Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tarım, piyasanın dışına taşındı

TÜRKİYE ekonomisinin kanayan yaralarından biri hiç şüphesiz tarım sektörüdür. Verimlilik gibi yapısal sorunların yanında, tarım kesiminin desteklenmesi adına tarım kesimi giderek piyasa şartlarının dışına taşınmıştır.

Kısa vadeli çözümler tarım sektöründe uzun vadeli sorunlar yaratmıştır. Yıllar boyu piyasa fiyatının üzerinde destekleme alımları yaparak devlet doğrudan ya da dolaylı yollarla tarım ürünleri yelpazesini çarpıtmıştır. Tarım kesiminden ekmek yiyenler için önemli olan mümkün olduğu kadar fazla üretim yapıp devlete satmak olmuştur. Talep olsun ya da olmasın, belli bir ürünün azami üretimi köylünün sigortası haline gelmiştir.

AL AMA SATMA

Tarımda
yaşanan sorunların büyük bir bölümü devletin yanlış destekleme politikalarından ya da doğru destekleme politikalarının yanlış uygulamalarından kaynaklanmaktadır.

Ders kitapları tarımın iklim şartlarından etkilenmesi nedeniyle üretimin bazı yıllar talepten fazla bazı yıllarda da talepten az olabileceğini söyler. İklim şartları çiftçinin muhatap olduğu ürün fiyatlarını oynak hale getirir. Büyük bir olasılıkla tarım gelirleri de iklim şartlarına göre düşer ya da artar.

Fiyatlarda ve gelirlerde istikrarı sağlayabilmek için destekleme politikasının bir parçası olarak devlet piyasaya girer. Ürünün fazla olduğu yıllarda devlet alıcı olur. Yani, ek talep yaratarak fiyatların çok düşmesini önler ve ürünü stoklar. Ürünün kıt olduğu yıllarda ise devlet piyasaya satıcı olarak girer. Stoklardan ürün satarak fiyatların çok yükselmesini önler. Bu hikayeden üretici de tüketici de korunuyor gibi bir anlam çıkmaktadır.

Kağıt üzerinde bu politika mükemmel bir destekleme stratejisi gibi görünür. Ama, uygulama çok farklıdır. Ürünün çok olduğu yıllarda devlet alıcı olarak piyasaya girer. Fiyatların düşmesini önler. Ürün her yıl fazla olduğunda, devletin her yıl piyasaya alıcı olarak girmesi beklenir. Fiyatlarda istikrar değil, fiyatların reel olarak düşmemesi hedef haline gelir. Devletin elinde biriken stoklar tüketilemez hale gelir ve imha edilir.

Bir başka senaryoda, ürün kıt olduğu yıllarda devletin satıcı olarak piyasaya girmesi istenmez. Çünkü, zaten ürünün kıt olduğu bir yılda devletin satıcı olarak piyasaya girmesiyle fiyatların yeterince yükselmemesi çiftçinin toplam gelirini olumsuz etkiler. Dolayısıyla, tarım politikası, ürün bolken devletin alıcı olmasına, kıtken piyasaya karışmamasına dönüşür.

TAHKİM

Bu yapıdaki bir destekleme programında fiyatlar hep yüksek kalır
. Fiyatların yüksekliğini gören köylü doğal olarak o üründen daha fazla ekmeye başlar. Orta-uzun dönemde ürünün daima bol olacağı bir ortam böylece yaratılmış olur. Türkiye’de zaman içinde köylü daha fazla fındık ve tütün üretmeye teşvik edilmiştir. Devlet hep fazla ürünün alıcısı olmuştur. Alınan fazla ürün çoğu zaman devletin elinde patlamıştır. Bu ürünleri alan devlet kuruluşları ürün alımının finansmanı için kullandıkları kredileri geri ödeyemeyince çok sevdiğimiz "kamu borçlarının tahkimi" hakkında bir yasa çıkarılıp tüm borçlar Hazine’nin borcu haline getirilir.

Halbuki, ders kitapları devletin alıcı olduğu yılda kredi kullanıp alım yapacağını, satıcı olduğu yıllarda da kazandıkları paralarla daha önce aldığı kredileri geri ödeyeceğini yazar. İşin kredi alma kısmı uygulanır, krediyi geri ödeme kısmında zorlanılır. Çünkü, devlet elindeki stokları satmakta zorlanır ya da stoklar zararına satılır.

Sürdürülemez duruma gelen destekleme programına yeni öğeler eklenir. Ekim alanlarının sınırlandırılması gündeme gelir. Sayfalarca raporlar yazılır. Bu strateji de artık üretim fazlası olan ürünün ekileceği alanlarda başka ürünlerin ekilmelerini gerektirir. Yani, köylü için yeni bir yatırım gerektirir. Bunda da çok başarılı olunamaz.
X