Gündem Haberleri

    Tarihin sonundan sonra Batı, Doğu’ya bakıyor

    Planet
    13.11.2009 - 08:58 | Son Güncelleme:

    Fukuyama’nın makalesi Batı’nın beyninde ciddi bir hasar yarattı. Metinden şu yanlış mesaj çıkarıldı: Tarihin Sonu = Batı’nın Zaferi. Batılılar kibirle 1990’ların Batı’nın kendisinin değilse bile hakimiyetinin sonu ve Asya’nın dönüşü olduğunu göremediler.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">NEW PERSPECTIVES QUARTERLY

    Kishore Mahbubani: “Tarihin sonundan” sonra Batı Doğu’ya bakıyor. Asya liderlik yapacak, Batı ona katılacak mı?

     

    Fukuyama’nın makalesi -kendisini bundan sorumlu tutmak doğru değilse de- Batı’nın beyninde ciddi bir hasar yarattı. Aslında ince, nüansları olan bir makaleydi ama çok az kişi metnin tamamını okudu. Metinden şu yanlış mesaj çıkarıldı: Tarihin Sonu = Batı’nın Zaferi. Batılılar kibirle 1990’ların Batı’nın kendisinin değilse bile hakimiyetinin sonu ve Asya’nın dönüşü olduğunu göremediler.

     

    Doğu’nun dönüşüne Batı’nın yardım ettiğine şüphe yok. Bazı Asyalı toplumlar Batı’nın bilgeliğinin yedi sütununu (serbest piyasa ekonomisi, bilim ve teknoloji, liyakata dayalı yükselme sistemi, pragmatizm, barış kültürü, hukukun üstünlüğü ve eğitim) anladıkları, özümsedikleri ve uyguladıkları için başarılı oldular.

     

    Listede neyin olmadığına dikkat edin: Batılı siyasi liberalizm. Batılı zihinler Fukuyama’yı okuduktan sonra dünyanın öyle ya da böyle daha da Batılılaşacağını varsaydılar. Bunun tam tersi oldu. Modernleşme yayıldı ama buna Batılılaşma değil Batılılaşmadan arınma eşlik etti.

     

    Bugün Fukuyama bunu kabul ediyor ve “modernleşmenin eski yorumu Avrupa merkezli idi, Avrupa’nın kendi gelişmesini yansıtıyordu. Bu modernleşmenin dar bir şekilde tanımlanmasına neden oldu” diyor.

     

    Fukuyama siyasi modernleşmenin üç unsurunu vurguluyor: kuralları uygulayacak etkin devletin inşası, egemen gücü de bağlayan hukukun üstünlüğü ve hesap verme. Amerikalılar Reagan’ın “devletin problemlere çözümün parçası olmadığı, problemin kendisi olduğu” ideolojik varsayımını kabul ettikleri için sorun yaşıyorlar. Neyse ki Asyalılar bu ideolojiye kurban olmadılar. 

     

    Hepimiz 21. yüzyılda “Tarih”in dönüşüne ve Batı’nın gerilemesine tanık olacağız. Batı’nın dünyadaki ayak izinin büyük ölçüde küçüleceğinden eminim. Ama bu Batılı bütün fikirlerin gerilemesi anlamına gelmeyecek. Tam tersine serbest piyasa ekonomisi ve hukukun üstünlüğü fikirlerini benimseyenler artacak. Ama çok az Asyalı Batılıların bu fikirleri daha iyi uyguladığını düşünecek. Yönetim ve yönetişim konusunda Batı’nın maharetli olduğu varsayımı tersine dönecek.

     

    Batı’daki çok az insan Guantanamo’nun Batılı olmayan zihinlerde ne denli büyük bir şok yarattığının farkında. Batılılar insan hakları konusunda hala takip edilmesi gereken model olduklarını sanıyorlar.Fukuyama “hesap vermeyi” vurgulamakta haklıydı. Ama Batı’da kimse Guantanamo nedeniyle hesap vermedi. Bu nedenle artık ahlaki olarak Batı’nın insan hakları konusunda konuşmaya hakkı var mı?
     
    Muhtemelen çok az insan Fukuyama’nın makalesinin sonunda yazanları hatırlıyor: “Tarihin sonu hüzünlü olacak. Fark edilme çabası, insanın soyut amaçlar için hayatını tehlikeye atma isteği ve cesaret, hayal gücü ve idealizm gerektiren küresel ideolojik mücadele yerini ekonomik hesaplara ve teknik sorunların, çevresel endişelerin ve karmaşık tüketici taleplerinin tatmin edilmesine bırakacak. Tarih sonrası dönemde ne sanat ne de felsefe olacak. Sadece insan tarihi müzesinin sürekli elden geçirilmesi”.

     

    Burada da tam tersi oldu. Asya’nın dönüşüne aynı zamanda çeşitli Asyalı kültürlerin sanat ve felsefede kaybolmuş miraslarını yeniden keşfedecekleri şaşırtıcı bir Asya rönesansı eşlik edecek Asyalılar tarihin dönüşünü kutlayacaklar. Soru şu: Batı bu kutlamalarda onlara katılacak mı, yoksa sadece kutlamanın bitmesini mi bekleyecekler?

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">DAILY STAR

    Rami G. Khouri:<ı>  Duvarın yıkılışının 20’inci yıldönümü malum nedenlerle Arap dünyasında fazla tartışılmadı. Müslüman dünya değil, Ortadoğu da değil, Arap dünyası. Nedense Arap dünyası bütün dünyayı süpüren özgürleşme ve demokratikleşme dalgası için bir istisna. Belki Polonya’da çakan kıvılcımmı tüm Doğu Avrupa’yı sarması gibi bizde de aynısı olur.

     

    Sıradan bir Arap kendini ifade edemiyor, hükümet politikalarını etkileyemiyor. Çoğu Arap kültürü, dini ve kimliği konusunda güvenli ama vatandaş olarak devletine karşı güçsüz ve savunmasız.

     

    Güney Kore, Tayvan ve Malezya örnekleri gösteriyor ki insanlar eğer ekonomik durumları iyileşiyorsa otokratik rejimleri kabullenebiliyorlar. Arap ülkelerinde son 20 yılda ekonomik tıkanma var, zenginleşme küçük bir grupla sınırlı. Bu siyasi ekonomik tıkanıklıkta İslami hareketler ve aşiretler birçok Arap için örgütlenme ve kendini ifade etmenin bir çaresi gibi göründü ama özellikle ekonomik anlamda bu isteklere cevap veremediler. .

     

    Arap ülkelerinde devletin araçları -güvenlik servisleri, ekonomik güç, bilgi ve eğitim kanalları, siyasi görevler, yargı-küçük bir azınlığın kontrolünde. Parlamentolar ve danışma meclisleri gibi temsili kurumlar yürütmenin emrinde. Arap dünyası vatandaş hakları, güçler dengesi ve askeri kurumların siviller tarafından kontrol edildiği bir sistemden mahrum.

     

    Kamu hizmetleri güç ve ayrıcalığa tabi. Somali, Filistin ve Irak gibi bazı istisnalar dışında Arap sistemleri görünüşte oldukça istikrarlı ve hayat devam ediyor çünkü Arapların çoğu devlet hizmetlerine ulaşmak için rekabet etme düzenine uyum sağlamış durumda. Ama bu sakinlik görüntüsünün altında büyük bir rahatsızlık ve endişe yatıyor.

     

    En büyük kurban Arap gençliği. Modernliğin eğitim, seyahat, elektronik bağlantı, şehirleşme ve diğer kültürlere açık olma gibi nimetlerine sahipler ama siyasi olarak ve ekonomik olarak bodurlar. Sistem gençler için gerekli sayı ve kalitede istihdam yaratamıyor.

     

    Arap dünyasındaki hoşnutsuzluk bir nesil önce Sovyet bloğunda yaşananları andırıyor: eğitimli ve temel ihtiyaçları karşılanan ama siyasi ifade, kültürel yaratıcılık ve ekonomik gelişme istekleri tepeden sert, kapalı ve askerleşmiş bir siyasi sistem tarafından kısıtlanan genç insanlar. Arap dünyasında değişim hareketine gençlerin liderlik etmesi beni şaşırtmayacak. 

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FOREIGN POLICY<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Moises Naim: Duvarın yıkılmasının Avrupa’daki etkileri olayın kendisi kadar şaşırtıcı oldu. Bunların en önde gelenleri şunlar:

     

    1) Avrupalılar için esas tehdit olarak Çin’in, Sovyetler Birliği’nin yerini alması: Aslında Avrupalıların günlük hayatı Sovyet tehdidinden o kadar da çok etkilenmiyordu. Çin’in ekonomik yükselişi ise günlük hayatta bir televizyona, petrole, ev kredilerine ne kadar ödediklerinden iş bulmaya kadar birçok alanda hissediliyor. Çin kapitalizmi Avrupa’yı Sovyet komünizminden çok daha fazla dönüştürüyor.

     

    2) Euro: Almanların markı bırakacağını, Fransızların Avrupa parasının Frankfurt’tan kontrol edilmesini kabul edeceklerini ve 14 başka ülkenin daha euro için paralarından vazgeçebileceklerini kimse tahmin etmiyordu. Ya da ekonomik krizden sonra dolardan kaçanların sığınacağı limanın da bu ortak Avrupa parası olacağını. Euro bir hayaldi ve şimdi bir gerçek ve bu kimseyi şaşırtmıyor. Bu çok şaşırtıcı.

     

    3) Avrupa’nın jeopolitik zayıflığı: Bir ittifakın gücü katılan ülkelerin sayısı ile doğru orantılıdır. Avrupa Birliği (AB) altı ülke ile başladı bugün 27 üyesi var. Dünyanın en büyük ekonomisi ve demokrasisi olarak örnek alınıyor ve sosyal politikaları kıskandırıyor. Cömert kalkınma yardımlarına gelişmekte olan ülkeler can atıyor. Ama yine de Avrupa’nın dünyadaki etkisi azalıyor.

     

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda AB girişimleri daha fazla muhalefet görüyor. Afganistan’da 500 Avrupalı öldü ama stratejik kararlar ABD tarafından alınıyor. AB Filistin’e para akıtmasına rağmen sorunun çözümünde etkisi çok az. Üye ülkeler birleşik ve kararlı hareket edemiyor bu da grubun etkisini sınırlıyor.

     

    4) Eski Avrupa’da İslam, yeni Avrupa’da ABD: Soğuk Savaş sırasında Avrupalıların Arap ülkelerinden gelen göçmenlerden komünizme ya da Rus askerî yayılmacılığına göre daha fazla tehdit algılayacakları düşünülemezdi. Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nin ABD etkisinin kaleleri olacağı da.

     

    Avrupa’nın “Avrapya”’ya dönebileceği korkusu meclislerden yemek partilere her yerde dile getiriliyor. Göçmenlerin oranı çoğu ülkede yüzde 10, bazı büyük şehirlerde ise yüzde 30’a ulaştı. Avrupalıların yüzde 57’si ülkelerinde “çok fazla yabancı olduğunu” düşünüyor.Bu arada eski Sovyet bloku ülkelerinde ABD’nin ekonomik, siyasi, kültürel ve asker, etkisi artıyor.

     

    Steve Walt: Thomas Friedman (NYT) ve Joe Klein’ın (Time) iddiasının aksine ABD barış sürecinden çekilemez. Bunun için çok geç. Mesela Friedman ABD süreçten çekilecekse bunun İsrail’e yardımın kesilmesini gerektirmesi gerektirdiğini söyleyemiyor. Ama zaten bu Goldstone Raporu’nu 344’e 24 oyla kınamış bir Kongre’miz varken mümkün değil.

     

    Güneş “iki devletli çözümün üzerinden” batmak üzere. Yakında hepimiz karanlıkta kalacağız. İnsan ne istediğine dikkat etmeli çünkü bu gerçekleşebilir. İsrail istediğini alıyor (Batı Şeria üzerinde sürekli doğrudan kontrol ve Gazze üslerinde dolaylı kontrol.) Filistin Yönetimi etkisiz ve yakında çökebilir. Konu giderek Oslo Süreci ve Yol Haritasının arkasındaki ana fikir olan yaşayabilir bir Filistin devleti kurmaktan İsrail’in içinde bir sivil ve siyasi haklar mücadelesine dönecek.

     

    O zaman daha mı iyi olacak? ABD o zaman buna kendi ana değerlerine ihanet etmeden nasıl karşı çıkabilecek? Lobinin önemli bir ismi olan ve İsrail karşıtı olduğunu söylemek mümkün olmayan Martin Indyk “yeni bir döneme girdik” demesi boşuna değil. Obama Yönetimi bu yeni döneme hazır değil.

     

    Gustavo Casas: El Kaide’nin 2001’deki liderlerinin en az yüzde 40’ı yakalandı ya da öldürüldü. Ama örgüt yok olursa terör daha da karmaşık bir hal alabilir. Bu şebeke teröristleri bir araya getirerek belki etkinliklerini arttırıyor ama ayrıca bizim de onları yakalama ihtimalimizi arttırıyor.   

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">GULF NEWS

    Amir Taheri: İran ile 5+1 arasındaki çözüm güvensizlik nedeniyle mümkün değil. Putin’in 2005’deki formülü geri döndü ama bu sefer de İranlılar isteksiz. Ahmedinecat sözde ılımlı muhaliflerinin reddettiği bir öneriyi kabul edemez. 

     

    İran 2005’ten beri yüzde 4.2 oranında 1.5 ton zenginleştirilmiş uranyum biriktirmek için çok para harcadı ve sert ambargoları göğüsledi. Şimdi bunları Rusya’ya gönderirse 5 yıl öncesine geri dönmüş olacak. Bu kolay bir karar değil.

     

    İran Buşehr’deki santralı bitirmeyi sürekli erteleyen Rusya’ya ya da sürekli düşmanlık yapan Fransa’ya güvenebilir mi? Bu hikaye daha devam eder.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FINANCIAL TIMES<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Martin Wolf: Komünizm gibi kapitalizm de iflas mı etti? Hayır. Geçiş dönemindeki bazı ülkeler krizde ama geçişin kendisi değil. Liberal demokrasiler ve piyasa ekonomileri reformdan geçebilir ve şartlara uyum sağlayabilir. Bu özelliklerini daha önce gösterdiler. Bunu yine yapmalılar.

     

    John Kay: Ekonomik güç ne zaman bir yerde – devlette, büyük iş çevrelerinde, işbirliği yapan ve gizlice anlaşan şirketlerde- yoğunlaşırsa orada rantçılık horlar. Amerika’nın yeni rantçıları yatırım bankacıları ve şirket yöneticileri.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">BOSTON GLOBE

    Peter Andreas: Soğuk Savaş’ın jeopolitik duvarının aksine bugünün duvarları dünyanın zengin ve fakir bölgelerini birbirinden ayrı tutmayı ve insanları içeride değil dışarıda tutmayı amaçlıyor.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">WASHINGTON INSTITUTE

    Simon Henderson: Yemen’de hükümetle uzak bir bölgedeki aşiret arasında yıllardır devam eden gerilim büyük bir bölgesel krize ve hatta İran’la Suudi Arabistan arasında savaş çıkarma potansiyeline sahip.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">ASIA TIMES

    Sami Moubayed: Lübnan’da beş ay süren didişmeden sonra kurulan hükümetin şekli Hizbullah için büyük bir başarı. Sonuca varılmasında Irak, İran ve Afganistan gibi daha büyük meselelere odaklanmak isteyen ve Lübnan’da barış isteyen Suriye ve Suudi Arabistan’ın büyük etkisi oldu.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">INTERNATIONAL HERALD TRIBUNE<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Deepa Narayan: Afganistan’ın anahtarı Kabil değil. Taliban’ın da gösterdiği çözüm yerel düzeyden gelmeli.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">HAARETZ<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Zvi Bar'el: Muhammed El Baradey’i Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olarak görmek istemeyenler, hazır olun, yakında kendisini Mısır devlet başkanı olarak görebilirsiniz.

     

    Shlomo Avineri: İran’a karşı daha ılımlı ABD politikası Tahran tarafından zayıflık olarak görüldü, şimdi Obama’nın yüzüne tükürüyorlar.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı