Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tam da yılın ilk günü, takvimleri değiştirme tartışması

BUGÜN yılın ilk günü. Ve günlerden pazar. Geçen sene yılın ilk günü cumartesiydi, ondan önceki yıl da cuma.

Bu yıl doğum günüm pazar gününe denk geliyor. Oysa 2011’de cuma günü kutlamıştım, 2010’da ise perşembe.
Neden böyle? Neden tarihlerle günler sürekli kayar?
Sebebi basit: Dünyamız güneşin etrafındaki bir tam turunu, bizim 24 saatlik bir gün hesabımızla 365.2442 günde tamamlıyor. (Gün neden 24 saattir, 1 saat neden 60 dakikadır, 1 dakika neden 60 saniyedir diye merak edenler alttaki yazıları da okusun.)
Her yıl artan 0.2442 gün bir yana, bir de anlaşılmaz şekilde yılı haftalara bölmüşüz, her haftaya da yedi gün koymuşuz. Oysa 365’i 7’ye tam olarak bölemezsiniz.
İşte bu sebeple, haftanın günleri, her yılın sonunda ortaya çıkan yarım kalmış hafta nedeniyle sürekli yer değiştirir durur.
Bugün bizim de kullandığımız bu takvimi 430 yıl önce bir Papa, 13. Gregori uygulamaya koydu. O yüzden adına ‘Gregoryen Takvim’ de deniyor. (Türkiye Gregoryen Takvimi Cumhuriyet’ten sonra resmen kabul etti, yani bizim için geçmişi daha da kısa.)
Papa Gregori, bu 0.2442’lik artık gün meselesini her dört yılda bir, şubat ayına bir gün ekleyerek çözdü. Böylece üniversal zamana göre sürekli geri kalmakta olan saatlerimiz dört yılda bir ileri alınarak düzeltildi, tabii takvimimiz de. Mesela bu yıl şubat 29 çekecek, yani şu anda bile yaklaşık 1 gün geri kalmış olan saatlerimizi düzelteceğiz.

Tam da yılın ilk günü, takvimleri değiştirme tartışması

Düzelteceğiz ama yazının başında söylediğim sorun devam edecek. Haftanın günleri kaymaya devam edecek.
İşte, Amerika’nın Maryland eyaletindeki John Hopkins Üniversitesinden biri astrofizikçi diğeri ekonomist iki profesör oturmuşlar, bütün dünya için yeni bir takvim hazırlamışlar.
Ekonomist Steve H. Hanke ve astrofizikçi Richard Conn Henry’nin takviminde haftanın günleri kaymıyor. Doğum gününüz eğer çarşambaya rastlıyorsa, hayatınız boyunca onu çarşamba günleri kutluyorsunuz. Veya Noel veya Yılbaşı, veya bizim için önemli günler Cumhuriyet Bayramı, Zafer Bayramı, Çocuk Bayramı, Gençlik Bayramı... Hep haftanın aynı gününe denk geliyor bu önerilen yeni takvimde.
Peki nasıl bir takvim bu? Son derece basit. Yılın ilk iki ayı 30, üçüncü ayı 31 gün, sonra yeniden iki tane 30 günlük ayı bir 31 günlük ay izliyor.
Tabii hesabı siz de yaptınız, Hanke-Henry takviminde bir yıl 364 gün yani tam 52 hafta sürüyor.
Bu durumda, saatlerin ileri alınması sorunu nasıl çözülecek? Hanke-Henry bunun için, her beş veya altı yılda bir, yılın sonuna bir ekstra hafta eklenmesini öneriyor.
Eğer Hanke-Henry takvimi bugünden itibaren geçerli olsaydı, 2015, 2020, 2026, 2032 ve diğer yıllarda birer ekstra hafta uygulanması gerekecekti.

1 gün neden 24 saattir

BU sorunun böyle acayip bir cevabı yok. Çünkü gerçek cevabı kimse bilmiyor. Bilinen, günü 24’e bölmenin çok ama çok eski bir gelenek olduğu.
Tarihi kısmen de olsa yazılı kaynaklara dayanan iki uygarlık, eski Mısır ve Hint uygarlıklarında günün 12 ve gecenin 12’ye, yani bir tam günün 24’e bölündüğü biliniyor.
Bunun sebebi hakkında bir sürü spekülasyon var, bu iki uygarlık onlu bir sayı sistemi yerine neden 12’li sistemi kullandı acaba?
Sebebi ne olursa olsun, tarihi gelenek bu ve aynı alışkanlığın Mısır ve Hint’ten diğer uygarlıklara da geçtiği, bilinen en eski güneş saatlerinin bile zamanı 12’lik dilimlerle ölçtüğü bir gerçek.
Bir tam günün 24 saat olmasına resmen karar verilen an ise Ekim 1884’te ABD’nin başkenti Washington DC’de yapılan ‘Uluslararası Boylam Konferansı’ olmuş. Bu konferansta hem Londra yakınlarında Greenwich’in 0 boylamı olmasına hem de dünyanın kendi etrafında attığı bir tam turun 24 saat olmasına karar verilmiş. Bu kararı resmen ilk uygulayan ülke ise 1886’dan itibaren İtalya olmuş.

Zamanın eski ve yeni efendileri

HERKESİN kolunda cebinde elektronik saatler taşıdığı günümüzde anlatması zor ama şu anın günün hangi saati olduğunu belirlemek bir zamanlar önemli bir iktidardı.
Batıda kilise çanlarının sesi, bizde cami minarelerinden okunan ezan zamanını belirlerdi.
İstanbul’da pek çok tarihi caminin bitişiğinde, o caminin doğal uzantısı olan ‘Muvakkithane’ler bulunur. Buralarda, bilgi tekeline sahip din adamları/ulema, zamanı belirlerdi.
25 yıl kadar önce bir vesileyle Kandilli Rasathanesine gittiğimde koridorlarında gördüklerime çok şaşırmıştım. Rasathanenin bir bölümü zamanı ölçme ve belirlemeye ayrılmıştı, koridordaki odaların kapısında ‘gün’, ‘ay’, ‘saat’ gibi şeyler yazıyordu, o odada yapılan işi anlatmak için
Bildiğim kadarıyla hâlâ Kandilli Rasathanesi belirler Ramazan’ın ilk gününü, dini bayramların ilk gününü, namaz saatlerini vs. Yani, zamana hükmetmek hâlâ bir çeşit iktidar aracı aslında.
Oysa bugün saati, dakikayı, saniyeyi çok daha hassas ölçüyoruz. Uzayda içinde atomik saat taşıyan uydular sayesinde oluyor bu. 1967 yılında bir saniyenin tanımı da yeniden yapıldı, buna göre sezyum atomunun 9,192,631,770 kez enerji geçişi yapması tam 1 saniye demek.
X