Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tarihin kazan ve kazması (2)

14 Şubat yazımda kaldığımız yerden Sagalassos kazısında bulunan iskeletin öyküsünü izleyelim:

[“Antalya Kültür Müdürü Musa Seyirci de, yeni ortaya çıkan bu gerçeğin, Türk tarihine de ışık tutabileceğini söylüyor. Ağlasun'daki kazının önemli bir merkez olduğunu kaydediyor önce, sonra da ‘Karbon Testi’ ile isabetli sonuca ulaşılabildiğini hatırlatıyor. Anadolu'da birçok yerleşim biriminin Türkleştiğini anlatıyor Seyirci, ‘‘Bu olay Türkler için yeni bir tarih sayfası açar’’ diyor.
Bu olayın, ‘Anadolu Türkleri’nin Anadolu halkı ile kaynaştığının' ve ‘Anadolu halkının Türkleştiğinin’ belgesi olduğunu vurguluyor. Bir başka iddiası daha var: Seyirci, ‘‘Bunun yanısıra, bu olay, Türklerin de Anadolululaştığını ortaya koyar. Yani bu aynı zamanda, Anadolu'daki Türkler'in, Orta Asya'daki Türkler'den farklı olduğunu da belgeler’’ diyor.
Sagalassos'ta 1989 yılında başlayan kazı çalışmaları yılın belli aylarında yapılıyor. Bu yılki kazı çalışmaları 4 Temmuz'da başlayacak ve 55 gün sürecek. İlçe halkından çalışmalara katılan işçilere günlük yevmiye olarak sigorta hariç 4 milyon lira ödeme yapılıyor. Bu arada Belçika Hükümeti tarafından desteklenen Sagalassos Kazıları'na Belçika'nın ünlü bankalarından BDC N.V. Baggerwerken Bank'ın yanısıra, AGFA, Arte Canstructo, Universal Express, Renner Natuursteen, Bekaert, Verstraete, Rotoracat Club, DYKA Plasticpipe System, Soluay gibi firma ve kuruluşlar da sponsor olarak yardım ediyor. Kazılara, Antalya Müze Müdürlüğü'nden Arkeolog Mustafa Demirel Kazı Komiseri olarak nezaret ediyor.
Ağlasun Sakarca Mahallesi Muhtarı Ali Toprak aynı zamanda Antik Sagalassos Kenti'nde kazı işçisi. İskeleti nasıl çıkardıklarını anlatıyor:
‘‘Ağlasun'a Belçikalılar geldi ve burada kazı yapacaklarını, 6 işçiye ihtiyaçları olduğunu söylediler. Ücretleri konuştuk, kazıya başladık. Önce tiyatronun arka tarafından çöplük ortaya çıktı. Her yıl Ağlasunlu işçi sayısı arttı ve 70'e ulaştı. Kazıların 20 yıldan fazla süreceğini söylediler. Agora kazısı yapılırken yıkılmış bir sütunun altında iskelet bulundu. Prof. Marc Waelkens bize ‘Sizin atalarınız burada yaşamış' dedi. Daha sonra çalışan 70 işçiden saç teli aldılar. Saçlarımızın üstünden bir tutam saç teli alıp zarflara koyduk. Üzerlerine isimlerimizi yazıp Belçikalı arkeologlara teslim ettik. O günden beri bize herhangi bir şey söylemediler. İskelet de Sakarca Mahallesi'ndeki Belçika Kazı Evi'nin deposunda duruyor hâlâ.’’
Kuruluşu Helenistik dönemin öncelerine dayanan Sagalassos kenti, M.Ö. 334'de Büyük İskender'in hâkimiyetine geçti. Daha sonra Selecuid ve Bergama Krallığı'nın hákimiyeti altına girdi. M.Ö. 133'de Roma İmparatorluğu'na bağlanan kent, M.S. 395'den itibaren Bizans hâkimiyetine geçti. M.S. 514 ve 518 yıllarındaki 2 büyük depremden sonra 542 yılındaki veba salgınından etkilendi ve kent bir daha iskâna açılmadı.” ]
***
Daha önce de yazmıştım: Mersin Toroslarında, Demirışık köyünde, annemin (Deli) Hapa adında bir teyze kızı vardı. Hapa’nın Avrupa’daki karşılığı Eva’dır, Eve’dir. Bunların hepsini Havva olarak kabul edebiliriz. Ancak Havva Hapa’dan, Hapa da Hepa’dan gelmektedir. Hitit yazıtlarında Hepa, Hepat ya da Hepatu olarak geçen bir tanrıçanın adıdır. Sanırım Deli Hapa 1920’lerde doğmuştu ve kimsenin bilmediği bir Hitit-Lübnan tanrıçasının adını taşıyordu. Buna göre bizim ailenin ana tarafının bir yanı Hitit olabilir. Deli Hapa teyzemin adının Hapa olması aile içinde çocuğa ad verme geleneği içinde değerlendirilmelidir. Kızım olsaydı adını Hapa koyardım. Zaten çevirdiğim bir kitap için takma ad kullanmam gerektiğinde “Hapa Çopurgil” adını seçmiştim.
Anadolu insanlarının soyağacı kazılarının yapılmasının ilginç sonuçları olabilir. Ama bunlar yararlı sonuçlardır. Çünkü Türkiye’de ırka, etnisiteye dayalı Alman-Nazi nasyonalizminin yapılamayacağını da kanıtlar. Cumhuriyet’in milliyetçiliği kana, ırka dayalı bir milliyetçilik değildir. Ulusal bağımsızlık, ulusal çıkarı savunma milliyetçiliğidir.
Zaten, geçmiş öyküsünün iki sayfa öncesi Arnavut, Sırp, Bulgar, Gürcü, Rum, Ermeni, Arap, Kürt olan bir Türk’ün Alman-Nazi milliyetçiliğine özenmesi komik olurdu.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI