Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tansu Çiller'in hırçınlığı

İsmet SOLAK

DYP Lideri Çiller çok hırçınlaştı. Gerginliği çıplak gözle görünüyor. Geçen dönem DYP'den koparılan Ahmet Neidim, dün bunu vurguluyor:

''Parti tabanı, ablamın elinden ne zaman kayıp gitti biliyor musunuz? Erbakan başbakanlıktan istifa ettikten sonra Baba ablama görev vermedi ya, ertesi gün Hoca ile yaptıkları basın toplantısında tabanıyla ters düştü.''

Herkes merakla Neidim'i dinliyor:

''Baba'nın 12 Eylül öncesindeki sözlerini Erbakan'a okuturken, ablam mahcup gelinler gibi kıkır kıkır gülüyordu ya, 'Şimdi işi bitti' dedim. Ve o günden sonra tükendi. Ayağına diken batmış kediler gibi o yana, bu yana koşuşuyor, ama nafile, gemi kalktı.''

Cavit Çağlar'ın teşhisi de buna benziyordu:

''DYP tabelası artık bitti. Kırat yok, sadece o kadın var.''

Neidim, Demirel'e hakaret eden birinin DYP'li olamayacağını savunuyor:

''Bakın, hükümet gitti saltanat bitti... Ablamın debdebeli, tantanalı konvoyları da tükendi. Sıradan bir parti başkanı nasıl olurmuş bilmiyordu. Devlet imkânları kullanılmadan yapılan siyaseti de yeni görüyor. Hanyayı da, Konyayı da yeni tanıyor.''

* * *

Çiller'i adım adım izleyen, DYP muhabirimiz Hakan Akpınar'a bunları aktardım. ''Doğru abi'' dedi. Hakan öyle garip şeyler anlattı ki, şaştım. Çiller, kurmaylarının önerisiyle 'Basınla sohbet' toplantısı düzenliyor:

''Efendim, yıllardır DYP muhabirleri ile görüşmüyorsunuz. Bizim çilemizi onlar çekiyor, ama bir defa olsun çağırıp hatırlarını sormadınız...''

Toplantıda sohbetten çok, Çiller kendi kafasında olanları aktarıyor. Ve muhabirleri yönlendirmek istiyor. Susurluk davası ile ilgili tahliyelere duyduğu sevinci dile getirirken, adamları belli gazetecilere çaktırmadan çanak sorular ulaştırıyor. Bizim Hakan, kül yutmuyor:

''Bu tahliyeleri savunurken olayı öyle bir anlattınız ki, sanki Susurluk boş bir balon, ortada hiçbir şey yok. Tüm sorumluluk medyada mı efendim?''

Tansu Hanım kızıyor:

''Madem ki senin elinde belge var, bilgi var, neden bana soruyorsun? Bir başka arkadaşın sorusuna geçelim.''

Tekrar çanak sorular başlıyor. Hakan bir fırsat daha yakalıyor:

''Efendim... Muhalefette, sizin RP ile aynı söyleme sahip olduğunuz ve aynı siyasi çizgiye düştüğünüz yolunda eleştiriler var.''

Yine sinirleniyor:

''Nerden çıktı bu? Hiç de öyle değil... Bu soruyu sorduğun çok iyi oldu. İnşallah televizyonlar bu sorunu da, benim cevabımı da aynen verir. Siz de zaten artık soru sormayın. Başka arkadaşların sırasını almayın...''

* * *

Bir hafta sonra, yine sert tavırlar. Gazeteciler sohbet bir yana, gergin ortamda gönül rahatlığı ile soru sormaya çekiniyorlar. Cumhuriyet muhabiri Hülya Karabağlı'nın soru sormasını da yasaklıyor. Yurt gezilerinde daha da hazin bir tutum sergiliyor:

''İşte bu gazeteciler, bu televizyonlar bize iftira ve çamur atıyor.''

Toplum psikolojisi ile DYP'liler meslektaşlarımıza hakaret yağdırıyor. Yine de haklı yönleri var. 'Baba ocağım' dediği Milas'ın DYP'li Belediye Başkanı Ali Doğan Serçek de dün yuvadan uçtu. Başkan, kendi koyduğu 'Tansu Çiller' adını da o caddeden kaldırmıştı.

Tansu Hanım hırçınlaşmasın da ben mi hırçınlaşayım!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI