Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tarihe geçmekte tercih...

Büyük Ayetullah Hüseyin Ali Montazeri’nin Kum’daki cenaze törenine milyonlarca insanın katıldığı bildiriliyor. Muhalefetteki “Yeşil” hareketin liderleri, eski başbakan Mir Hüseyin Musavi ile eski meclis başkanı Mehdi Karrubi de Tahran’dan Kum’a gidip cenaze törenine katılmışlar.

Khamenei-Ahmedinejad rejimi kendilerine şiddetle karşı böyle bir kişinin cenaze törenine katılımı engellemek için güvenlik önlemi almadıkları dikkat çekici. Daha doğrusu, alamadıkları. Çünkü, rejimin gücü Montazeri’nin cenaze törenine katılmayı engelleyecek ölçüde değil.

Kum’daki törene “Diktatöre Ölüm” sloganı ile süslenen yüksek katılım bir yandan da İran’da hileli seçimlerin ardından patlak veren “Halk Hareketi”nin canlılığını sürdürdüğü ve büyüdüğünü ortaya koyuyor.

İran’ın bu fotoğrafı Obama’dan Tayyip Erdoğan’u uzanan geniş çizgide İran ile “iş tutanlar”ın ne kadar nazik ve ince bir ip üzerinde “siyasi cambazlık” yapmaları gerektiğini de işaret ediyor. Bir yandan “Realpolitik”in gerekleri ve diğer yandan “değerleri terketmemek” ve belirli bir düzeyde “etik”i koruyarak “moral ağırlık” sağlama ihtiyacı. Zira ikincisi olmazsa siyasi etkiniz de olamayabiliyor.

İran’a İsrail’in ve dünyanın her yerindeki “İsrail yanlısı çevreler”in amansız düşmanlığını da hesaba katmak gerek. Ancak, kendi başına bu, İran rejimine “meşruiyet” kazandırmaya yetmiyor. Bir rejimin meşruiyeti kendi halkı nezdinde tükenmişse, asıl önemlisi odur.

***           ***          ***

Muazzam bir halk katılımıyla dini merkez Kum’da son yolculuğuna uğurlanan Ayetullah Montazeri, mevcut rejim için çok yakın geçmişte şunları yazmıştı: “Güca, zulme, halkın kullandığı oylarını gizlice değiştirmeye, öldürmeye, kapatmaya, tutuklamaya ve Stalinist ve Ortaçağ işkence yöntemleri kullanmaya, baskı uygulamaya, gazetelerin sansürüne, kitle iletişim araçlarının önüne kesmeye, toplumun aydınlanmış ve seçkin kesimini yalan yanlış gerekçelerle hapse atmaya ve hapishanede onları sahte itiraflara zorlamaya dayanan bir rejim lanetlidir ve gayrımeşrudur.”

Bu nitelemeyi yapan Ayetullah Montazeri, İran İslam Devrimi’nin liderlerinden biriydi. 1985’te Humeyni’nin halefi ilan edilmişti. Humeyni, 1989’da öldüğünde “Rehber” olarak rejimin başına onun geçmesi gerekecekti.

Fakat, o, insan hakları, kadın hakları, zincirleme tutuklamalar ve baskı önlemleri gibi konularda Humeyni’ye de karşı çıktı. Tüm unvanlarından arındırıldı ve on yıla yakın süre Kum’da ev hapsinde tutuldu. Adı tarih kitaplarından çıkartıldı.

Ama tarihin doğru yönünde durduğunuz vakit, ne yapsalar, silinmiyorsunuz. Ayetullah Montazeri, son yarım yılda İran halkının güneşi olarak yine parlamıştı.

Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı kadın hukukçu ve aktivist Şirin Ebadi, bakın, onun için yayımladığı mesajda neler söylüyor:

“Seni desteklemekteki eksikliğimizi İran tarihi telafi edecektir

Baba beni affet! Çünkü Şah’ın zulüm rejimine karşı mücadele verdiği zorlu yıllarda sana yardımcı olmadım. Zira, aptalcasına, Ortadoğu’nun en donanımlı ordusuna sahip bir devletin birkaç din adamının feryadıyla yıkılmayacağını sanıyordum.Belki de korkudan böyle düşünüyordum ve kayıtsızlığımı izah etmek istiyordum.

Baba beni affet! Yıllar süren zından hayatına ve işkencelere tahammül gösterdikten sonra hürriyetine kavuştuğunda tebrik etmek üzere ellerinden öpmeye gelmedim. Zira cahildim. Senin zındanda mahkumların sığınağı olduğunu bilmiyordum. Müslüman ve devrimci solcu grupların birbirlerine yakınlaşmalarında oynadığın önemli rolden habersizdim.

Baba beni affet! Siyasi tutukluların öldürülmesine itiraz ettiğin ve devletin yanlış icraatına eleştirilerini alenen açıkladığı 1987-88 yıllarında konuşmanı işitmiş olmama rağmen herhangi bir tepki vermedim...

Sana baba diyorum, çünkü siyasi tutukluları desteklemeyi senden öğrendim. Öyle ki onlar uğruna tüm resmi makamlardan ve hatta İran İslam Cumhuriyeti’nin yüce lideri sıfatından vazgeçtin. Sana baba diyorum, çünkü zalime karşı şiddete başvurmadan mazlumu nasıl savunacağımı senden öğrendim. Mazlumun sessiz kalmasının zalime yardım olacağın, dolayısıyla sessiz kalmamak gerektiğini de senden öğrendim...

Sen İran’da ‘insan hakları’nın babasısın ve benim gib milyonlarca evladın ve müridin var. Kadir kıyetinin bilinmesine ve teşekküre de ihtiyacın yok. Ama hepimiz hakkını ödemede eksik kaldık ve kusurluyuz...”

***             ***             ***

Biliyorum, Türkiye’nin gündemi çok yüklü. Yazılacak, yazılması gereken, “sessiz kalınmaması” gerekli pek çok konu başlığı var.

Ama...

Hayatının önemli bir bölümünde İran’ın izi bulunan, 1980’li yıllarda İran ile Türkiye arasında “bilgi köprüleri” kurulmasında özel bir rolü bulunan benim gibi birisi için Ayetullah Montazeri’nin ölümünün ardından tek bir bilgisayar vuruşu bırakmamış olmak gibi bir “vefasızlığım” olamazdı.

Hem, Ayetullah Montazeri’nin öyküsüne dikkatle bakın, Şirin Ebadi’nin satırlarını bir durup düşünün; Türkiye’nin bugünü ve yarınına ilişkin “tercihlerinize” dair hayli ipucu bulabilirsiniz.

Ayetullah Montazeri, siyaseti vicdanın emriyle yapmasaydı, 1989’dan 2009’a tam 20 yıl, “Devrim’in lideri” Humeyni’nin halefi ve “İran İslam Cumhuriyeti’nin 1 numarası” olarak tarihe geçecekti.

O ise, insandan ve insan haklarından ve demokrasiden yana durmayı seçti. Üzerindeki tüm sıfatlar, altındaki tüm makamlar ondan alındı. Yalnızlığa ve ev hapsine mahkum edildi.

Ve bugün tarihe, geçtiği gibi geçti.

Tercih meselesi...

X