediyor.
Sanık olan erkekler tahliye edilirken, “Aslanım benim!” sesleri yükseliyor, alkışlar, tezahüratlar...
O, yaşları 18’in altında olan erkek sanıkların hiçbiri ailelerinden koparılmıyor, onlar Sosyal Hizmetler’de yaşamaya mahkûm edilmiyor, olan hep ama hep kız çocuklarına oluyor.
Sakarya’da 34 kişi tarafından cinsel istismara uğrayan Ö.C.’nin haberlerini okumuşsunuzdur.
Ö.C., 15 yaşından küçük bir kız çocuğu olarak; bir değil, iki değil, tam “34 gözü dönmüş”ün cinsel istismarına ve tecavüzüne uğradı.
Her yerde yazıldı çizildi ama bölük pörçük.
Hep küçük haberler olarak yer verildi.
İnanın avukatı Harika Karataş’la konuşana kadar, ben bile bir gazeteci olarak, neyin ne olduğunu tam bilmiyordum.
Neresinden tutsanız, elinizde kalacak içler acısı bir dava.
Tıpkı N.Ç. davası gibi, Bingöl’deki ve Fethiye’deki diğer cinsel istismar davaları gibi...
Hepsi ama hepsi, istismara uğrayan o küçücük kızların aleyhine sonuçlandı.
Ceza alan kimse yok.
O kızlar kimin umurundaki?
İşte böyle, korkunç bir ülkede yaşıyoruz.
Ve bu ülkede çocuk yetiştiriyoruz.
Yazıklar olsun!
Bugün ve yarın Ö.C.’nin avukatı Harika Karataş bizlerle...

34 kişinin cinsel istismarına uğradığı iddia edilen Ö.C.’nin avukatısınız. İnsanın tüylerini ürperten bir dava. Gazetede haberlerinde “cinsel taciz” lafı da var, “tecavüz” de... Nedir olayın aslı?
-Ö.C., istismara uğradığında 15 yaşından küçük olduğu için “cinsel istismar” olarak değerlendiriyoruz. Kanunun verdiği isim bu. Taciz değil sadece, tecavüz de var. Kişiyi, hürriyetinden yoksun kılma, kamerayla görüntüsünü çekip, çoğaltma gibi suçlar da mevcut...
Korkunç! Ö.C.’nin başına gelen tam olarak nedir? Bize hukuk diliyle değil de, bizim anlayabileceğimiz gibi anlatın...
-2012 Şubat. Olay, Emniyet’e gelen bir ihbar mektubuyla ortaya çıkıyor. Ö.C., o zaman lise bir. Anadolu Lisesi’nde okuyor, gayet zeki, başarılı bir çocuk. İhbar, Ö.C.’yi koruma amaçlı. Mektupta, ona zorla fuhuş yaptırıldığına dair çeşitli cümleler yer alıyor. Savcının talimatıyla teknik takip başlatılıyor. Telefon görüşmeleri ve Facebook kayıtları inceleniyor. Mayısın sonlarına doğru ifadesi alınmak üzere çağırılıyor. Ondan sonra da, ailesinin yanından alınarak bir yetiştirme yurduna konuyor.

HEM TECAVÜZ EDİYORLAR HEM KAMERAYA ÇEKİYORLAR

Ö.C. ifadesinde neler anlatıyor?
-İfadesi alınırken ben yanındaydım, her şeyi açık açık anlattı. Dosyada gizlilik kararı olduğu için ifadeleri tam olarak söylemem mümkün değil.
Genel olarak anlatın ki, biz de olayı anlayalım...
-8. sınıfa giderken, şu an tutuklu bulunan emniyet şube müdürünün istismarına maruz kalıyor.
Nasıl tanışıyorlar?
-Bir müzik sitesi var, şarkıları filan indiriliyor. Orada chat odaları var. Öyle tanışıyorlar. Emniyet şube müdürü, kendini futbol teknik direktörü olarak tanıtıyor. İstanbul’da yaşadığını söylüyor.
Ö.C. o sırada kaç yaşında?
-13. Ve tabii anlatılan her şeye inanıyor. Yazışıyorlar, sohbet etmeye başlıyorlar. Daha sonra telefonla mesajlaşma başlıyor. Çok mesajlaştığı için babası telefonu elinden alıyor. Bunu öğrenen emniyet müdürümüz, iyi niyetli ya, çocuğa kart temin ediyor, iletişimin kopmaması için! Ve bu iletişim bir sene boyunca devam ediyor. Şefkat göstermesi, hasta olduğu söylediğinde ilgilenmesi, “Şunu ye, şunu yeme, doktora git, derslerine çalış!” demesi Ö.C.’nin hoşuna gidiyor. Ona güven duyuyor. O yaşta bir çocuğun kendisinden büyük birine ilgi duyması normal, anlaşılır bir şey. Sonra buluşuyorlar. Ve sanık emniyet müdürü, Ö.C.’yi çeşitli evlere götürerek kendisine cinsel istismarda bulunuyor. Ö.C., cinsel ilişkiye girmeyi reddediyor. Buna rağmen zorla gerçekleşiyor. Bu noktada önemli olan şu: Böyle bir durumda, çocuk 15 yaşından küçük olduğu için, “rıza aranması” gibi bir durum söz konusu değil. Çünkü 15 yaşından küçük bir çocuk, bu durumun ciddiyetini ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda değil.
Peki nasıl oluyor da 34 kişi bu pisliğe karışıyor? Birbirlerine haber mi veriyorlar?
-Yaşı 18’den küçük olan 26 sanık var. Evet, birbirlerine haber veriyorlar. Ö.C., biriyle arkadaşlık ediyor, ele ele tutuştuğunda fotoğraflıyorlar, “Benimle de ele ele tutuşmazsan, benimle de öpüşmezsen, benimle de birlikte olmazsan bu fotoğrafları ailene, babana gösteririz!” diye tehdit ediyorlar. Akıl almaz bir tehditler zinciri. Ve her seferinde bir adım öteye gidiliyor, o kadar ki sonunda çocuğu kameraya çekiyorlar...
Burada emniyet müdürünün rolü ne?
-O, zincirin ilk halkası. Diğer sanıkları tanımadığını iddia ediyor, ama bilmiyoruz. Ö.C. de, olan bitenler iradesi dışında ve tehdit yoluyla olduğu için, o diğer kişilerle birlikte olmaya devam ediyor. Ta ki o ihbar mektubuna kadar...
Bu adı geçen diğer sanıklar, okulundan çocuklar mı?
-Bir kısmı öyle, bir kısmı başka okullardan. Onlara “çocuk” demek beni rahatsız ediyor, çünkü o “çocuk” denilenlerin kendi aralarındaki konuşmalar şöyle: “Kolay para kazanmanın yolunu bulduk!” “Satarız, onun üzerinden para kazanırız!” Biz, onlara “çocuk” diyoruz ama 15-16 yaşındaki bu kişiler, böyle planlar yapabiliyorlar.

OLAYIN İÇİNDE İKİ EMNİYET MENSUBU VAR

N.Ç. davasında ne oldu? Ö.C. de son durum ne?
-N.Ç., sonuçlanan bir dava. Devletin çeşitli kademelerinde yer alan kişilerin yargılandığı ve hepsinin serbest bırakıldığı, hukukun yüz karası bir dava. Ö.C. davasına da, sonunun böyle olmasından ürkerek başladık. Ne yazık ki, o yöne doğru gidiyor. Ama bu, sadece N.Ç. ya da Ö.C. davası için geçerli değil. Bingöl’deki cinsel istismar davasında tek tutuklu vardı, bir süre önce sanık olan o 8 başçavuş da tahliye oldu. Geçen sene Fethiye davası vardı, onda da benzer şeyler yaşandı. Türkiye’nin her yerinde, çocukların, kadınların isimleri iki harfe indirgeniyor ve davalar hep o çocukların, kadınların aleyhine sonuçlanıyor. Hep elde var sıfır! Bu sözünü ettiklerim, mahkeme aşamasına gelebilenler, bir de hiç gelemeyen tonlarca cinsel istismar vakası var. Ö.C.’ye yapılanlar ihbar edilmeseydi bu, zincirleme gidecekti ve kimse asla bilmeyecekti...
İnsan isyan ediyor...
-Gerçekten de öyle. İnanılmaz bir saldırma, inanılmaz bir aşağılama kampanyası. Tarifi olmayan bir erkek dili. 40 yaşındaki bir adam, 13 yaşındaki bir çocukla birlikte oluyor ve “O da kuyruğunu sallamasaydı...” denebiliyor. Bunlar kahvehanede değil, duruşma salonunda oluyor. Ö.C.’nin avukatı olduğum için bana da saldırmaya çalıştılar. Duruşma salonuna jandarma girdi, benim önüme barikat kurdu. Karşı tarafın avukatları saldırmasın diye, düşünün...
Peki, neden kamuoyunda yeteri kadar yer almadı? Gizlilik kararı olduğu için mi?
-Bu davanın şöyle bir handikapı var: Yargılanan kişilerin 26’sı 18 yaşından küçük. İnsanlar da haliyle, “Ama onlar da çocuk” algısı oluşuyor. İşin içinde iki emniyet mensubu var. Biri tutuklu, biri serbest. İşin, trajikomik tarafı, serbest olan, yargılanmaya başlandıktan sonra, başka bir şehre terfien gönderildi. Onu mükafatlandırmayı uygun bulmuşlar demek ki. Tutuklu olan ise önce yurtdışına kaçtı. Sonra geri döndü. Çünkü erkek hukukuna güvendi. Şimdi cezaevinde ama orada ne kadar kalacağı belli değil.
Diğer cinsel istismar davalarında bir sonuç alınamadığına göre, bu davada da aynı şeyin olmayacağı ne malum...
-Haklısınız. Bizim aslında, hangi menfaati koruduğumuzu da tartışmamız gerekiyor. Evet bu sanıklar, 18’in altında oldukları için, “çocuk” olarak değerlendiriyorlar. Ama ben öyle değerlendirmiyorum. O sanık çocukları, düzenleri bozulmasın diye mahkeme tahliye ediyor, böyle bir tutum sergiliyor. Ama ortada tecavüze uğrayan mağdur bir çocuk var. Ve bu çocuk, geçen mayıs ayından beri Sosyal Hizmetler’de, tam bir yıl 4 aydır ailesinden ayrı. Onun düzenini, ruh sağlığını düşünen yok. Uzun süre ailesine gösterilmedi. İki ay boyunca o Sosyal Hizmetler’e ne pedagog ne bir psikolog uğradı. Sürekli bir izinde olma halinde bahsedildi. Sanki Adapazarı’nda başka doktor ya da pedagog bulunamazmış gibi. Avukatı olarak, benim onunla görüşmemi de engellemeye çalıştılar. Böyle bir anlayıştan söz ediyoruz...


YARIN: Hukukumuz, kesinlikle kadın düşmanı!



X