Tatil için rotalar

Tatil planları yapmanın tam zamanı. Önümüzdeki tatil fırsatlarında nerelere gidilecek, nereler gezilip görülecek, hangi gizli cennetler keşfedilecek?

Tüm bunların düşüncesi bile insanı heyecanlandırıyor. Nasıl bir tatili tercih ediyorsunuz? Güneşin altında tembel tembel yatmayı, serin lacivert sularda kulaç atmayı, gölgeliklerde kitap okumayı mı seversiniz. Veya arabanıza atlayıp, o dağ senin bu ova benim diyerek, rotaların peşinde koşmak mı hoşunuza gider. Uzak diyarlardaki kentleri, kasabaları, kıyıları, lezzetleri keşfetmek de bir başka seçenek. Hatta hiçbir yere gitmeyip, evinizin bahçesinde veya balkonunda, bulutları, kuşları, gelip geçeni seyretmek de tercihiniz olabilir. Tatil olsun da nasıl olursa olsun. Tembellikten daha güzeli var mı? Ben bu hafta, tatilini yollarda keşfetmekle geçirmek isteyenlere yardımcı olmaya çalışacağım. Aslında "yol yapmak" için en ideal aylara girdik. Yollar bu mevsimde inanılmaz güzel tablolar sunar. Ben bu mevsimde yollarda olmaya hem bayılırım hem çekinirim. Bayılırım çünkü, uyanan doğayı seyretmeye doyamam. Çekinirim çünkü, etrafı seyretmekten dikkatimi yola vermekte zorlanırım, kaza yapacağım diye korkarım. Bu yazımda sizlere ilginç rotalar önereceğim. Nasıl gidersiniz, neler görürsünüz, nerede ne yiyip içersiniz gibi soruların yanıtlarını vermeye çalışacağım. Diğer rotalar haftaya kaldı.

ÇANAKKALE - FOÇA

Hem tarih hem lezzet

Bu rotanın üstünde oldukça ilginç görülecek yerler ve lezzet durakları var. Çanakkale’den İzmir istikametine doğru giderken ilk olarak İntepe’ye doğru sapıp, Hektor’un mezarı olduğu öne sürülen tümülüsü görebilirsiniz. İntepe’den sonraki durakta ünlü Troya harabeleri var. Bu geziye çıkmadan önce, Homeros’un İlyada Destanı’nı okumanızı, hatta kitabı yanınıza almanızı öneririm. Çünkü rotanız destanın anlattığı yerlerden geçecek. Troya’da kalıntılarını gezerken, burada işin içine Tanrıların da katıldığı savaşın seslerini duyar gibi olacaksınız. Antik duvarlardan birinin üstüne oturup, İlyada’da savaşın anlatıldığı bölümden birkaç dize okumak, size bir başka keyif verecektir.

Sonra kıyı yoluna sapıp (Gülpınar istikameti), Assos’a doğru direksiyon kırabilirsiniz. Geyikli’yi geçtikten sonra önce Alexandreia Troas antik kentinin harabelerini, sonra bölgenin en eski kenti Neandreia ören yerini gezebilirsiniz. Gülpınar’dan sonra önünüze Apollon Smintheus Tapınağı çıkacak. İlyada Destanı’nın açılış konusu olan Akhilleus ile Agamemnon’un bu tapınakta kavga ettiği öne sürülür.

Tapınaktan sonra Baba Burnu’nda tarihi Osmanlı kalesini görüp, limanda bir yorgunluk kahvesi içtikten sonra yola devam edebilirsiniz. Zeytin ormanlarının arasından kıvrıla kıvrıla giden yol sizi Behramkale Köyü’ne götürecektir. Zirvedeki Athena Tapınağı’ndan, Ege’yi kuşbakışı seyretmenin keyfine doyum olmaz. Hele güneş batarken orada olursanız, unutamayacağınız anlar yaşayacağınıza emin olabilirsiniz.

Yola devam etmeden önce kıyıya inip, Assos’un antik limanını mutlaka görmek gerekir. Assos’tan sonra yine kıyı yolundan Küçükkuyu istikametine doğru gidip, Tanrıların sığınağı İda (Kaz) Dağları ile kucaklaşabilirsiniz. Burada Zeus’un Troya Savaşı’nı izlediği tepede bin pınarlı İda’nın sesini dinleyebilir, Sarıkız Zirvesi’ni ve Tahtakuşlar Köyü’ndeki etnografya müzesini gezebilirsiniz.

Sonra kıyı yolunu izleyerek Akçay, Edremit, Ören üzerinden Ayvalık’a varacaksınız. Türkiye’nin en lezzetli zeytinyağlarının üretildiği bu ilçe, aynı zamanda da önemli bir turizm merkezidir. Burada eski Ayvalık’ın dar sokaklarında gezinmenizi, Cunda Adası’nda eski Rum evlerinin süslediği sokakları ve Taksiyarhis Kilisesi’ni görmenizi öneririm. Bir de Ayvalık’ın en yüksek yeri olan Şeytan Tepesi’ne çıkıp, oradan adalara bakarak güneşi batırmayı ihmal etmeyin.

Ayvalık’tan sonraki durakta Bergama var. Burayı gezmek için epey bir zaman ayırmak gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Zirvedeki antik Bergama Tiyatrosu, antik tıp merkezi Asklepion, Kızılavlu Tapınağı, 1398’de yapılan Ulu Camii, Yortamlı Barajı’nın yutacağı Alinoi size ilginç görüntüler ve öyküler sunacaktır.

Rotanın son durağında ise Eski Foça var. Yüzyıllar öncesinin önemli limanı olan çok kültürlü Foça, tadına doyum olunmayan küçük ilçelerden biridir. Kordonboyu’nda yürürken göreceğiniz eski taş binalar sizi kendisine çekecektir.

YEME-İÇME

Bu rota görülecek yerler kadar, yeme içme konusunda da zengin. Örneğin Troya’dan Assos’a giderken, yol üstündeki Dalyan Köy’de Osman’ın yerinde, Ege’ye karşı taze balık yiyebilirsiniz. Ezine’ye uğrayıp lezzetli beyaz peynirlerinden almanızı da öneririm. Kaz Dağları’nda, Çamlıbel’deki Zeytinbağı Oteli’nde, Erhan Şeker’in yöre otlarından pişirdiği yemeklerin lezzetini unutamayacağınızı söyleyebilirim. Edremit’ten geçerken zeytin ve sepet peyniri almayı ihmal etmeyin. Ayvalık Cunda sahilindeki lokantalar, meze konusunda adeta birbirleriyle yarışırlar. Hepsi lezzetli şeyler yaparlar ama benim favori mekanım Nesos’tur. Orada mevsim otlarıyla yapılan mezelere, balıklara doyum olmaz. Tabii sabah kahvaltısında, Taş Kahve’nin önüne oturup, teneke tulumu ile yapılmış "Ayvalık Tostu"nu yememek olmaz. Ayvalık’tan ayrılmadan bagajınıza küçük bir teneke sızma zeytinyağı koymayı da sakın unutmayın. Bergama’da köfteci Pala’nın kimyonlu köftelerinin tadına mutlaka bakmalısınız. Eski Foça’da ise Celep’in Yeri’nde en taze balıkları ve mezeleri yiyeceğinizden emin olabilirsiniz.

KAPIDAĞI

Manzaralı rota

Rota antik Arteke kentinin yerine kurulan Erdek’ten başlıyor. Bu rota az bilinen Kapıdağı Yarımadası’nın tüm güzelliklerini gözler önüne seriyor. Kent parkında sergilenen birkaç tarihi parçadan başka görülecek bir şey olmayan Erdek’te fazla oyalanmadan, Ocaklı-Narlı istikametine doğru direksiyon kıracaksınız. Marmara Denizi’nin kıyılarını izleyen bu yol, özellikle bahar aylarında tablo gibi güzel manzaralar sunuyor. Deniz kıyısındaki balıkçı köyleri olan Narlı, İlhan, Doğanlar, Turan, Ormanlı, Ballıpınar, Çayağazı, Çakıllı, Karşıyaka ve Hamamlı’yı dolaşıp turu tamamlayacaksınız. Bu turunuzda size tepeleri süsleyen katırtırnakları, gelincikler, papatyalar ve çam ağaçları eşlik edecek. Kıyıdaki köylerde küçük balıkçı lokantalarında taze balıkla karnınızı doyurmak mümkün.

AFYON - AKŞEHİR

Gölden göle

Bu rotanın başlangıç yeri Afyon. Bu kentin zirvesindeki kaleyi gezerek yolculuğu başlatabilirsiniz. Sonra bir zamanlar Bizans’ın mermer ocağı olan Şuhut’u geçip, Vişne ormanlarının arasından (Bozdurmuşbeli, Barla), Eğirdir Gölü’nün küçük çanağı olan Hoyran Gölü’ne varacaksınız. Bu yola girdikten sonra fotoğraf makinenizi hazırda tutun, çünkü çok güzel manzaralarla karşılaşacaksınız. Yol yedi renkli Eğirdir Gölü’nün kıyısından kah tırmanacak, kah göl hizasına inecek ve sizi Eğirdir ilçesine ulaştıracak.

Eğirdir oldukça gelişmiş, derli toplu bir yerleşim yeri. Burada Selçuklu medresesini, Hızır Bey Camii’ni, Yeşilada’daki Ayastafonos Kilisesi’ni gezebilirsiniz. Antalya yolu üstündeki küçük Kovada Gölü’nün bulunduğu milli parkta, orman içindeki parkurda yürüyüş yapıp, bisiklete binebilirsiniz. Bu park kamp kurmak için de çok idealdir. Daha sonra Çandırlı istikametine doğru gidip, Yazılı Kanyon’un vahşi güzelliği ile karşılaşacaksınız. Bu arada Karacabey Baraj Gölü’nün sunduğu güzellikler de sizi sarıp sarmalayacak.

Buradan tekrar geldiğiniz istikamete doğru döneceksiniz. Sütçüler, Ayvalı, Aksu, Yenişarbademli üstünden Türkiye’nin 3. büyük gölü Beyşehir’e varacaksınız. Burası Eğirdir gibi kendini çok ele vermiyor. Sazlıkları aşıp gölün kıyısına ulaşabilmek için epey dönüp dolaşmanız gerekecek. Alaeddin Keykubat döneminde bölgenin en önemli şehirlerinden biri olan Beyşehir, ilçeden çok büyük bir kenti andırıyor. Burada Eşrefoğlu Camii görülmesi gerekli tarihi eserlerden en önemlisi. Diğer görülecek yerleri ise şöyle sıralamak mümkün: İsmail Aka Medresesi, Taş Medrese, Demirli Mescit ve Köşk Köyü Mesciti.

Beyşehir’den sonra gölün doğu kıyısından, Şarkikaraağaç istikametine doğru direksiyon kıracaksınız. Yol sizi Yalvaç’a kadar götürecek. Burada Kral I.Antiokhos’un kurduğu antik kentin görkemli görüntüsü sizleri şaşırtacak.

Yalvaç’tan sonra, Nasrettin Hoca’nın maya çalmaya kalktığı ünlü Akşehir Gölü karşınıza çıkacak. Burada önce Hoca’nın türbesini gezmek gerek. Daha sonra ilçenin arka sokaklarında eski sokaklarında, bu sokakları süsleyen eski evlerin arasında dolaşabilirisiniz. Burada 1510 yılında yapılan İmaret Camii, 1213 tarihli Ulu Camii, önemli bir Selçuk yapısı olan Taş Medrese görülmesi gereken yerlerin arasında yer alıyor. Hoca’nın maya çaldığı göl kıyısına ulaşmak, gölü yakından görmek oldukça zor. Eğer patika yollardan birisini bulabilirseniz şansınızı deneyin.

Rotanın son gölünde ise Eber var. Bu göle köyün içinden geçip (sora sora) ulaşabilirsiniz. Şansınız varsa çevrede ilginç kareler yakalayabilirsiniz.

YEME-İÇME

Bu rota, görüntü olarak sunduğu zenginlikleri yeme içme konusunda pek sunmuyor. Afyon’da kaymaklı sade ve vişneli ekmek kadayıfı, sucuk döneri yiyebilirsiniz. Eğer sucuğu seviyorsanız Afyon’dan birkaç kangal almayı ihmal etmeyin. Eğirdir Gölü’nün kıyısındaki lokantalarda ise levrek böreği ve sazan tava yemenizi öneririm. Beyşehir’de Konya’nın damakları çatlatacak kadar lezzetli etli ekmeğini bulmanız mümkün.
Yazarın Tüm Yazıları