Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tayyip Bey, hiç anneniz kapkaç mağduru oldu mu?

<B>BAŞBAKAN Erdoğan </B>kapkaç ve diğer adi suç olaylarının basın tarafından abartıldığını söylüyor. <br><br>Zaten Sevgili Başbakanımızın son dönem söylemi bu.

Başbakan Erdoğan’a sormak isterim, her gün onlarcası polise akseden, daha fazlası ‘Nasıl olsa yakalanmaz, zamanıma yazık’ diye polise aksettirilmeyen bunca olayı basın mı yapıyor?

Gazeteciler boş zamanlarında kapkaç mı yapıyorlar.

Yine sorarım Sayın Başbakan’a acaba sizin anneniz veya eşiniz de benim annem gibi iki kez kapkaça maruz kalsa, anneniz bir yıldır kapkaç sırasında bacağında oluşan darbeden ötürü ıstırap çekse yine ‘Basın abartıyor’ diyecek misiniz?

Tayyip Bey, bizim eşimiz, çoluğumuz çocuğumuz sizinkiler gibi yanlarında korumalarla gezmiyorlar.

Evlerimizin önünde polis kulübeleri yok (ki, evinin önünde polis kulübesi olan eski Başbakan Çiller’in bile evi soyuldu).

Bizim yakınlarımız, bu ülkede yaşayan vatandaşlar sokakta yalnız başlarına çevrelerinde bir koruma duvarı olmadan dolaşmak zorundalar.

Ve büyük kentlerde kapkaçla, hırsızlıkla karşılaşan vatandaşların oranı yüzde 30’ları bulmuş.

Bu oran az ise ‘Evet biz abartıyoruz’.

Bu oran çok ise siz ‘Durumu anlamıyorsunuz.’

Ki, bence en vahimi de bu.

Bir hırsızlık ve polisin tavrı

TAYYİP Erdoğan
hırsızlık olaylarını basın abartıyor diyor. Ben de ona ‘kendi mahallesinden’ bir yaşanmış olay aktarmak istiyorum. Yer Kasımpaşa. Kasımpaşa’nın en işlek caddesindeki bir dükkan.

Gece hırsızların saldırısına uğruyor. Camı kırıp içeriyi talan etmek istiyorlar. Ama cam kırılsa bile dağılmıyor ve hırsızların girişimi başarısızlıkla sonuçlanıyor. Sabah olayı gören işyeri sahibi polis çağırıyor. Sivil bir ekip geliyor(plakası bende mevcut, isteyen yetkiliye verebilirim). İşyeri sahibi polisin yeterli olmadığını söyleyince şöyle bir yanıt alıyor:

‘Silah alın ve kendi işyerinizi kendiniz koruyun.’

Bu sözler üzerine işyeri sahibi sinirleniyor ve ‘O zaman siz ne işe yarayacaksınız?’ diye soruyor. Polislerin yanıtı eğlenceli:

‘1 Nisan’dan sonra hiçbir işe yaramayacağız. Yeni yasa yürürlüğe girsin siz bugünü bile ararsınız.’

Polisin bu tavrı, son günlerde artan hırsızlık olaylarında ‘Bilinçli bir ihmal mi var’ sorusunu gündeme getiriyor.

Sanki birileri yeni TCK’ya karşı bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.

Haysiyet cellatlığının cezası yok mu?

MUSTAFA Sarıgül
aklandı. Danıştay, muhakemeye bile lüzum görmedi. Eee, ne olacak şimdi. Aylardır yürüttüğü ‘haysiyet cellatlığı’ Deniz Baykal’ın yanına kár mı kalacak.

Yönetiminde kendi atadığı adamlar olan İş Bankası’nı bile Mustafa Sarıgül’le rüşvet ilişkisi ile suçlayan, Kurultay’da bütün stratejisini Sarıgül hakkındaki yolsuzluk iddiaları üzerine kuran Deniz Baykal ne yapacak!

Çıkıp ‘Kardeşim Mustafa senden özür diliyorum. Ayıp ettim. Haksızlık ettim’ diyebilecek mi? Hiç sanmıyorum. Tam aksine bugün Mustafa Sarıgül CHP Disiplin Kurulu’nun karşısına çıkacak. Neden mi? Kurultay’da kendisine yönelik ‘yolsuzluk iddialarına’ sert tepki gösterdiği için. Kendisine ‘Hırsız’ diyenlerle kavga ettiği için. İyi de sorarım size, birisi size hak etmediğiniz suçlamalar yöneltse siz ne yapardınız.

Bugün CHP Disiplin Kurulu Sarıgül hakkında karar verecek.

Göreceğiz bakalım. Onlar da ‘haysiyet cellatlığı’ mı yapacaklar, yoksa Türkiye’nin ‘iktidar adayı’ olması gereken bir partisinin disiplin kurulu gibi mi davranacaklar. Kendilerini oraya getirene diyet mi ödeyecekler, yoksa onurlu bir davranış içinde mi olacaklar.

Bugün alınacak karar önemli.

Eğer o kurul gerçekten CHP’liyse, Sarıgül’ü partiden atmak bir yana, Genel Başkan’ı partili bir belediye başkanını haksız yere suçladığı için resen gündemine alır ve gereğini yapar. Ama o kadarını beklemek hata. En azından bir CHP’linin onurunu iade etsinler yeter. CHP’nin parti olup olmadığının kararını bugün disiplin kurulu verecek. Bakalım ne karar verecek.

Eğitim baştan sona dökülmüş

DÜNYANIN
en iyi 500 üniversitesi belirleniyor. İçlerinde ‘bir tek’ Türk üniversitesi bile yok. Bu tablo benim YÖK Yasası’nın değiştirilmesini desteklerken öne sürdüğüm tezin doğruluğunu da kanıtlıyor.

‘YÖK’ün bu haliyle kalmasına karşıyım. Çünkü Türkiye’de üniversiteler bilim kurumu olmaktan çıktı’ diye yazmıştım. Salt AKP karşıtlığını marifet sayanlar tarafından ağır bir biçimde eleştirilmiştim. Yayınlanan liste benim haklılığımı ortaya koyuyor. Türkiye’de üniversiteler iyiye değil, kötüye doğru gidiyor.

OECD üyesi, AB üye adayı, dünyanın en büyük 18. ekonomisine sahip, genç nüfuslu Türkiye’nin bir üniversitesi bile dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında yer alamıyor. Bizim üniversitelerimiz ise hálá anlamsız siyasi tartışmaların içinde debelenip duruyor. İşin vahim tarafı, geçtiğimiz aylarda ilköğretim ile ilgili hazırlanan bir rapor buradaki ‘rezaleti’ ortaya çıkarmış, ardından Meslek Eğitimi ile ilgili olarak uluslararası bir kuruluş tarafından hazırlanan rapor buradaki durumun da acınacak halde olduğunu göstermişti. Şimdi de, üniversitelerimizin durumu ortaya çıktı. Hal böyle olunca Türkiye’nin genç nüfusuna güvenmesinin ne kadar büyük bir yanlış olduğu da ortaya çıkıyor.

Eğitimsiz genç nüfus geleceğe güven değil, son günlerde yaşadığımız gibi suç artışı olarak yansıyor.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Görevimizi iyi yapmamanın bahanesi olarak yasaları göstermediğimiz zaman.
X