Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tarihe geçme tutkusu

GEÇTİĞİMİZ hafta gazetelerde çıkan bir haberdeki önemli ayrıntı belki yeteri kadar dikkat çekmedi.

Haber şöyleydi:

“İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2008 Araştırması’nda, kriz yılının sanayideki etkisini gösteren en önemli gelişme dar gelirliye ucuz ekmek üreten İstanbul Halk Ekmek’in, 136.5 milyon liralık ciroyla 397’nci sıradan ‘büyük sanayiciler sınıfına’ girmesi oldu.”

Halk Ekmek’in bir yıl içinde cirosunu bu kadar büyütmesi alt gelir gruplarındaki insanların ne kadar zor koşullarda olduğunu ortaya koyuyor.

İstanbul’da fırınlarda satılan normal ekmeğin fiyatı 80 kuruş.

Oysa belediyenin ürettiği “halk ekmek” 40 kuruş...

Yoksul insanlar, bu ekmeği alabilmek için sabahın erken saatlerinde “halk ekmek”i satan büfelerin önünde uzun kuyruklar oluşturuyor.

Bu kuyruklarda beklemek zorunda kalacak kadar yoksulluğa sürüklenen çaresiz insanların bazılarının utançlarından yüzlerini gizledikleri gözlemleniyor.

Ülkeyi yönetenlerin bu küçük ama çok önemli ayrıntıya özenle kafa yormalarını öneriyorum.

* * *

Siyasi ortamın inişleri çıkışları arasında hükümetin böyle göstergelerle ilgilenecek zamanı olduğunu pek zannetmiyorum.

Zaten hükümet, özellikle dar gelirli kitlelerin sorunlarının gündeme gelmesini pek istemiyor.

Bunun için de gündemi ortaya attığı değişik konularla dolduruyor.

Günlerden beri “Kürt açılımı”nı veya sonradan değiştirildiği şekliyle “demokratik açılım”ı tartışıyoruz.

Hem de ortada en ufak somut düşünce kırıntıları olmadan.

Dış kaynaklı bir yol haritası olduğu ağızdan ağza dolaşıyor.

İmralı’dan gelmesi beklenen ikinci harita ise bir türlü açıklanamıyor.

Her zaman olduğu gibi birtakım istekler, öneriler, senaryolar havalarda uçuşuyor.

Böyle ufuksuz, hedefsiz, plansız, hazırlıksız başlatılan çok önemli açılım da hızla sonuçsuzluğa doğru sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Ülkeyi yönetenlerin tarihe geçme tutkuları zapt edilemez noktaya gelince bu tip yanlışlıklardan kurtulunamıyor.

 Tayyip Bey’in böyle zorlu dönemleri taşıyacak bir devlet adamlığı donanımına, birikimine sahip olmadığı gerçeği giderek netlik kazanıyor.

* * *

Yıllardır bölgeyi izleyenlerin değerlendirmelerine göre Kürt kökenli insanlarımızın eğilimini üçe ayırmak olası:

Birincisi, “ayrılıkçılar.

Yani Kürt ırkçıları...

Ne yaparsanız yapın, bunları tatmin etmeniz olanaksız. Çünkü bunların tek hedefi bağımsızlık.

İkincisi, “güçlüden yana olanlar”.

Bu kesim, devlet güçlüyse devletin, teröristler güçlüyse teröristin yanında yer alıyor.

Üçüncüsü ise “huzur, güven, refah, aş ve iş isteyenler”.

Yani büyük, ama sessiz çoğunluk...

Bu insanlar mutluluk içinde insanca bir yaşam sürmeyi düşlüyor.

Bu değerlendirmeye göre bölgeye aş ve iş götürülmesi, yani refahın yükseltilmesi en önemli çözüm anahtarı olarak görülüyor.

Bu ekonomik seferberliği demokrasiyle tamamlamak ise ikinci anahtardır.

Tayyip Bey’in tarihe geçme hevesini bir yana bırakıp, çözüm için bu gerçeklere yönelmesi gerekir.

X