"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

"Tayyip Bey'i kızdıracak çok şey yaptım."

Engelli insanların hayatlarını farklı duygularla yazarız veya okuruz. Hayatın anlamı ile ilgili mesaj vermek; engellerin, bedenlerde değil beyinlerde olduğunu anlatmak isteriz.

Çok masum olan bu isteğimiz belki de insanımızı engellilere karşı uzak tutuyor. Dünya görüşü ne olursa olsun engelli kişilerin söylemlerine tepki vermek istemeyiz. Televizyonda engelli oyuncuyu izlemek istemediğimiz için kanal değiştiririz.

Bizleri bu şekilde hareket etmeye iten MERHAMET duygumuz en büyük engelimizdir. Kim bilir belki de insanımızı suçlamadan önce onlara sunduğumuz engelli profilini eleştirmeliyiz.

……..

Hani genellikle Hürriyet yazarlarını eleştirirler “Falanca kişiyi amma parlattınız” diye. İşte bugün yapmak istediğim tam olarak bu. PARLATMAK…

Lokman AYVA isminde bir adam yaşıyor ülkemizde. Görme engelli. Milletvekilliği yapmış. Zeki bir insan. Başarılarla dolu bir hayatı var ama hepsinden önemlisi çok esprili ve cesur. Yıllar sonra mezun olduğu üniversiteye giderken şoföre yolu tarif edebilen, tabiri caizse Cem YILMAZ’a rakip olabilecek seviyede espri yeteneği olan kendisiyle bu kadar dalga geçebilen ikinci bir insan tanımadım.

Kafasına yatmadığı hususlarda Tayyip Bey’e itiraz edip, “Tayyip Bey’in görsel karizması beni ilgilendirmiyor, insanlığı ilgilendiriyor” diyebilen bir adam.

Hayatın yaşanan ama konuşulmayanlarını konuştuk Lokman Ayva’yla. Kendisiyle tanışmanızı şiddetle tavsiye ederek, sizleri bu renkli insanla baş başa bırakıyorum.

Lokman Ayva kimdir?

Felsefi anlatmam gerekirse ismimin baş harflerinde gizli: “LA” Arapça “hiç” demek. Ben de öyleyim ve öyle hissediyorum. Mücadelem, bir yanlışlığın düzeltilmesi mücadelesi yani insanlık engellilik meselesini yanlış biliyor. Bu bilginin düzelmesine hayatımı adadım. Eğitimlerimi falan bilirsiniz. İlkokulu okuduğumda görüyordum. Sonra kör oldum ve körler okuluna gittim. Liseyi görenlerle Konya’da ve Ankara’da Cumhuriyet Lisesi’nde okudum. Üniversiteyi ve yüksek lisansı da Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde tamamladım. Doktorayı yine Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nde okuyorum. Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi, birçok uluslararası toplantıda da Avrupa Konseyi’ni temsil ettim. Türkiye Beyazay Derneği’nin başkanlığını yürütüyorum. Evliyim ve harika iki oğlum var.

Doğuştan mı engellisiniz?

Hayır. Engellilerin 4/5’i gibi sonradan engelliyim. 11 yaşında 23 Nisan günü başlayan bir Menenjit hastalığı geçirdim.

“Engelli olmasaydım şunları yapardım” dediğiniz şeyler var mı?

Bu sorunuz vesilesiyle de düşündüm. Fakat aklıma gelmiyor. Şunu fark ettim: Engelli olarak yapmam gerekenleri, yapmak istediklerimi bitirememişim ki engelsiz olarak da şunu yapayım diyebileyim. Daha doğrusu engeli bir tarafa bırakırsak yapmak isteyip de yapamadığım bir şey olmamış.

TAYYİP BEY’İ KIZDIRACAK ÇOK ŞEY YAPTIM.

Tanıdığımız engelli insan profilinden uzak birisiniz. Tayyip Bey bile size “Lokman, senin engelli olduğuna dair şüphelerim var” diyerek takılıyor bildiğim kadarıyla. Siz kendinizi diğer engellilerden farklı görüyor musunuz?

Tabi herkes birbirinden farklıdır. Üstünlük anlamında soruyorsanız, benden üstün engelli sayısı üstün olmayanlardan daha çoktur. Pek çok açıdan yetenekli, becerikli, kapasiteli engellilerle tanışıyorum. Hayran oluyorum. Tek dezavantajları ben kadar şanslı değiller. İşte benim bütün hayatım bunun için adanmıştır. Yani benim yakaladığım şansa herkes sahip olsun diye şansı kurumsallaştırma mücadelesi. Tayyip Bey’le bizim çok önemli, güzel ve uzun bir geçmişimiz var. Onu kızdıracak pek çok şey yaptım ama kötü niyetle yapmadığım için her seferinde affetti. Bir ağabey-kardeş ilişkisi bizimki. Aramızda neredeyse maske yok diyebilirim. Onun görsel karizması beni etkilemiyor. İnsani vasıfları benim için daha önemli ve etkili. Bazen bu samimiyetle haddimi aşarak espri yaptığım bile oldu. Çok önemli bir toplantıda “Kör, tuttuğunu bırakmazmış” demiştim. Bizim diyaloglarımız neredeyse milli fıkra haline geldi. Pek çok dostlarımız anlatırlar. Sağolsunlar.

Değil Tayyip Bey’i değil kızdıracak bir şey yapmayı, söylediği sözün üstüne söz söylemeyen bir sürü insan var. Siz nereden buluyorsunuz bu cesareti?

Aslında o cesareti Tayyip Bey veriyor. Ben yaklaşık 13 yıl MKYK üyeliği yaptım. Şu ana kadar “Şunu da söyleyebilsem” diye bir şey içimde kalmadı. Siz samimi olursanız, siz insanlığın faydasına, memleketine hayrına bir şey söylerseniz üslubunuz kötü de olsa Tayyip Bey can kulağıyla dinler. “Çiftçilere zam yapalım” darken aslında kastettiğiniz kendi tarlalarınız ise buna tepesi atar. Sözünün üstüne söz söyleyemeyenler kendileri kaybetmekten korktukları için söylemiyorlar. Öyle ağabeylerimiz var, fırça yeme riskine girmemek için iş yapmıyorlar. Öyle akıl kisvesi altında sadece tespit yapan ağabeylerimiz oluyor. Tayyip Bey “Çözüm ne?” deyince duvar kesiliyorlar. Sorunu söylemeye tamam. Bu, bir değerdir. Ama daha güzeli üzerinde çalışılmış çözüm önermektir. Ben Tayyip Bey kadar demokrat ve istişareye değer veren lidere rastlamadım.

SUUD, GÖRME ENGELLİ OLDUĞUM İÇİN KIRMIZI PASAPORTUMA EL KOYDU.

Toplumumuz genellikle engellilikle mağduriyeti yan yana görüyor. Başarılı profil gördüğü zaman tepkisi ne oluyor?

Beni seven, beraber çalışmalar yaptığım pek çok dostum, benim başarılı olduğumu düşünerek “Biz seni özürlü saymıyoruz” diyorlar. Aslında söylemek istedikleri şey şu: “Senin yaptıkların bizim kafamızdaki engelli kalıbına uymuyor.” Böyle tepkilerin yanı sıra başarıyı abartanlar oluyor. Daha ilginci o başarıyı inkâr edenler oluyor. Boğaziçi’nde öğrenciyken kimlik kontrolü esnasında görme engelli bir arkadaşımıza polis demiş ki: “Boğaziçi’nin bu öğrenci kimliğini sana kim verdi?”

Sizin yaşadığınız enteresan hikâyeleriniz var mı?

Suudi Arabistan’da hac vazifemi ifa ederken Medine’ye gidiyorduk. Milletvekili olduğum için kırmızı pasaportum vardı ve bana layık görmemiş olacaklar ki sahte pasaport diye elimden aldılar. Ali Babacan dostumuz o zaman Dış İşleri Bakanı idi. Müdahale etti. Kaldığımız otele pasaportu getirdiler ve Diyanet Başkanlığı yetkililerinden resmi olarak özür dilediler. Amerika’da dostlarımı ziyarete gitmiştim. Oranın mahalledeki çocuklar, ABD’de parlamenterlere “Congressman” diyorlar ve benim sıradan bir insan olduğumu düşünerek inanmak istemediler. ABD’de bile sıradan insan olarak görülmeme çok mutlu olmuştum. Öyle ki ABD’de sıradan olmazsan mahvederler. Manavgat’ta bir köylünün çardağında gözleme falan yemiştik. O köylüyü de inandıramamıştım. Ortak gerekçeleri “Bu, bizim gibi biri” idi. Bu vesileyle şunu söyleyeyim: İşte tüm engellilerin her hangi biri gibi algılanıp dışlanmamalarını çok istiyorum.

“SEN ONA ACIDIĞIN İÇİN EVLENMEK İSTİYORSUN, ÂŞIK DEĞİLSİN.”

Genel olarak ülkemizde aileler çocuklarının engelli biriyle evlenmesine karşı. Nedir aileleri korkutan?

Kendi ördükleri tel örgülerin dışına çıkamamaları. Bana sorduğunuz bu soruyu çoğu insan kendi kendine bile soramaz ve tartışamaz. Serbest tartışmada bu karşı çıkışın mantıksızlığına ulaşırlar. Bu mantıksız davranış niye var o zaman? Ezber. İnsanlar, ezbere yaşamanın dayanılmaz kolaylığını yaşıyorlar. Bir arkadaşıma kızlarını vermeme gerekçesi olarak “Kömür taşıyamaz.” demişlerdi. Arkadaşım evlendi evleneli hep kaloriferli evde oturuyor. Teknik olarak “Marka” kavramıyla açıklayabiliriz. Sevdiğiniz bir otomobil markasını mantıklı göstermek için binlerce özellik söyleyebilirsiniz. Hâlbuki o özellikler veya fazlası başka bir otomobilde olabilir. Engelli birine âşık olur, hatta onu bastırırsınız. Onu başka yönlere kaydırırsınız. Ona yardım ederek, onun iyileşmesi için dua ederek aşkınızı gebertmeye çalışırsınız. Engelli biriyle evlenmeyi istemediğinizi hissedersiniz ama açıklayamazsınız. Sadece bir imajdır, algıdır ve mantıksızdır.

Siz ilişkilerinizde sorun yaşadınız mı?

Benim ilişkilerimde de çok karşı çıkıldı. Gerekçeleri de tuhaftı. “Sen ona acıdığın için evlenmek istiyorsun. Aslına ona âşık değilsin.” Gibi gerekçeler söylendi beni seven kıza. Sanki biz sevip sevmediğimizi, evlenip evlenemeyeceğimizi değerlendiremeyecek tipte insanlarız. Her iki tarafı da küçümseyen, üstten bakan tutum ve davranışlar. Kendileri her şeyi daha iyi bilirler. Öyle ki benim kalbimdeki aşkın ve duygunun ne olduğunu bile benden daha iyi bilebilirler. İşte böyle mantıkla açıklanamayan durumlar.

ÇAPKINLIK ENGEL TANIMAZ.

Engelli olmak bir erkeğin çapkın olmasına engel midir?

Çapkınlık engel tanımaz. Tabi ki engel değildir. Her insan gibi engelliler de çalışkan veya tembel, dürüst veya yalancı olabilir. Bu özellikler karşıdakini nasıl etkiliyorsa çapkınlık özelliği de olabilir ve karşıdakini etkileyebilir. “Şeytan tüyü” engelsizlere mahsus bir şey değildir. Bunun psikolojisi, sosyolojisi ve sosyal psikolojisine girelim mi bilemiyorum. İstersen bir ara onları da konuşuruz. Ama şimdi gelebilecek alt soruları tahmin edebiliyorum. “Engelli bir erkek engelli kadınlarla mı çapkınlık yapar?”, “Engelsiz kadınlarla çapkınlık durumu nasıl?”, “Engelsiz kadınlar da yapar mı?” gibi birçok alt başlıkları var bu işin.

KİŞİNİN ENGELİNE GÖRE SEKS YAPMANIN AVANTAJI VE DEZAVANTAJLARININ KONUŞANLAR VAR.

Peki, alt başlıkları başka zaman konuşuruz ama bir şeyi merak ediyorum. Engelli erkeğin çapkınlık yapmasına toplumun tepkisi nasıl?

Gözlemlediğim kadarıyla önce şaşkınlık içinde kalıyorlar. Sonra aslında çok ciddi bir merak söz konusu. Engelli kişi nasıl seks yapıyor mesela? Hatta o kişinin engeline göre onunla seks yapmanın avantaj ve dezavantajlarını konuşanlara bile rastladım. Tabi şunun farkında olmak lazım: Çapkınlık erkekler için çok büyük bir başarı olarak algılanır. “Engel” kelimesiyle “çapkınlık” bir araya gelince müthiş bir başarı durumu. “Adama bak ya, helal olsun” gibi tepkiler var. Azınlıkla da olsa, “Engeline bakmadan utanmaz herif, yediği haltlara bak” falan diyen de oluyor. Taraflardan biri olan kadın tarafı genellikle ilişkiden memnun kaldığı için önemli bir şey keşfetmişçesine çevresiyle memnuniyetle paylaşıyor.

İNSANLAR GÖZLERİNDEN YÖNETİLİYORLAR.

İnsanların tepkilerini görmemenize rağmen bu kadar net gözlemlemeniz müthiş. Türkiye Beyazay Derneği olarak başlattığınız iki önemli projelerinizle ilgili sorulara geçmeden önce hayat enerjinizin, neşenizin kaynağını sormak istiyorum.

Bunu bir gün ben de Metin Şentürk’e sordum. “Yahu Metin, biz körlerin neşeli olduğunu düşünüyorlar ve sebebini merak ediyorlar. Sence neden?” dedim. O da “Ağabey, sorunları görmüyoruz ya belki de ondan.” demişti. Asıl nedeni şu: İnsanlar gözlerinden yönetiliyorlar. Sizin ne zaman mutsuz veya mutlu olacağınıza başkaları karar veriyor. Bir bakışla insanlar sizi mutsuz edebiliyor. Üşümek bile öyle. Bir gün kışın Paris’te yürüyoruz. Ortalık karlı. Grupta bir tek ceketli benim. Diğerleri hep paltolu. Havanın soğukluğunu değerlendirmeye en müsait benim. Üşüyeceğimi söylüyorlar. Havanın soğuk olmadığını söylüyorum. Ama “herkes paltolu” diye cevap veriyorlar. Adam evinden çıkarken paltoyu almış, ne yapsın, nerede taşısın? En iyi sırtında taşıyor. Üşümek bile görsel. İşin doğrusu mutsuz olacağınız şeyler o kadar azdır ki. Maalesef bunun çoğu da görseldir. Bence insanlar dışarı değil, kendi içlerine baksınlar.

*Röportajın projelerle ilgili bölümü devam edecek…

X