Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Tarihi yarımada yayalara bırakılmalı

    Hürriyet Haber
    05.07.1999 - 00:00 | Son Güncelleme: 05.07.1999 - 00:01

    İki dönemdir MHP'nin İstanbul belediye başkan adayı olan şehir plancısı mimar Ahmet Vefik Alp, tügeçidin mutlaka otomobil geçişine uygun bir şekilde yapılması gerektiğini savundu. Tarihi Yarımada'nın kademe kademe restorasyondan geçirilerek bir müze kente dönüştürülmesi gerektiğini söyleyen Alp ile İstanbul'u seçim kampanyası sırasında (kendi tabiriyle) ‘‘gümbürtüye giden’’ projelerini konuştuk.

    PLANLANAN tüpgeçit otomobil trafiğine kapalı. Siz ise buna karşı çıkıyorsunuz. Nedenleri ne?

    Türkiye bir şark ülkesi olduğu için tüm yurttaşlarımızın araçlarını bırakıp metroya binerek karşıdan karşıya geçeceğini sanmıyorum. Benim tahminlerime göre otomobil sahiplerinin yüzde 10 ya da 15'i böylesi bir davranış gösterir. Geriye kalanların eskisi gibi otomobillerine binerek iki Boğaz köprüsüne yükleneceğini düşünüyorum. Bu da şimdilik sona eren üçüncü Boğaz köprüsü tartışmasının dört-sene sonra tekrar hortlayacağı anlamına gelir. Eğer biz bu tartışmayı sonsuza kadar tarihe gömmek istiyorsak, tüpgeçidi raylı sistemin yanında mutlaka otomobil geçişine uygun yapmalıyız. Biz buna ‘‘otoraylı tüpgeçit’’ adı verdik.

    Raylı sistem elektrik enerjisiyle çalışacak ve bundan dolayı eksoz gazı sorunu olmayacak. Edirnekapı'daki yüz elli metrelik tünelde bile trafik sıkışıklığında zehirlenme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Tüpgeçitte bir otomobilin tutuşması halinde olacakları düşünmek bile kabus gibi.

    Eksoz zehirlenmesi, Edirnekapı'daki tünelin havalandırma sisteminin uygun bir şekilde yapılmamış olmasından kaynaklanıyor. Oysa Tokyo Boğazı ile adaları, Hong Kong ile Asya kıtasını birbirine bağlayan tüpgeçitler otomobil ve raylı araçların birlikte hareket ettikleri bir sistemdir. Üstelik bu tünellerin uzunluğu Boğaz geçişinden kat kat fazladır. Manhattan Adası ile New York'u birbirine bağlayan dört tüpgeçit bulunmaktadır. Bu tünellerinin hiç birinde böyle bir sorun yaşanmamıştır. Yangın tehlikesine gelince: Tüpgeçidin içinde yapılacak olan tahliye yolları ve görevli araçlar dışında sivil kullanıma kapalı tutulacak olan özel yollar sayesinde bu tehlikenin önüne geçmek gayet kolay olacaktır.

    Tüpgeçidin otomobil ulaşımına da açık olması durumunda kent merkezine araç tazyiki artmayacak mıdır? Birçok vatandaş yol uzun ve çileli diye otomobilini karşıda bırakıp, denizyoluyla İstanbul'a ulaşıyor. Şimdi yol çilesiz olunca bu sayı daha da artmayacak mıdır?

    Zannetmiyorum. Bizim önerdiğimiz sistemde İstanbul'u bir halka gibi çevreleyen bir ring geçişi tabir edebileceğimiz bir yapı da sözkonusu. Tüpgeçit yolu, Söğütlüçeşme'deki ikinci köprü kavşağında diğer yolla buluşuyor. Bu yol ikinci köprü kanalıyla dönerek Haliç köprüsünü geçip, Topkapı-Yedikule-Samatya hattını aşıp Yenikapı'da tüpgeçitle buluşuyor. Üstelik bizim önerdiğimiz yol, Ulaştıma Bakanlığı'nın önerdiğinden daha kısa. Biz, yeraltı girişinin Söğütlüçeşme'den değil Harem'den yapılmasını, karşı tarafta ise Yenikapı ve çevresi doldurularak Surdışı'ndan bir çıkış verilmesini hedefliyoruz.

    Tarihi Yarımada'nın restore edilerek bir müzekent haline getirilmesini savunuyorsunuz. Bir de ‘‘Çağdaş bir kent yayanın egemen olduğu bir kenttir’’ diyorsunuz. Projenizi biraz anlatır mısınız?

    İstanbul'un bir taraftan yapılaşma, ulaşım ve kirlilik gibi fiziksel sorunlarını irdelerken, diğer taraftan İstanbul'un kimliğine ilişkin restorasyon çalışması yapmak önemli bir görevdir.

    İstanbul'un nasıl bir kimliğe sahip olduğunu düşünüyorsunuz?

    İstanbul birkaç bin yıllık mazisiyle dünyaya egemen olmuş imparatorluklara ve ve kültürlere evsahipliği yapmış bir kenttir. İstanbul bu kültürlerin bizlere miras bıraktığı müthiş bir arkeolojik parkı barındırmaktadır. Özellikle Tarihi Yarımada'da zemin üstünde ve yeraltında Türk, Osmanlı, Bizans, Roma ve Yunan medeniyetlerinin varlıkları kat kat yatmaktadır. Buna karşın aynı bölge bugün otomobil deposu haline getirilmiş ve tarihi dokuya ulaşacağımız dar ve hareketli sokaklar araç parklarına dönüşmüş. Tarihi yapılar kirlilik içinde başıboş bırakılmış. İstanbul'umuzun tarihi zenginliğini tekrar dünya kültürüne geri getirecek olan bu projenin ana hedefi, bu bölgeyi araçlardan arındırmak ve genel bir temizlik, peyzaj ve çevre düzenleme çalışmasına tabi tutmaktır. Bölgede yaşayanlar için özel otoparklar bırakılacak, toplu taşım ve hizmet yolları servis yolları düzenlenecek, turistler için tramvaylar sağlanacaktır.

    Miras kültürler

    Bu sözleri bir MHP'liden duymaya alışık değiliz.

    O zaman siz bizi yeterince tanımamışsınız demektir. Ben bu projeyi bildiğiniz gibi seçim kampanyası sırasında açıkladım. Türk medeniyeti bu toprakların en önemli gerçeği olduğu gibi Yunan, Roma ve Bizans kültürleri de bir gerçeğidir. Biz hiçbir kültür karşısında kompleks duymuyoruz. Çünkü çok büyük bir uygarlık kurmuş bir milletiz. Biz bunu yaparken kimse de bizim tarihi mirasımıza haksızlık ve insafsızlık etmesin. Balkanlar'da ve Arap ülkelerinde Osmanlı'nın eserleri harap durumda, onlar da buna sahip çıksınlar. Ben Suudi Arabistan'da Osmanlı kaleleri, camileri, hamamları, eski Osmanlı yerleşimleri üzerinde çöllerin ortasında, yılan ve akreplerle boğuşarak araştırma yaparken ne hissediyorsam, bize miras kalan diğer kültürler üzerine yaptığım araştırmalarda aynı hassasiyeti gösteriyorum.

    Yayalaştırma projesi

    Tarihi Yarımada'nın altında çok büyük bir yeraltı şehrinin olduğu biliniyor. Roma'da bulunan yeraltı şehri İstanbul'dan daha küçük olduğu halde çok daha ünlü. Sismik destekle arkeolojik bir kazı yapılamaz mı?

    Bunu yapmazsak İstanbul'a kötülük yapmış oluruz. Dün televizyonlar, Roma'da zemin altında yeni bulunan eski bir yerleşimi gösteriyordu. İstanbul'da bunun kat kat fazlası var. Üstteki tarihi yapılara zarar vermeden bu alanlar açılırsa İstanbul ikinci bir tarihi ve turistik alan kazanır ki bunun dünyada bir örneği daha yok. Benim projemde Sultanahmet'ten Süleymaniye'ye kadar tüm bölgenin yayalaştırılması hedefleniyor. Sadettin Tantan'ın Unesco, Avrupa Birliği ve Fener Gönüllüleri Derneği'yle birlikte hazırladığı, ‘‘Fener ve Balat Semtleri Kentsel Rehabilitasyon Projesi’’ çok değerli bir çalışma. Bu bölgenin, Ayvansaray ve Eyüp'ü de alacak şekilde genişletilip restorasyon programına acilen alınması gerekiyor.

    Bu bölgeyi özel araç trafiğinden arındırdığımızda buraya gelenler arabalarını nereye park edecek?

    Yeni Galata Köprüsü'nün altında deniz dibinde kurulacak bir otoparka... Tüp geçit şeklinde planlanmış olan bu otoparkın bir örneği Cenevre'deki Leman Gölü'nün altında bulunuyor. Deniz akıntılarını kesmeyecek şekilde planlanan bu otopark projemiz 40 bin araç kapasiteli olacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bu sayede günde yaklaşık 200 bin dolarlık bir gelir elde edecek.

    Bu ekolojik yapıyı etkileme mi?

    Akıntıların yönü hesaplanarak yapılırsa etkilemez aksine kazıklar üztüne oturmuş hacimli otoparkın altında balıklar için güvenli bir üreme ve barınma ortamı doğar.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı