TBB Başkanı Feyzioğlu'dan açıklama

Güncelleme Tarihi:

TBB Başkanı Feyzioğludan açıklama
Oluşturulma Tarihi: Eylül 05, 2015 13:21

TÜRKİYE Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, TBB Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen, 2015-2016 Adli Yılı Açılış Töreni’ne katıldı.

Haberin Devamı

Törende konuşan Feyzioğlu, "Sayın Cumhurbaşkanı’nın, ’İster kabul edilsin, ister edilmesin Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun yeni bir anayasayla netleştirilmesidir’ şeklindeki ifadesi, Türkiye’nin bir rejim değişikliğine zorlanması ve Anayasa’nın ihlali anlamına gelmektedir. Demokrasi inancı, istenildiği zaman çıkarılıp atılacak bir gömlek hiç değildir" dedi.

"TERÖRE HAYIR, HUKUK DEVLETİ VE DEMOKRASİYE EVET"

Artan terör olaylarına değindiği konuşmasında Feyzioğlu, "Ülkemizin terörle kasıp kavrulduğu, adalete duyulan güvenin her geçen gün azaldığı ve yurttaşlarımızın giderek karamsarlığa kapıldığı günlerden geçiyoruz. Bilinsin ki, millet olarak tarih boyunca benzer olaylara karşı pek çok zaman vermek zorunda kaldığımız mücadeleyi, yine kazanacağız. Yeter ki hep birlikte olalım, 77 milyon vatandaşımızı adalet paydasında kucaklaştırmayı başaralım. Bugün, yargı adına ve toplum için en önemli günlerden biri olan 2015-2016 Adli Yılı açılışında tek yürek, tek nefes sesleniyoruz. ’Teröre hayır, hukuk devleti ve demokrasiye evet’" diye konuştu.

"AVUKATLARA YÖNELİK ŞİDDET EYLEMLERİNDE AYNI TAVRI SERGİLEMELERİNİ BEKLİYORUZ"

Yargı mensuplarına yönelik şiddeti lanetlediğini belirten Feyzioğlu, "Vatan için gerekirse elbette ölünür. Ancak vatan için yaşamak ve çalışmaktır esas olan. Vatandaşlarımız, uluslararası veya ulusal düzlemde, birileri maddi ve siyasi güç kazansın diye ölmek istemiyor; yaşamak istiyoruz bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine. Vatan mücadelesinde geçmişte ve bugün, hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi burada rahmetle anmayı görev biliyoruz. Ruhları şad olsun. Suruç’taki derin katliamda hayatlarının baharında aramızdan koparılan gençleri, Diyadin’de odunlukta kurşunlanan fırıncı delikanlıları, insanları iyileştirmek için çırpınırken öldürülen Doktor Abdullah Biroğlu’nu anarken boğazımız düğümleniyor. Yine bu dönemde teröre kurban verdiğimiz yargı şehidimiz, savcımız Mehmet Selim Kiraz’ı, bürosunda vurularak öldürülen Avukat İsmail Akkaya’yı rahmetle anıyor; yargı mensuplarına yönelik şiddeti lanetliyoruz. H?kim ve savcılardan, avukatlara yönelik şiddet eylemlerinde, bu eylemin bir h?kim ve savcıya yapılması durumunda nasıl tavır alacaklar ise, aynı tavrı sergilemelerini de bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

"HUKUKUN ÜSTÜN OLMADIĞI DÜZENDE HİÇBİR VATANDAŞIMIZIN HUKUKİ GÜVENLİĞİ OLAMAZ"

Türkiye’de devlet ve toplum düzeninin en büyük sorununun keyfilik olduğunu öne süren Feyzioğlu, "Malumunuz olduğu üzere, ülkemizde hukuk, devlet ve toplum düzeninin en büyük sorunu keyfiliktir. Keyfiliğin olduğu yerde hukukun üstünlüğü değil, o an için iktidarı ya da iktidarın belirli parçalarını elinde tutan üstünlerin hukuku geçerli olur. Böyle bir düzende, yani üstünün hukukunun geçerli olduğu bir rejimde, bu üstünler, o an için güçsüz olanların sırtına basarak daha fazla maddi ve siyasi güç elde ederler. Esasen bu, tam bir sömürge düzenidir. Hukukun üstün olmadığı bir düzende hiçbir vatandaşımızın hukuki güvenliği olamaz. Sadece vatandaşların değil, ülkede iş ve yatırım yapmak isteyen hiç kimsenin güvencede olduğundan söz edilemez. Böyle bir düzende, kamuda da layık olanın layık olduğu göreve getirilmesi şeklinde tanımlayacağımız liyakat sistemi çöker. Bunun yerini o an için iktidarda olanların yakınlarının, layık olmasalar bile istedikleri makama, göreve getirildikleri keyfi bir düzen alır" şeklinde konuştu.

"OYUNU BOZMANIN YOLU BİZİ BÖLMEK İSTEYENLERE İNAT ADALETİN PAYDASINDA KUCAKLAŞMAKTIR"

Hukukun üstünlüğüne dikkat çektiği konuşmasında Feyzioğlu, "Hukuk üstün olmadığında, dış politikada, koskoca ülke, sonu bilinmez maceralara sürüklenir; içeride geçici seçim zaferleri uğruna halk kitleleri birbirine karşı düşmanlaştırılır. Çünkü kendi hukuklarını dayatan üstünlerin, kendilerine sınırsız maddi ve siyasi güç sağlayan bu düzeni devam ettirebilmeleri için sürekli iç ve dış düşman yaratmaları gereklidir. Böylece halk, en temel konularda bile asgari müşterekte anlaşamaz hale getirilir ve birbirine vatan haini gözüyle bakmaya başlar. Aynı şekilde, hukuki güvenliğin bulunmadığı bir yerde yatırımlarda büyük bir azalma olacağından, toplumun refah seviyesi de kuşkusuz düşecek; iktidara yakın kişilerin servetleriyle, geniş halk kitlelerinin geliri arasında inanılmaz uçurumlar meydana gelecektir. Kısacası, iktidar çemberindekiler servetlerine servet katarlarken geniş halk kitleleri giderek fakirleşir. İşin aslı şudur; halkın gücünden korkanlar iktidarlarını sürdürmek için halkı bölüp birbirine düşürmek isterler. Bu oyunu bozmanın yolu akıllı ve kararlı olmaktır; merkeze insanı koymaktır. Bizi bölmek ve birbirimize düşürmek isteyenlere inat adaletin paydasında kucaklaşmaktır" açıklamasında bulundu.

"KEYFİ DÜZENLERDE AVUKATLARIN YERİNİ GEÇİCİ EGEMENLERİN YAKINI OLDUĞUNU İDDİA EDEN İŞ TAKİPÇİLERİ ALIR"

"Kutup yıldızı, olmayı başardığımız için gururluyuz" diyen Feyzioğlu, "Toplumumuz, keyfilikle mücadelede önemli kazanımlar elde etmiştir. Şöyle ki; demokrasi ve demokrasinin vazgeçilmezi temel hak ve hürriyetler ancak toplum tarafından özümsenmiş olmaları halinde geniş halk kitlelerinin koruması altına alınır. Halkımız, demokrasi yolculuğunda yaşadığı büyük acılar ve tecrübelerle özgürlüğün ve adaletin; hava, su ve ekmek kadar zorunlu olduğunu, bunları kaybettikçe görmeye başlamış; bu değerleri koruma, kollama ve yeniden kazanma görevini ise herhangi bir yere havale etmek yerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine uygun olarak kendi sahiplenir olmuştur. İşte bahsettiğim kazanım paha biçilmez gördüğüm bu sahiplenmedir. Bu zorlu mücadelede avukatlar, barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak omuz omuza yürüdüğümüz sivil toplum ve meslek örgütleriyle birlikte başarılı bir sınav verdik. Göreve geldiğimizde söz verdiğimiz üzere tüm topluma ’kutup yıldızı’ olmayı başardığımız için gururluyuz. Biz avukatlar için hukukun üstünlüğünün sağlanması, doğrudan doğruya bir iş, aş ve gelecek sorunu haline gelmiştir. Çünkü keyfiliğin hüküm sürdüğü bir düzende, bir avukatın hukuk bilgisi ve emeğiyle fark yaratması ihtimali fazla yoktur. Keyfi düzenlerde avukatların yerini geçici egemenlerin yakını olduğunu iddia eden iş takipçileri alır. Dolayısıyla, avukatın emeğinin değeri maalesef kalmaz" dedi.

"SİYASİ İKTİDARIN AVUKATLIK SINAVININ GETİRİLMESİNE YÖNELİK ANLAMSIZ DİRENCİ AŞILAMAMIŞTIR"

Feyzioğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Avukatlık mesleğinin ve hukuk devletinin geleceğini açık ve yakın şekilde tehdit etmekte olan en önemli sorun avukat sayısının kontrolsüz artışı ve buna bağlı olarak mesleğin kalitesinde kaçınılmaz olarak yaşanan düşüştür. Yeterli altyapıdan ve öğretim üyesinden yoksun çok sayıda hukuk fakültesinin varlığı da hukuk eğitiminin kalitesinin sürekli düşmesine neden olmaktadır. Siyasi iktidarın avukatlık sınavının getirilmesine yönelik anlamsız direnci bir türlü aşılamamıştır. Bu konuda, Türkiye Barolar Birliği olarak iki yıldır büyük bir mücadele yürüttüğümüzü bilmenizi isterim. Bu çerçevede, avukatlık stajına girişin ve avukatlık sınavına kabulün merkezi bir değerlendirmeye tabi tutulmasını öngören bir yönetmelik çıkarttık. Maalesef kanun koyucu, kanun değişikliği yaparak Türkiye Barolar Birliği’nin bu konuda yönetmelikle düzenleme getiremeyeceğini hükme bağladı. Bunun üzerine hukuk fakültelerinin asgari düzeyinin belirlenmesi için bir çalışma komisyonu oluşturduk, fakülte dekanlarını da davet ettik. Bu komisyon, çalışmalarını büyük ölçüde bitirmiştir. Sonuçları önce fakültelerle, daha sonra kamuoyuyla paylaşacağız. Asgari standartların altında olan fakülteleri hem ilan edeceğiz, hem de bu fakültelerin mezunlarını staja kabul etmeyeceğiz"

"SIĞINMACILARIN YAŞADIKLARI İNSANLIK DRAMI TRAJEDİ"

Sorunların saymakla bitmediğini savunan Feyzioğlu, "H?kimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun siyasi iktidardan tamamen bağımsız şekilde oluşmasının ve karar vermesinin bir türlü sağlanamaması. Siyasi iktidar sahiplerinin telkin, tavsiye ve hatta talimat yerine geçebilecek beyanatları üzerine medya kuruluşlarına ve sermaye şirketlerine yargı eliyle operasyonlar yapılıyor olması. Hakim ve savcıların terfi ve tayinleriyle, yüksek yargıya üye seçiminde siyasi düşünce, mezhep ve hemşehricilik yerine bilimsel ölçütlerin ve liyakat usulünün bir türlü getirilememesi. Anaokulu çağından başlayarak, aklın ve bilimin ışığında hükümetler üstü bir politika olarak belirlenmesi gereken eğitimin, iktidar partisine sorgulamadan biat eden nesiller yetiştirmek amacıyla çarpıtılması; buna bağlı olarak laik, akılcı, bilimci, barışçıl, demokratik temellere dayanan Cumhuriyet’e karşı planlı bir karşı devrimin, rotasını hiç bozmadan sürekli ilerlemesi; böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği hedefinden saparak bir Ortadoğu devleti haline dönüştürülmesi; bunun için de gerek duyulan toplumsal mühendisliğin eğitim, basın ve yargı yoluyla planlı bir şekilde hayata geçiriliyor olması. Avukatlık kimliğinin kanuna rağmen bankalarda resmi belge olarak kabul edilmemesi. Yeşil pasaport sorunu. Adliyelere girişlerde maruz kaldığımız hakim ve savcıya kıyasla ayrımcı uygulamalar. Emeklilikte ek gelir sorunu. CMK avukatlarının ücret sorunu. Adli yardım fonlarının ihtiyacı karşılamakta son derede yetersiz kalması. Genç avukatların ve stajyer avukatların, ekonomideki duraklamaya, sayının çokluğuna ve yargıya duyulan güvenin azalmasına bağlı olarak yaşadıkları ağır maddi sorunlar. Yargılamalarda sıklıkla rastladığımız avukatı yok sayma, kendini avukattan üstün görme yaklaşımı. H?kimlerin usul kurallarını yeterince bilmemeleri sebebiyle kendi usul kurallarını icat etmekte pek çok zaman hiçbir beis görmemeleri. Bilirkişilerin dosyanın fiilen karar vericileri konumuna getirilmiş olmaları. Bir yandan yüksek mahkemelerin daire sayısının, bu mahkemelerin içtihat mahkemesi olarak artık nitelendirilemeyecek şekilde arttırılması, diğer yandan da yetersiz ve vasıfsız incelemelerle hükümler kurularak adalete olan inancın giderek zayıflamasına neden olunması. Cezaevlerinin insani yaşamanın asgari koşullarını bile sağlamaktaki yetersizliği. Sayıları her geçen gün artan ve milyonları geçen sığınmacıların yaşadıkları insanlık dramı, öte yandan kamu düzeninin uğradığı ağır zarar ve hukuku, mesleğimizi ve insanlığı ilgilendiren daha yüzlerce sorun, skandal, trajedi" diye konuştu.

"TBB’NİN AÇIKLAMALARI KİMİLERİNE RAHATSIZLIK DA VERSE GÜNDEMİMİZİN EN ÜST SIRALARINDA YER ALMAYA DEVAM EDECEK"

Feyzioğlu, konuşmasında şunları kaydetti: "Bunları çözmek için, bir olmalıyız, iri olmalıyız, diri olmalıyız. Toplumumuza, avukatın hakkının ihlal edildiği bir yerde, aslında vatandaşın hak ve özgürlüklerinin sınırlandığını anlatmalıyız. Biz avukatlar mesleki sorunlarımıza sahip çıkarken, toplumsal hayatın getirdiği ve yurttaşlarımızı ilgilendiren her sorunun da takipçisi olmaya, insan hak ve özgürlüklerini her ortamda korumaya devam edeceğiz. Aksi, yeminimize ihanet anlamına gelir ki bunu da hiçbir avukat yapmaz. Bu bağlamda, Türkiye Barolar Birliği’nin, hak-hukuk ihlalleri başta olmak üzere, özellikle hukuk dünyamızın güncel gelişme ve sorunlarına ilişkin görüş, öneri, çağrı ve açıklamaları, ’dikensiz gül bahçesi rüyaları gören’ kimilerine rahatsızlık da verse, sürekli olarak gündemimizin en üst sıralarında yer almaya devam edecektir"

"DANIŞTAY, YARGITAY AÇILIŞ TÖRENLERİNE TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’Nİ KONUŞMACI OLARAK DAVET ETMEKTEN ÇEKİNMİŞTİR"

Danıştay ve Yargıtay’ın açılış törenlerine TBB’yi konuşmacı olarak davet etmekten çekindiğini savunan Feyzioğlu, "Her yönetim düzeninde iktidar vardır. Ancak sadece demokrasilerde etkili muhalefet olabilir. Her ülkede basın vardır. Ancak sadece demokrasilerde ifade ve basın hürriyeti vardır. Her hukuk düzeninde suçlayan ve yargılayan vardır. Ancak sadece demokrasilerde etkin ve bağımsız savunma vardır. Böyle bakıldığında, h?kimi ve savcıyı hukuk devletinin h?kimi ve savcısı yapan avukattır. Bilindiği üzere, doğruları en saygılı ifadelerle bile duymaya tahammül edemeyen muktedirler, 72 yıllık adli yıl açılış töreni geleneğini kanunla mevzuattan kaldırmışlardır. Burada hedef, milleti temsil eden bağımsız savunmanın susturulması olmuştur. Maalesef bu gelenek, katıksız bir demokrasi bilinciyle sürdürülebilecek ve siyasi iktidara, yargı, ’sana boyun eğmiyoruz’ mesajı verilebilecek iken, önce Danıştay, sonra Yargıtay, açılış törenlerine Türkiye Barolar Birliği’ni konuşmacı olarak davet etmekten çekinmiştir. Muktedirler karşısında yargı düzenimizin bu iki yüksek mahkemesinin takındığı tutumun yargı tarihimize altın harflerle yazılmayacağı kuşkusuzdur. Dünya tarihi, baskı dönemlerinde, en sıradan insanların devleştiği, sırmalarla süslü yüksek makamların temsilcilerinin ise tarihte silinip gittiği nice örneklerle doludur" şeklinde konuştu.

"DANIŞTAY VE YARGITAY YÖNETİMLERİNİN SİYASİ İKTİDAR KARŞISINDAKİ BOYNU EĞİK TUTUMLARI ÜZÜNTÜ VESİLESİ OLMUŞTUR"

Danıştay ve Yargıtay yönetimlerinin siyasi iktidar karşısında boynu eğik bir tutum içerisinde bulunduğunu iddia eden Feyzioğlu, "Danıştay ve Yargıtay yönetimlerinin siyasi iktidar karşısındaki bu boynu eğik tutumları hepimiz için ve özellikle ülkemizin namuslu, fedak?r, çalışkan binlerce h?kim ve savcısı için büyük bir üzüntü vesilesi olmuştur. Bu önemli günde uzaklardan, diğer ülkelerden gelen değerli meslektaşlarımızın, Türkiye’nin her yerinden baro başkanlarımızın, baro yöneticilerinin, delegelerimizin ve avukatların, hakimlerin ve savcıların bizlerle el ele, gönül gönüle, adli yıl açılışını onurlandırmaları, mesleki dayanışmanın çok ötesinde evrensel değerlere birlikte sahip çıkışın en önemli kanıtıdır. Tüm katılımcılara bir kez daha teşekkür ediyorum. Hukukun üstünlüğünü savunan, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinden yana taraf olup aydınlıkla karanlığın savaşında aydınlıktan yana duruş sergileyen, başta yurt dışından katılım sağlayan konuklarımız olmak üzere, hukuk devletinin yılmaz savunucuları baro başkanlarımıza, toplumun önündeki en önemli dinamikler olan sivil toplum ve meslek örgütlerinin ve sendikaların değerli temsilcilerine, savunmanın temel taşları avukat meslektaşlarıma, h?kim ve savcılarımıza ve tüm katılımcılara şükranlarımızı, sevgilerimizi, saygılarımızı sunuyorum. Elbette bir büyük teşekkürü de hepimizin cefasını çeken adliye emekçileri fazlasıyla hak ediyor" ifadelerini kullandı.

"ADALET, MÜLKÜN YANİ ÜLKENİN TEMELİDİR"

Feyzioğlu, Adli Yılı Açılış Töreni’ndeki konuşmasında "Ülkemizin yargı sisteminin bilişim alt yapısı, devletin bilişim altyapısına paralel olarak çok büyük gelişim göstermiştir. Telekomünikasyondan ulaşım ağlarına kadar ülkemizde çok önemli hamleler gerçekleştirilmiştir. Ancak, yöneticileri tarihe mal eden kaç kilometre yol, kaç bina diktikleri değil, adalete saygı duyup duymadıklarıdır. Çünkü adalet, mülkün yani ülkenin temelidir. Adalet sistemi çökerse, o ihtişamlı saraylar ve binalar da başta içinde olanlar olmak üzere hepimizin başına çöker. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden itibaren, yurtta barış, dünyada barış ilkesini esas almıştır; laik, demokratik bir düzeni hedeflemiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyeti yaşatmak için fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller gereklidir, sözü; araştıran, sorgulayan, ön yargılı olmayan, şüphe eden ve bu şekilde ulaştığı doğrular için sonuna kadar mücadele azminde olan bireyleri tanımlamaktadır. Yani, hak ve sorumluluklarla donatılmış vatandaşları. Şu halde bize düşen görev, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini doğru anlamak ve 21. yüzyılın ihtiyaçlarıyla yoğurarak doğru uygulamaktır. Bunun için evvelki günün, dünün ve bugünün doğru ve yanlışlarından dersler çıkarmak zorundayız. Ancak böyle yaptığımızda parlak bir geleceği birlikte inşa edebiliriz" dedi.

"YARGININ BASKIDAN KURTARILMASI İÇİN ÇABALARIMIZI SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ"

Feyzioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye’nin bir yandan terörle kasıp kavrulduğu, diğer yandan da iktidarın kendinden görmediği her kesime uyguladığı baskılarla bir korku devletine dönüştürülmek istendiği, yargının siyasi öç alma aracı olarak kullanıldığı bugünlerde bizler, baskıya ve korkuya karşı en güçlü panzehirin kol kola girmek ve hep birlikte konuşmak olduğunu biliyoruz. Bu doğrultuda, kuvvetler ayrılığı ilkesini yeniden hayata geçirerek yargının her türlü baskıdan kurtarılması için çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Bizler, bütün kural ve ilkeleriyle hayata geçirilecek laik, çoğulcu, sosyal devletçi, hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokratik rejimin ülkemizde birlik ve beraberlik içinde yaşamanın vazgeçilmez koşulu olduğunu bir kez daha ilan ediyoruz. Hukuk devleti ve demokrasi için yürüttüğümüz bu mücadele, 77 milyon yurttaşımızı aynı paydada buluşturacak yeg?ne yöntemdir. Bu mücadele, her vatandaşımızın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla hem gurur hem güven duymasını ve geleceği de kol kola birlikte inşa etmesini sağlamak içindir"

"CUMHURBAŞKANI’NIN İFADESİ, TÜRKİYE’NİN REJİM DEĞİŞİKLİĞİNE ZORLANMASI VE ANAYASA’NIN İHLALİ ANLAMINA GELMEKTE"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin yönetim sistemi hakkındaki açıklamalarını eleştiren Feyzioğlu, "Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz, hükmü Anayasamızın temel hükümlerinden biridir. Ne var ki, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, ’İster kabul edilsin, ister edilmesin Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun yeni bir anayasayla netleştirilmesidir’ şeklindeki ifadesi, Türkiye’nin bir rejim değişikliğine zorlanması ve Anayasa’nın ihlali anlamına gelmektedir. Demek ki toplumsal düzenimizde keyfilik, en baştan en aşağıya kadar yayılmış durumdadır. Demokrasi, isteyenin istediği zaman binip inebileceği bir tramvay değildir. Demokrasi inancı, istenildiği zaman çıkarılıp atılacak bir gömlek hiç değildir. Ve aslında son zamanlarda yaşadığımız sorunlardan çıkış formülü de, yasamanın, yürütmenin ve yargının kendi sınırlarına çekilmesi ve sınırlarını bilmesidir" diye konuştu.

"HUKUK DEVLETİ VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ MUTLAKA KAZANACAĞIZ"

Feyzioğlu, şöyle konuştu: "Elbette bu zor günler geçecek. Aklıselim, h?kim olacak. 77 milyon yurttaşımız, insan hakları ve katılımcı-çoğulcu demokrasinin sağladığı eşit vatandaşlık paydasında, zulmün her türlüsünden arınmış güzel ülkemizde bir büyük biz olarak yaşayacak. İşte bu tarihi kucaklaşmayı sağlayacak olan ortak lisan, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin evrenselleşmiş ilkeleridir. Umutluyum, çünkü birlikteyiz. Umutluyuz, çünkü kararlıyız. Hukuk devleti ve demokrasi mücadelesini mutlaka kazanacağız. Savaşların çocukları vurduğu, sahile vuran minik bir bedenle insanlığın da öldüğü bu dünyada özgürlük eninde sonunda kazanacaktır. Kavgayı bir ağacın yaprağına yazmak isterdim, sonbahar gelsin yaprak kurusun diye. Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdim, yağmur yağsın, Bulut yok olsun diye. Nefreti karların üzerine yazmak isterdim, güneş açsın karlar erisin diye. Ve dostluk ile sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazmak isterdim, onlarla büyüsün, dünyayı sarsın diye"

BAKMADAN GEÇME!