"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Tapınaklar kenti Katmandu

Bir zamanlar barışın simgesi olan Katmandu'da şimdi terör hakim. Himalayaların çevrelediği kentte tam 3 bin tane tapınak var.

Buna sokak aralarındaki küçük tapınaklar dahil değil. Kentin dar sokaklarında dolaşırken kendimi bir filmin içinde geziniyormuş sandım.

Yeni Delhi'den havalandıktan bir saat sonra Himalayalar tüm haşmetiyle görüntüye girdi. Başımı uçağın penceresine yapıştırıp 'Dağların İmparatoru'nu seyretmeye başladım. Bütün zirveler istisnasız bembeyazdı. Bulutları delip gökyüzüne doğru uzanmışlardı. Dünyanın en yüce dağlarını bu kadar yakından görmek beni heyecanlandırdı.

Yaklaşık 1,5 saat sonra uçak Tribhuwan havaalanının pistine kondu. İçime kıpır kıpır bir heyecan çöreklendi. İnişe hazırlanırken hoparlörden hostesin anonsu yükseldi. Söylediğine göre kral ve kraliçe İngiltere'den, sağlık muayenesinden gelmişlerdi. Onlar alanı terk edinceye kadar uçağın kapıları açılmayacaktı. İlk defa başıma böyle bir şey geliyordu. Nepal'in ilginç bir ülke olduğunu daha ilk baştan anlamıştım. Yarım saat sonra kapılar açıldı.

Pasaport kontrolünden ve gümrükten her hangi bir sorun yaşamadan geçtim. Otelin arabasını ararken çevreye bakındım. Biraz önce uçaktan kuşbakışı seyrettiğim Himalayalar, uzaklarda beyaz beyaz tüm heybetlerini sergiliyorlardı. Arabanın camından Katmandu'nun ilk görüntülerini yakalamaya çalıştım.

KEPENK EYLEMİ

Nepal dünyanın ikinci en fakir ülkesiydi. Yolun iki yanına bunu kanıtlayan görüntüler sıralanmıştı. Tuğla evlerin çoğu sıvasızdı. Üst katlarda kolon demirlerinin filizleri, Türkiye'deki gecekondu görüntülerini hatırlatıyordu. Bu filizlere televizyon antenleri bağlanmıştı. Her evin damında mutlaka bir veya iki su tankı göze çarpıyordu. Evlerin arasına gerilmiş iplerin üstünde renkli çamaşırlar dalgalanıyordu. Trafikte tam bir kargaşa yaşanıyordu. Klakson sesleri kentin vazgeçilmez gürültü kaynağı idi.

Hafta ortası olmasına rağmen, neredeyse tüm dükkanların kepenkleri kapalıydı. Daha sonra öğrendiğime göre illegal Maoist parti, üç günlük kepenk indirme eylemi yapıyordu ve benim geldiğim gün eylemin son günüydü. Maocular Nepal'de oldukça güçlüydü. Kral yanlıları azınlıktaydı. Caddeler baştan ayağa silahlı askerlerin kontrolü altındaydı. Hatta bazı benzin istasyonları, kum torbaları ile korunma altına alınmıştı. Maocu militanlar saldırılarını daha çok kırsal kesimde gerçekleştiriyorlardı. Hedeflerinde askerler ve polisler vardı. Nepal'deki ikinci günümde, Katmandu yakınlarında çıkan bir çatışmada tam 300 kişinin öldüğünü yerel gazetelerden okudum.

BEŞ YILDIZLI OTELLER

Her şeye rağmen Nepal, dünya gezginlerinin hala ilgisini çekiyordu. Bu nedenle kentteki lüks otel sayısı oldukça fazlaydı. Bugünlerde müşteri bulmakta zorlanan bu görkemli binalar, çevrelerini sarmalayan yoksul görüntülerle ilginç tezatlar sergiliyorlardı. Ben, adını ülkenin iki simgesinden almış 'Yak and Yeti' otelinde kalıyordum. Bahçe manzaralı odama yerleşip, iki günden beri kapalı duran bavulumu açtım. Buruş buruş olmuş giysilerimi astım. Gezgin kıyafetine bürünüp, vakit geçirmeden kendimi sokaklara vurdum.

Sokaklara geçmeden önce sizlere 'Nameste'yi anlatmam gerekiyor. Bu sihirli bir kelimeydi. Yaşamın her anında kullanılıyordu. Önce iki elin avuç içleri birleştiriliyor, başparmakların uçları çeneye doğru değerken, baş hafif öne doğru eğiliyor ve tam o sırada gülümseyerek 'Nameste' deniyordu. Bunu bir Batılı'nın (veya yabancının) ağzından duymak, Nepallilerin pek hoşuna gidiyordu.

Önce sarayın önünden geçip, Thamel semtine gittim. Thamel, tamamen turistlere ayrılmış bir semtti. Daracık sokaklarında yanyana dizilmiş yüzlerce dükkanda takılar, şapkalar, heykeller, paşminalar, rengarenk kumaşlar, tahtadan yapılma masklar, Khukuri adı verilen Gurka kamaları, Budist tesbihleri, çeşitli heykeller, dua silindirleri, Himalayaların zirvelerinden koparıldığı ve enerji verdiği iddia edilen kristaller, değerli değersiz renkli taşlar, yerel motiflerle süslü giysiler, tütsüler, taşlarla süslü küçük kutular ve diğer hediyelik eşyalar sergileniyordu.

TAPINAKLAR KENTİ

Thamel semti, dünyanın her yerindeki (veya geri kalmış bölgelerindeki) turistik eşya satılan sokaklardan pek farklı görüntüler sunmuyordu. İki adımda bir önüm kesiliyor, eşyalar gösteriliyor, 'good price' temennaları arasında dükkanlara davet ediliyordum. Birisinden yakamı kurtardıktan sonra, hemen bir diğerinin ilgi alanına giriyordum. Thamel'de dükkanların yanı sıra, Uzak Doğu mutfaklarından örnekler sunan restoranlar, Himalayalara treking düzenleyen turizm firmaları, kahveler ve kitapçılar da vardı.

Thamel renkliydi, kalabalıktı, gürültülüydü ama hediyelik eşyalar dışında Nepal'le ilgili pek ipucu sunmuyordu. Haritama bakıp, beni Durbar Meydanı'na götürecek dar sokakları işaretledim. Turistik bölgeden uzaklaştıkça, Katmandu'nun gerçek yüzünü görmeye başladım. Neredeyse her köşe başında bir tapınak vardı. Sokakta yürüyenler bu tapınakların önünde kısa bir süre duraklıyor, bir iki dua ediyor, varsa çanı çalıp günahları uzaklaştırıyor, en sonunda da küçük heykelin üstüne parmağı ile dokunup, aldığı kırmızı boyayı alnına sürüyordu. Eğer heykelin önünde çiçek varsa, ondan bir kaç yaprak kopartıp, saçlarının üstüne koyuyordu.

Güneş girmeyen bu dar ve kalabalık sokaklarda gördüklerim beni şaşırtıyordu. Önüme çıkan her şeyin fotoğrafını çekmeye çalışıyordum. Küçük, vitrinsiz dükkanların çivit mavisi çerçeveli pencerelerinden, içeride kumaş kestiren rengarenk giysili kadınları fotoğraflamaya çalışıyordum. Hiç tepki vermiyor, kızmıyor aksine ak dişlerini sergileyerek gülümsüyorlardı. Ben de onlara 'Nameste' diyordum.

Bakkalların önündeki sebzelerin, meyvelerin, onları satan alan insanların görüntülerinin peşinde koşturup duruyordum. Bir filmin setinde dolanıp durur gibiydim. Yerdeki fare ölüleri, koşturup duran çocuklar, bir köşede pirinç yiyen adam, çeşme başında saçını yıkayan kadın, bulaşık yıkayan genç kız, başına geçirdiği kayışın yardımıyla koca çuvalı taşımaya çalışan küçük hamal, güneşin hüzmelerine sırtını dayayıp sohbet eden yaşlı Budistler...

Bazen iki kişinin bile yanyana yürüyemeyeceği kadar daralan sokaklardan geçerek Durbar Meydanı'na geldim. Eski sarayın bulunduğu meydan, tüm dünya meydanları gibi kalabalıktı. Mabetler yanyana dizilmişti. Krişna tapınağı, hemen yanında bir Budist stubası, biraz ötede Hindu tapınağı... En hareketlisi Hindu tapınağı idi. Yüzlerini çeşitli renklere boyamış yogiler, poz verecek turist arıyordu. Kimi rahipler, önlerindeki kaplarda bir takım düzenlemeler yaparak dua okuyor, inananlar önce tapınağın çevresindeki dua silindirlerini çeviriyor, sonra dört bir yandaki çanları çalarak günahlarından arınıyorlardı.

BİR MİZANSEN GİBİ

Budist tapınaklarının basamaklarında oturanlar ise hem etrafı seyrediyor hem de sohbet ediyorlardı. Basamakların etrafına yaydığı yaygıda sergilediği ıspanak ve tatlı patatesleri satarak nafakasını çıkarmaya uğraşan kadın, bir yandan da kaçmaya çalışan keçisini zaptetmeye çalışıyordu. Tapınağın bir köşesine Singer makinasını koyan seyyar terzi, karşısına oturan genç kıza sari dikmek için ölçü alıyordu. Hemen onun yanındaki açık hava berberi, tabureye oturmuş küçük bir çocuğun saçlarını kısaltma çabasındaydı.

16. Yüzyılda yapılmış olan sarayın avlusunu gezdim. Silahlı askerlerden ürktüğüm için, orada fazla oyalanmadım. Sarayın hemen yanındaki Kasthamandap denilen dünyanın en eski tahta binasının üstündeki oymaları, hayranlığın ötesinde bir şaşkınlıkla izledim. Böylesine sabırlı ustaların, ancak ruhun egemen olduğu bir ülkede yetişeceğine kanaat getirdim. Güneş batıyordu ve tapınaklar kızarmıştı. Meydanı bir müzik sarmaladı. Sordum; bir Budist duası olduğunu söylediler. Bir tapınağın basamaklarına oturup, 'Om Mani Padme Hum'u dinlemeye koyuldum. Dalga, rüzgar, kuş sesini andıran nağmelere kapılıp bir süre başka boyutlarda dolaştım.

Durbar'dan ayrılıp, tekrar klakson seslerinin, motosiklet pat patlarının, motor homurtularının hakim olduğu gerçek dünyaya döndüm. Kalabalıkları yararak otele doğru yürüdüm. Otele yakın bir yerde bir cafe-bar buldum. Pencere kenarına oturup, Nepal'in ödül kazanmış romundan bir bardak söyledim. Caddelerden el ayak çekilmeden bardan çıktım. Romun verdiği cesaretle, karanlığa kalmamam konusundaki uyarıları kulak arkası ettim. Otele giden karanlık sokaklarda aheste bir yürüyüş tutturdum. Masalın içinden çıkıp, beş yıldızlı otelin pırıltısına karışmakta acele etmedim.

Haftaya Katmandu Vadisi'nde yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım.


MİNİ REHBER


NASIL GİDİLİR Gulf Air pazartesi, cuma ve cumartesi günleri Bahreyn aktarmalı uçuyor. Adres: Cumhuriyet Cad. No:213 Tel: (212) 231 3450-53 Ayrıca Nepal'in fahri konsolosu Prof. Dr. Günseli Malkoç, Nepal'e bayram, yarı yıl tatili gibi özel dönemlerde tur düzenliyor. Tel(216) 345 2607-449 4334.

VİZE Nepal, Türk vatandaşlarından vize istiyor. Vizeyi İstanbul'daki fahri konsolosluktan almak mümkün. Vize için bir fotoğraf, 30 dolar ücret ve formu doldurmak yeterli. Haftanın 5 günü 11.00-16.00 arası başvurular kabul ediliyor. Vize genellikle başvurulan gün veriliyor. Adres: Vali Konağı cad. Yapı Kredi İşhanı. Kat:4 Nişantaşı Tel: (212) 246 6104

PARA BİRİMİ Bir dolar karşılığında 75 rupi veriliyor.

ALIŞVERİŞ Katmandu öncelikle bir takı cenneti. Kıymetli veya yarı kıymetli taşlardan yapılmış takılar çok göz alıcı. Ufak tefek onlarca hediyelik eşya da bulmak mümkün. Khukuri denen Gurka kaması ülkenin simgelerinden. Tahtadan oyulmuş masklar ve tanrı heykelleri de alış verişin gözdelerinden. Tabii ki paşmina denen kaşmirden dokunmuş atkı ve şallar çok ünlü. Saf paşminalar pazarlıkla 65-70 dolar civarında. Yün karışımı paşminalar çok daha ucuza alınabiliniyor. Gerçek paşminanın yanmış kıl koktuğunu hatırlatmakta yarar var. Pazarlık her yerde geçerli. Fiyatı nereye kadar indireceğiniz tamamen yeteğinize kalmış bir şey. Söylediği fiyatın üçte birine kadar düşenleri gördüm. Bir de elektronik eşya ve fotoğraf malzemeleri ucuz. New Road'daki dükkanlarda satılanların Avrupa'dan yüzde 40-45 daha ucuz olduğunu gördüm.

CEP TELEFONU Ülkenin hiç bir yerinde çalışmıyor. Otellerde telefon ücretleri çok yüksek. Haberleşme için e-maili veya faksı seçmenizi öneririm.

KREDİ KARTI Küçük dükkanlar haricinde her yerde geçiyor. Ama yüzde 4-5 oranında komisyon alınıyor.


HAVA DURUMU

Nepal'e gitmek için en uygun aylar Ekim ve Kasım. Bu aylarda hava kuru oluyor. Ayrıca sıcaklık ne üşütüyor ne de bunaltıyor. Bir de bu aylarda Himalayaları görme şansınız daha yüksek. Başkent Katmandu'nun yıllık ortalama hava sıcaklığı (0)durumu şöyle:



Aylar Min. Max.

Şubat 4 20

Nisan 11 27

Haziran 19 29

Ağustos 20 28

Ekim 13 26

Aralık 2 20
X