"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Tatlı krizleri diyabet belirtisi olabilir

Kilo sorunu olan insanların bazılarının sık sık yaşadıkları ortak bir öyküleri var: "Sabah kahvaltısı yapmasam da oluyor, öğlen yemeği aklıma bile gelmiyor. Ama akşamüzeri korkunç bir tatlı isteği duymaya başlıyorum. İlk lokmaları ağzıma atar atmaz neredeyse frenlerim patlıyor. Önüme ne gelirse yiyorum."

Bu tip tatlı krizleri çok sık tekrarlandığında "tatlı bir hikáye" olmaktan çıkabiliyor. Özellikle kadınların sık yaşadığı bu adı hoş ama sonuçları tatsız sorun yaşam kalitesini bozabiliyor, bir hastalık habercisi olabiliyor. Uzmanlar bu sorunun arkasında "reaktif hipoglisemi" adı verilen, başlangıçta kilo almaya, sonra da şeker hastalığına yol açan bazı problemlerin olabileceğini belirtiyor.

GENETİK-METABOLİK BOZUKLUK

Bu hikáyenin arkasında çoğu zaman genetik faktörlerle ilintili olarak "pankreastan aşırı insülin salgılanması" problemi vardır. Böyle bir "genetik-metabolik" yapılanmayı taşıyan kişilerde kan şekerini hızla yükselten besinler (çikolata, pasta, hamurlu, şekerli, yağlı yiyecekler, nişastalı besinler, bisküviler) yedikten sonra şiddetli bir acıkma hissi ve tekrar tatlı tüketme isteği ortaya çıkar. Bu duruma çoğu zaman çarpıntı, terleme, sinirlilik hali ya da uyku eğilimi, bitkinlik, esneme gibi işaretler de eşlik eder. Bu kişiler kan şekerini hızla yükselten yiyeceklerden hemen sonra tekrar tatlı ve unlu yiyecekleri tüketme isteği hissetmeye başlar. Sonuç doğal olarak yağlanma yani kilo artışıdır.

Bu probleme sabah kahvaltısı yapmayanlarda, öğle yemeğini atlayanlarda sık rastlanır. Bir günde alması gereken kalorinin neredeyse yüzde 70’inden fazlasını akşam saatlerine sıkıştıran bu insanlar neredeyse uyuyana kadar "televizyon, mutfak, buzdolabı üçgeni" arasına sıkışır kalır. İşi biraz daha abartanlarsa yani sorunu biraz daha ilerleyenler- uykudan uyanıp tatlı veya yemek yiyerek tekrar uyumak gibi yanlış alışkanlıklar edinmeye başlar.

REAKTİF HİPOGLİSEMİ VE KİLO SORUNU

"Reaktif hipoglisemi" adı verilen bu sorunun temelinde genetik-metabolik sorunlar vardır. Çoğunda az veya çok bir psikolojik sorunlar da bulunur. Bu insanların ortak bir özellikleri daha vardır: Aşırı ve hızlı kilo alıp vermeler.

Kilo alma- verme hikáyesinde kilo vermeler yerini zamanla kilo almalara bırakır. Temelde yatan tıbbi sorun çözülmeden yapılan yanlış diyetler de metabolizmayı iyice alt üst eder. Bir süre sonra insülin-şeker dengesi tamamen bozulur. Sonuç olarak her defasında 3 kilo verip, 5 kilo alan ve 50’li 60’lı kilolarla çıktığı "kilo verme yolculuğunu" 80’li 90’lı kilolarla çözmeye gayret eden, yaşam kalitesi bozulmuş, mutsuz bir "kronik diyetçi"ler ortaya çıkar.

DİYABETE YOLCULUK

İşin başka tıbbi boyutları da var. Vücuttaki yağ miktarı arttıkça "insülin direnci" derinleşir ve kan şekerinin dengelenmesi neredeyse imkánsız hale gelir. Başlangıçta tokluk kan şekeri yükselmeleriyle başlayan kan şekeri dengesizliği, bir süre sonra süreklilik kazanır. Bu durumun tıbbi adı "yetişkin tipi şeker hastalığı" yani Tip 2 Diyabet hastalığıdır.

Reaktif hipoglisemiyi sadece halsizlik, yorgunluk, baş dönmesi, kızgınlık ve öfke nöbetleri yapan, iş verimliliğini düşüren, sıradan bir sağlıksızlık nedeni kabul etmemek gerekiyor. Dikkat edilmediğinde sorun bir süre sonra önce kilo problemine hatta obeziteye- sonra da şeker hastalığına dönüşebiliyor.

Eğer yukarıdaki hikáye size biraz uyuyorsa, özellikle öğleden sonra ortaya çıkan baş ağrılarından, yemek sonraları uyku basmalarından, açlık atakları ve tatlı krizlerinden, yorgunluk, bitkinlik, sinirlilik, çarpıntı, huzursuzluk gibi mupem şikáyetlerden sık sık yakınmaya başladıysanız probleminizin reaktif hipoglisemi olabileceği aklınızda olsun.

Meme kanseri yaygınlaşıyor mu (2)

Kanser tedavisinde birinci koşul erken tanıdır. Korunmak amacıyla alınacak önlemler ve yaşam biçiminde yapılacak değişiklikler, düzenli sağlık taramaları ile birleştirilerek kansere yakalanma olasılığı en aza indirilmeye çalışılmalıdır.

Meme kanserinden korunmak için

n Fiziksel aktivite: Kanserden korunmak için hareket etmek gerek! Bir klinik araştırmaya göre haftada yaklaşık 5 saatlik aktivite yüzde 38 oranında kanserden koruyor. Bu korumanın en yüksek risk grubu olan ailede meme kanseri olgularını da kapsıyor olması en iyi haber!

n Doğum yapma: Kariyer peşinde koşan ve anneliği erteleyen kadınların riski artıyor. İlk bebeğini 25 yaşından önce doğuran kadınlarda meme kanseri riskinin daha düşük olduğu araştırmalarla belirlenmiştir. Emzirmenin de koruyucu bir etmen olduğu uzun zamandır biliniyor. Ancak en az üç ay süreyle olması gerekiyor n Meyve ve sebzeler: Yeşil korur! Gerçekten de ıspanak, pırasa, lahana, kıvırcık, hindiba gibi yeşil yapraklı sebzelerin içerdikleri yüksek folat miktarı sayesinde oluşturdukları koruyuculuk tartışılmaz. Tahıllar, özellikle de keten tohumu, yüksek bitkisel östrojen (lignan) içerir. Bazı araştırmacılar, keten tohumu kullanımı sayesinde kanda artan lignan miktarının, östrojen yapımını azaltıp bazı meme kanserlerinin önüne geçilebildiğini savunmaktadırlar.

Tartışmalı konular da var

n Kimyasal maddeler: Bazı tarım ilaçlarının, benzin buharının özellikle meme kanseri sıklığını artırdığı yönünde tezler vardır. Östrojene benzer bir molekül yapısına sahip olan böcek öldürücüler aynı reseptörlere (alıcı) bağlanır.

Gereksiz antibiyotik kullanımı da şüphe uyandıran ve üzerinde araştırma yapılan bir başka konudur. n Soya: Bol miktarda soya ve soyalı ürünlerle beslenen Uzak Doğu kadınlarında meme kanseri yüzdesinin daha düşük olması, bu ülkelerden batıya göç edildiğinde olgu sayısının artması soyanın yararlı olduğu kanısını yaygınlaştırmıştır. Kesin olan bir şey varsa, o da meme kanseri tanısından sonra, östrojenik etki ile tümör hücrelerinin gelişimini desteklediği için soya ve soyalı ürünleri tüketmenin doğru olmadığıdır.

n Deodoranlar: Terlemeyi önleyici kozmetik ürünler ile araştırmalarda meme kanseri riskini artırdıkları yönünde kesin sonuçlar elde edilmemiştir.

n Stres: Kaygı ve üzüntülerini dışa vurabilen kişilerin kansere yakalanma olasılığının daha düşük olduğu bir saptamadır.

Doğumun gecikmesi bazen sorun yaratabilir

Bir gebelikte beklenen doğum tarihi son adetin ilk gününden itibaren 40 hafta geçmesiyle hesaplanır. 37 haftadan erken olması prematüre doğumdur ve yapılan araştırmalar genellikle bu erken doğumlar üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak, 41 ve 42. haftalardaki 2,5 milyondan fazla doğumun araştırıldığı çalışmalarda, geç doğumların gerek anne, gerek bebek açısından ciddi riskler taşıdığı gösterilmiştir. 40 haftayı geçen gebelikler yakın takip edilmelidir. Bu gebelerde sezaryen ihtimali artmakta, 43 haftayı bulan gebelerde ise ölü doğum yapma ihtimali 6 kat artmaktadır.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Diyetimin kalorisinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. 32 yaşındayım, 1.65 cm boyunda ve 58 kiloyum. 1200 kalori çok değil mi?

Zayıflamak = düşük kalori değil

Diyet yaparken hedefe en kısa zamanda ulaşma arzusu "çok düşük kalorili diyet" uygulama isteğini artırıyor. Uygulamalar bir hafta süre ile çok iyi sonuç verebilirken ilerleyen haftalarda erken takılma kiloları moral bozmaya başlıyor ve bir dahaki denemeye daha düşük kalori ile başlanıyor. Bu süreç yaz yaklaşırken çok sık tekrarlanan ancak metabolizmayı da fena halde etkileyen bir durumdur. Ayrıca düşük kalori, diyetin çeşitliliğini de sınırlayarak motivasyon kaybına neden olacaktır. Vücudunuza yaşattığınız kıtlık dönemleri nedeni ile o da tasarruflu davranıp kilo vermenizi engelleyecektir, unutmayın! Ayrıca yaşlanmanın doğal bir süreci olan metabolizma hızındaki yavaşlamaları 10 yıl erkene çekmeniz yaşlı bir şişman olmanızın en önemli nedeni olacaktır. Bu nedenle bugünün zayıf, genç ve orta yaşlıları geleceğin şişman yaşlıları olmasın. Kaloriniz size özeldir. 1200 kalorinin çeşitliliğinin tadına varın, kısa süreli uygulamaların verdiği zararı unutmayın!

Masum makarna

Tabii ki yasak değil. 1 dilim ekmek yerine normalde 2 yemek kaşığı makarna yiyebiliyorken, kepekli makarnayı tercih ettiğinizde 3 yemek kaşığı kepekli makarna yiyebilir ve glisemik yükü biraz azaltmış olursunuz. Toplam glisemik yükü düşürebilmek için makarnanın içine posa ve protein ilave ederseniz kan şekerinde ani dalgalanmalar olmayacaktır. İşte size güzel bir makarna tarifi:

Malzemeler:

Kepekli makarna

Yeşil mercimek

Yoğurt

Nane

Sarmısak

Pul biber

Yapılışı: Makarnayı suda haşlayın. Suyunu dökmeyin ve hatta biraz sulu şekilde kalmasını sağlayın. İçine haşladığınızı mercimekleri karıştırın. Sarımsaklı yoğurdu ilave edin ve üzerine de nane ve pul biberinizi ekleyin.

Eğer isterseniz soğan ve domates ile salçalı bir sos hazırlayıp üzerine ilave edebilirsiniz. Sıcak ve soğuk tüketebilirsiniz.

X