"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Taraf tutmanın ne kadar salakça olduğunu bilsem de ben Gülbenciyim

EŞİT durumdayız.

Ben de sizin gibi gazetelerden takip ediyorum, Gülben Ergen- Mustafa Erdoğan ayrılık macerasını...
Nedir ne değildir bilmiyorum. Tamamen okuduklarımın yalancısıyım.
Kim haklı, kim haksız? Haklı haksız var mı? Yoktur muhtemelen. Çünkü bu ilişki meseleleri karışıktır. Karışmaya da, taraf tutmaya gelmez. Çünkü işin iç yüzünü asla bilemeyiz. Mustafa Erdoğan’ın bir sevgilisi var mı, sevgilisinden çocuğu mu var? Nasıl bir çift onlar? Hiçbirini bilmiyorum. Ya da bize yansıttıkları kadarını biliyorum.
İkisi de yakınım değil.
Gülben’le defalarca röportaj yaptım ama arkadaşım mı?
Değil.
Hoşuma gitmeyen tavırları yok mu?
Yok değil.
Fakat...
Birkaç zamandır fark ediyorum da, gazetelerdeki haberlere bakınca, ben Gülbenciyim.
Kendime, “Deli misin ya?” diyorum, “Ne alaka şimdi taraf tutmak...”
Bilmiyorum.
“Kadın tarafı diye mi Gülben daha sempatik geliyor acaba?” diyorum, ama yoo antipatik gelen kadınlar da olmuştu, mesele kategorik taraf tutma değil...
Sanırım anne olduğu için.
Mustafa Erdoğan’dan üç çocuk yaptığı için.
Dünyanın en zor konumlarından biri...
Hem idare etmesi gereken bir “ün”ü var, kim ne derse desin Gülben Ergen bir star, hem o statüyü idare ediyor; konserlerini, ekstralarını, sosyal sorumluluk projesini, fiziğini, ruh halini; onun bizim gibi ortalıkta dolaşma hakkı yok, şişman olma hakkı yok, depresyona girme hakkı yok, tepesine binerler, biniyorlar zaten, yani o bir “ünlü” ve başka tür bir insan grubuna dahil ve onların yaşam tarzlarını belirleyen kurallar başka...
Ve ayrıca bir anne...
Hem onu hem bunu yapıyor, biriyle bile başa çıkmak zorken, üstelik üç çocukla...
Ve nasıl kontrol manyağı olduğunu bilirim, Nihat’tan başkasına fotoğraf çektirmez mesela, işin iyi geleceğini bilir çünkü, kontrol etmek ister her şeyi, iyi olsun ister, şişirmez, çok özenlidir işinde, eminim çok da iyi bir anne, çocuklarının üzerine de titriyordur.
Şimdi bu trafik içinde, ben hem çocuklarının başında hem işinin başında bir kadını, üzerime hiç vazife olmasa bile, kendime daha yakın buluyorum.
Üstelik çok da düzgün tavır aldı bu meselede, ortalığa düşmesin, ağızlara sakız olmasın diye elinden geleni yaptı.
Evet baba da şahane sanatçı, bu ülke için bir sürü iyi şey yaptı, ama o da işte, bir sürü sanatçı baba gibi yok, hep turnede, hep uzakta...
Eeeeeee? Bu durumda...
Ben Gülbenciyim.
Ne kadar taraf tutmanın salak bir şey olduğunu bilsem de...

Herkes odun doğar, hayat yontar, şekle sokar

“Bazıları kalem olur” sözünün tipik bir timsali olan size, bu maili, yoktan yazıyorum.
Her şeyin bir anlamı olması gerekmiyor.
Sizi okurken, “Ne anlıyorsun bu kadından?” gibi sorular soranlara, “Senin anlamadığını” diyorum. “Neden insanlar birini eleştirmek için bunca kuşanıyor?” anlamıyorum. İletişim öğrencisiyim ben de, gazeteci olma isteğine tutulanlardan. Fakat hayatı, belirli ideallerle yaşamaktan çok, olduğu gibi değil, benim gördüğüm gibi yaşama heveslilerindenim.
En çok sevdiğim cümle: “Kime ne?”
Biz hayatı tek kişilik yaşanır kılmaya başladığımızdan beri yalnızız. Aynı zamanda insanların düşündüklerini, çok fazla umursadığımız doğrultuda bağımlı. Hiçbir şeyi takmadığınızdaysa yaftalar hazır: “Ukala, burnu büyük, toplumdan kopuk, çevreye saygısı yok” ve daha niceleri. Oysa kimse “Helal olsun!” demez. Bilirler ki yadsımak, kabul etmekten daha kolaydır.
21 yaşındayım ben. Yaşıma ağır gelen ölümler, hastalıklar, iç yıkımlar gördüm. Erkeklere üzüldüm, erkekler sevdim, kimisinde sevgi buldum. Çoğunun, hiçken, piç olma çabalarına güldüm. Ne geldiyse başıma, dilim belasına geldi ama susmamayı bildim. Susmanın erdem değil, kabul sayıldığı zamanlardayız çünkü.
Fıtratını sevdiğim bir insansınız. Hocalarım benden bahsederken, “Geleceğin Ayşe Arman’ı olacak bu kız!” derler. Kimisinin gözünde umutlu bir gelecek olur, bazısı “Bu kızın yolu yol değil” kıvamlı söyler bu lafı. Bense, hayatın nereye savurduğuna bakmadan gülüp yoluma devam etmekteyim. Siz ne dersiniz? Türkiye, ileriki dönemlerde başka bir Ayşe Arman’a daha hazır mıdır? (Demet Çıkı.)

Demetcim, ne güzel yazmışsın. Mermerinden güzel bir heykelin ortaya çıkacağı zaten anlaşılıyor. Ama beni gözünde büyütmüşsün. Sen Ayşe Arman değil, daha iyi bir şey ol. Ama madem bu kadar istiyorsun, gazeteci ol. Bundan daha güzel bir meslek düşünemiyorum ben. Ama köşe yazarlığı değil benim sözümü ettiğim, muhabir ol, haber yap, röportaj yap. Bir duygudan bir duyguya, bir hikayeden bir başkasına koş, biriktir, aktar. İnsanların hikayeleriyle, sevinçleriyle, acılarıyla zenginleş. Öğren. Okul gibi bir şey muhabirlik.
Öbürü için, köşe yazarlığını kastediyorum, başka melekeler gerekiyor. Ve inan sıkıcı bir şey, sürekli ahkam kesmen, bir şeyleri başkasından ne kadar iyi bildiğini göstermen, yutturman, bin türlü oyun oynaman ve üstünlük taslaman gerekiyor. Çoğu zaman da havanda su dövülüyor.
21 güzel yaş, tam da senin dediğin gibi, kendini yontmaya başlayacağın yaş. Evet kime ne, hayatı, kendi gördüğün gibi yaşa, insanların düşündüklerini fazla önemseme. Ama sen giderken, o yolu bitirmiş, kulak vermen gereken insanlar da oluyor. Bir sürü şey öğrendim ben mesela Ertuğrul Özkök’ten, Mehmet Yılmaz’dan, Muhittin Sirer’den, Neyyire Özkan’dan...
Tanıdığım için, birlikte çalışma fırsatı bulduğum için, kendimi şanslı hissettiğim gazeteciler onlar. Seni değiştirmeden, yolunu açan, “Yap peki, git, araştır, sor, yaz!” diyen insanlar onlar. Benim için bu mesleğin büyükleri. Ve çıkıyor insanın karşısına böyleleri ...
Taşınamadık bir türlü, taşınınca bizim eve gel, sana biraz daha ukalalık edeyim (!), sonra benimle bir röportaja gel, kimselere kolay kolay vermem ama sana vereyim, yaptığım bir röportajın kasetini çöz, sıkılırsan tepene binerim ona göre, çünkü çöz çöz bitmiyor onlar, ondan sonra karar ver devam edip etmemeye. Öpüyorum...

OKUR HAMİŞ’İ

Biri kötü bir şey yaptığında eleştirelim tamam ama iyi bir şey yaptığında teşekkür etmeyelim mi? O, bizim kafadan düşmanımız mı? Evet, Ahmet Hakan da Yılmaz Özdil de, dün, Sağlık Bakan’ı Recep Akdağ’ı eleştirmiş. Çünkü bakan, kimsenin tasvip edemeyeceği bir laf etmiş. Ama aynı bakan, kanserli bir çocuğun babasını hapse göndermekten kurtardı. Bu da benim tanık olduğum iyi bir şey. Neden teşekkür etmeyeyim?
X