Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tarihi kim yazar nasıl yazar?

HER “resmi tarihi” muzafferler yazar! Buna mim koyalım, tekrar döneceğim.

* * *


MALÛM, CHP’li Onur Öymen, Dersim katliamını alenen sahiplendi.


Ama eğer farkındaysanız, onun bu vicdansızlığı demokrat ve özgürlükçü şahıslar tarafından hem kıyasıya eleştirildi, hem de yine onlar açısından bir ferahlama vesilesi oldu.


Hele hele, özrü kabahatinden büyük ve inadım inat, “neo-ittihatçı - ulusalcı” sözcü çizmeyi aşıp bir de “Atatürk de mi faşistti” diye meydan okuyunca aynı demokratlar aynı Öymen’e bu defa şükran beyan ettiler ki, böylesine bir müteşekkirlik aslında çok doğaldır.


* * *


DOĞALDIR, zira en ceberut ve en bağnaz “resmi ideoloji”nin temsilciliğini üstlenen o Öymen belki basireti bağlanıp, belki maskesini yırtıp “baklayı ağzından çıkartmakla”, kendisi hiç farkına varmasa bile, aslında cini de şişeden çıkartmış oldu.


Başka bir deyişle, “neo-ittihatçı - ulusalcı” sözcü, hem söz konusu “resmi ideoloji”nin tahakkümünden, hem de onun yarattığı şartlanmadan ötürü demokrat ve özgürlükçülerin ancak çağrışımıyla yetinebildiği; ancak kaş gözle işaretleyebildiği Pandora’nın kutusunu açtı.


Dolayısıyla da, gaflete düşen CHP temsilcisine nazik teşekkür borcumuz doğdu.


Zira şişeden çıkan o cin, muzafferler tarafından yazılmış “resmi tarih”in tâ kendisidir.


* * *


FAKAT dikkat, “resmi tarih” derken tabii ki 1923’den beri beyinlere huniyle akıtılan tarihi kastediyorum ama deyimi ne küfür, ne beddua ne de lânetleme olarak kullanıyorum.


Böylesine hezeyanlar hem gerçekçiliğe uzak düşer, hem de şımarıklığın daniskası olur.


Zira “resmi tarih” sırf bize özgü ve sırf yerli malı bir istisna değildir. Evrenseldir.


Zaten de bunun içindir ki girizgâhı “her resmi tarihi muzafferler yazar” diye yaptım.


Öyledir, çünkü ilkin o muzafferler o zaferle birlikte “bileği güçlü” konuma geçmiştir.


Eh, bu başarıdan sonra onların “nesnellik”, “adillik”, “tarafsızlık” gibi ahlâki öğeleri ön plana çıkartmaları beklenemez. Hele hele, mekânda ve zamanda daima değişken olan tarihi bir de yenilgiye uğratmış oldukları hasımları açısından kaleme almaları hiç beklenemez.


Böyle bir beklenti saftirikliğin, aksinin eleştirisi ise hayalciliğin zirvesini oluşturur.

 

* * *


ÖTE
yandan, evet muzafferler o zaferi kazanmışlardır ama, onların hem aynı zaferi, hem de bizzat kendilerini meşrulaştırmak gibi çok hayati bir sorunu daha vardır.


Zafer ancak bir paradigma, bir ideoloji, bir sistem donanımıyla pekişebilir.


Bunun zeminini yaratabilmenin tek yöntemi de bugünü dünle açıklamaktan geçer.


Başka bir deyişle, ister istemez maziyi “nalıncı keseriyle yontmak” gerekecektir.


Yani, bariz biçimde tahrif etmek ve “şer sayfaları”nı kapatmak ve yasaklamak dâhil, o bugünü o dünden meşrulaştıracak bir tarih üretilecektir. Artı, kitlesel olarak dayatılacaktır.


Ve işte, “resmi tarih” dediğimiz şeyi de bu çok kapsamlı operasyon oluşturuyor!


Onur Öymen’in şişeden çıkarttığı cin ise “neo-ittihatçı-ulusalcı” CHP’linin farkına varmadan açtığı o yasak sayfaları şimdi teker teker heceleyerek okumaya başlıyor.


* * *


İMDİİ,
Türkiye’nin bugünkü temel sorunu, 1923 Cumhuriyetimizin de diğer bütün muzafferler gibi kendi nabzına göre bir “resmi tarih” üretmiş olmasından kaynaklanmıyor.


Bunun tersi düşünülemezdi. Aksini yapması ne beklenebilirdi, ne de istenebilirdi.


Ama tabii ki Türkiye’nin çok vahim bir tarih sorunu var. Bu sorun hem o Cumhuriyet’ten 86 yıl sonra dahi “resmi tarih”in cidden sorgulanamamasından; hem de

Onur Öymen’de cismanileşen ceberutluğun oradaki en kara sayfaları bile sahiplenmesinden kaynaklanıyor. Bugün tarihi “yazmak” konusuna değindim, yarın onu “okumak” bab’ına geleceğim.

X