Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tanrılara karşı risk hesabı

DÜN Enis Berberoğlu köşesinde "Kuş gribi değil kadercilik öldürür" başlıklı yazısında önemli bir konuya parmak basmıştı: risk!

Yani akademik diliyle söylersek olasılık hesabı. Berberoğlu yazısında özetle "risk hesaplamayı bilmeyen, gelecekle işi olmayan" yöneticilerin krizleri çözemeyip, kriz yarattıklarını anlatıyordu.

Katılıyorum.

Olasılık hesabıyla ilk olarak 1980 yılında, üniversite, ikinci sınıfta, istatistik dersinde tanıştım. Hocam Prof. Ali Fuat Yüzer’di. Olasılık hesapları ve dağılımlarıyla aramda seviyeli bir ilişki başladı. 1990’da Amerika’da iletişim eğitimi alırken, araştırma derslerinde Prof. Robert Griffin, İstatistik paket programı SPSS öğreterek olasılık merakımı derinleştirdi.

Yaz dönemlerinde, Eğitim Fakültesi’nden orta ve ileri düzeyde istatistik dersleri almaya başladım. Karşıma, olasılık hesaplarının ruhunu, Pascal’ı, Bayes’i, Bernoulli’yi, Laplace’yi öğreterek hayatımı değiştiren adam çıktı: Prof. Tagatz!

Tagatz anlatmıyor, sınıfta uygulatarak öğretiyordu. Tüm sınıfı küçük bir evren olarak kabul ederek bizi olasılığın derinliklerinde dolaştırıyordu. Tagatz sayesinde istatistiğe, olasılık hesaplarına sonra da araştırmaya aşık oldum.

Tagatz sayesinde öğrendim ki olasılık hesabını bilen batıl inançlara, geleneklere, geçmiş zamanlara kulak asmaz. İnançla bilimsel bilgiyi biribirnden ayırt edebilir. Dindar olabilir ama asla din bağımlısı olmaz. Geçmiş olaylardan ders çıkarır, geleceği kontrol etmeyi öğrenir.

Ve de bana bu eğitimi veren, beni böyle düşündürtmeye yönelten üniversite, rektörü dahi rahipler arasından seçilen, ABD’nin en ünlü katolik üniversitelerinden biri Marquette Üniversitesi’ydi.

Türkiye’ye döner dönmez "kendi rönesansımı başlatmak üzere" Anadolu İletişim’de müfredat lisans düzeyinde istatistik ve iletişim araştırmaları dersleri eklettim ve bu dersi verdim. 14 yıl boyunca öğrencilerime sokaktaki adamdan farklarının olasılık hesabı ve istatistik bilmek olduğunu anlatmaya, öğretmeye çalıştım.

Bahçeşehir İletişime’e geldim. İlk yaptığım iş müfretada istatistik ve araştırma derslerini eklemek oldu. İki de araştırma laboratuarı kurdum. Biri SPSS tabanlı CATI laboratuarı, diğeri fokus grup laboratuarı.

Elim değen her yerde üniversite lisans eğitimlerinin "temel istastistik" eğitimi olmadan eksik sayılacağını anlatmak istiyorum. Geleceğe iyi yöneticiler, iyi uygulamacılar, iyi insanlar bırakmak istiyorsak inançla risk hesabı yapabilen insanlar yetiştirmemiz şart! Risklerle başa çıkmak istiyorsak önce herkese risk nedir, nasıl hesaplanır öğretmemiz gerekiyor.

Üstelik çok zor bir şey de değil. Olasılık her gün günlük bilgilerimizle hesapladığımız bir şey. Dışarı çıkmadan önce pencereye koşup gökyüzüne bakmamız, havada kara bulutlar varsa, elimize şemsiyemizi almamız yağmur riskini hesapladığımız göstermez mi? Islanmanın kader olmadığını biliyoruz.

Eğer Van’da kuş gribinden ölen çocukların anne babaları evdeki tavukları itlaf etmediklerinde çocuklarının onlara dokunma riskini hesaplayabilselerdi çocuklar bugün hayatta olmaz mıydı? Kuş gribinden ölmenin kader olmadığını biliyoruz..

Peki bugünkü hükümet evlerde bu kadar salma çok tavuk beslenirken kuş gribi salgını riskini altı ay önceden nasıl hesaplayamadı?

Kötü yönetimin kader olmadığını ne zaman öğreneceğiz!

Riski öğrenmek isteyenlere

OLASILIK hesabını nasıl öğrenebiliriz diyenlere bir müjdem var. Olasılık hesaplarının tarihini anlatan Peter Bernstein’in mükemmel kitabı Tanrılara Karşı: Riskin Olağanüstü Tarihi, AkPortföy’ün sponsorluğunda Scala Yayıncılık tarafından Türkçe’ye çevrildi. Şiddetle okumanızı öneririm, gerçekten okunmayı hak ediyor. Hele de borsa da "oynamayı" "spor toto oynama" ile karıştıranlar mutlaka okusunlar. Peter Bernstein, Tanrılara Karşı, Scala Yayıncılık, 2006.

Markalı alın, iyi pişirin, afiyetle yiyin

GEÇEN yaz New York’ta Ramada Otel’de yağda yumurta (sunny side-up) istediğimde, tezgahtaki aşçı "Salmonella olabilir diye pişirmiyoruz omlet yapayım" dediğinde çok şaşırmıştım. Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da gitmediği şehir kalmayan biri olarak "yağda sarıları az pişmiş" yumurta istediğimde ilk kez bu yanıtı alıyordum, dolayısıyla şaşırmam çok normal. Otelin kuralıymış.

Dönünce araştırdım. Salmonella bir bakteri. Daha çok tavuk, hindi gibi kanatlılarda ya da onların yumurtalarında ürüyor. Ateş, karın ağrısı yapıyor. ABD’de her yıl yaklaşık 6 milyon kişi salmonella nedeniyle hastalanıyor.

Bizde de, kuş gribinden önce, sağlıksız ortamlarda üretilen, dikkatsizce tavuk pişirenler sayesinde yüzlerce kişi salmonelladan hastalanıyordu. Sayısını bilmiyoruz çünkü her zaman olduğu gibi bizde risk hesabı yok! Eski Hürriyetleri karıştırsanız o günlere dair bol miktarda "düğün evinde yedikleri tavuktan zehirlendiler" haberi bulabilirsiniz.

Size daha önce tavuk, hindi ya da yumurta yediğiniz için salmonella bulaştı mı? Hayır. Neden? Çünkü markalı, veteriner kontrolünde üretilmiş ürün tükettiniz. Bu ürünleri iyi pişirdiniz. Çiğ ete değdikten sonra ellerinizi yıkadınız. Salmonella bakteri olduğu için antibiyotik tedavisine yanıt veriyor. Ancak Amerikalılara göre bir türünde ölüm oranı % 10, diğer türünde % 1.

Kuş gribine ise H5N1 virüsü neden oluyor. Canlı tavuklarla yatıp kalmadığınıza göre bu yolla H5N1 virüsü kapma riskiniz sıfır. Markalı, veteriner kontrolünde üretilmiş tavuk, hindi ve yumurta kullanıyorsanız risk sıfır. Bu ürünleri iyi pişirerek yediğinizde virüsün size bulaşma riski yine sıfır. Çiğ ete değdikten sonra elinizi yıkarsanız riski sıfır. Aynı salmonellada olduğu gibi.

Lütfen panik yapmayın. Markalı alın, iyi pişirin, afiyetle yiyin. Şu anda vaka az olduğu için H5N1 virüsü bulaşanların ölüm oranı bilinmiyor.İnsandan insana bulaşma tehlikesine karşı çok dikkatli davranılıyor. Türkiye’deki vakalar bu yüzden önemli.

Siz hükümeti bu konuda şeffaflığa zorlayın yeter!
X