"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Tayyip Erdoğan’a dair son hükümler

* Tamam, çok farklı bir Başbakan... Tamam, alışıldık siyasetçi tipine pek benzemiyor. Tamam, bu açıdan epey puan da topladı / topluyor... Ama sanırım yanlışı şu: Alışıldık siyasetçi tipine benzememenin bir kıvamı vardır. Bazen o kıvamı kaçırıyor.

* Bütün gazeteleri, bütün televizyonları kendisine bağladığında arızanın son bulacağını düşünüyor... Oysa gazete ve televizyon arızası, hiç bitmeyen ve bitmeyecek bir arızadır. Bir yerden önünü alırsın, bir de bakmışsın başka yerden fışkırıvermiş...


*
Türkiye’ye yaptığı büyük iyiliklerin, büyük hizmetlerin herkes tarafından takdir edilmesini bekliyor. Takdir edilmediğini gördüğünde de önce şaşırıyor, sonra öfkeleniyor. Oysa Peygamberlere bile muhalefet yapıldığını gayet iyi bilmesi gerekmez mi?


*
Seçime tek başına giriyor... Bütün riski kendisi üstüne alıyor... Teveccühün tamamını kendi hanesine yazıyor... Aslında haksız da sayılmaz... Ama işin bu kısmını hep göz önünde bulundurduğu için “istişare” kavramını unutuyor... Halbuki “şura” kutsal bir kurumdur...


*
Karmaşık konuların çözümünü bazen çok hafife alıyor... Konut sorununu TOKİ aracılığıyla çözdüğü gibi “Kürt sorunu”nu da gayet kolay çözebileceğini düşünüyor...


*
Köşe yazarlarıyla laf yarıştırıyor... Köşe yazarları yazı yazmazsa memleketin gül gibi idare edileceğini sanıyor... Oysa köşe yazarları, muhalefetsiz kalmış bir memleketin öfkesini dillendirme alanıdır... Hem de kolay ve zararsız yoldan...


*
Kendisinden önce memlekete bir çivi bile çakılmadığını söylüyor... Siyasetçilerin bazen abartılı laflar etmesi hoş görülebilir... Ama “benden önce bir çivi bile çakılmadı” dersen, “Allah’tan kork... Sen nerede yetiştin? Gökten zembille mi indin” derler ki, pek de yalan olmaz bu konu...


*
Türkiye’yi idare ederken “Ağzımla kuş tutsam bile bana karşı çıkanlar olacaktır” anlayışına sahip olması gerektiğini hep unutuyor... Bu yüzden idare etmek yerine yönetmeye ve yönlendirmeye kalkıyor... İnsanoğlunun “çatık kaş hükümet dedikleri zat” şeklindeki tiplere karşı antipati besleyebileceğini bilmiyor.


*
Düşmanlıkları ve cepheleşmeleri o kadar körüklüyor ki, bal gibi haklı olduğu Danıştay kararı konusunda bile haksız bulunabiliyor...


*
Bir özgüven patlaması yaşıyor... Aslında özgüven iyi bir şeydir... Kendine güvensiz, pısırık birinin Başbakanlık makamında oturmasını istemeyiz... Ama özgüvenin fazlası da başka türlü komplikasyonlara yol açar... Nitekim açıyor da...


*
Tahammül ve hoşgörüden giderek uzaklaşıyor... Oysa Türkiye’nin yakın tarihi, makam odalarında kendilerini eciş bücüş çizen karikatüristlerin karikatürlerini sergileyen başbakanların tarihidir...

 

Muhteşem bir ayar

 

HANİ “Tarihte görülmüş muhteşem ayarlar” konusu ne zaman açılsa...

Anlatılan bir Churchill hikayesi vardır...


Şöyle ki:


Churchill
, parlamento kürsüsünden konuşurken bir kadın parlamenter, “Sen kocam olsaydın kahvene zehir katardım” demiş.


Bunun üzerine Churchill, muhteşem ayarı vermiş:


“Hanımefendi, siz karım olsaydınız o zehri tereddütsüz içerdim.”


Bu kadar tarihe geçecek boyutta değil ama bizim Hülya Avşar da geçen gün kendi televizyon programında Tuğba Ekinci denilen hanıma hiç de fena olmayan
bir ayar vermiş.


Şöyle ki:


Tuğba Ekinci: “Hülya Hanım, bu memlekete ne senden, ne de benden bir tane daha gelir, değil mi?”


Hülya Avşar: “Vallaha Tuğbacığım, benden bir tane daha gelmez ama senden bir iki tane daha gelebilir.”


Vallaha güzel...


Ayar veren ağızlar dert görmesin...

 

Yedi Kocalı Hürmüz’ün beş kaybetme nedeni

 

* BİR - Müzikal dediğimiz tür, Türk milletinin pek de sıcak karşılamadığı bir türdür...


*
İKİ -
Kadınlar konusunda alabildiğine açılamamış bir millete “Gökten erkek yağsın” diye şarkı söyleyen kadınlar korosu, hiçbir zaman inandırıcı gelmeyecektir.


*
ÜÇ -
Edasından ve işvesinden geçilmez, hükümet gibi bir kadın olan “Hürmüz”ü, zamanenin en delikanlı kızlarından biri olan Nurgül Yeşilçay’ın canlandırması yanlış bir tercihtir.


*
DÖRT -
Gerçi Recep İvedik türü şaklabanlıklar hâlâ prim yapıyor ama biz sanırım milletçe kekemeliğe gülmeyecek kadar olgunlaştık.


* BEŞ -
Bazı filmleri bazı oyuncuların şahane oyunculukları bile kurtaramaz... Bakınız: Gülse Birsel’in performansının kurtarışa yetmemesi gibi... 

X