Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Talat’ı anmak mı

<B>İŞTE </B>size en son<B> </B>maskaralık, <B>‘Maocu </B>Karanlıkçı’lar İttihatçı Talat’ı <B>‘anmış’</B>.<br><br>İyi halt etmişler!

Bir avuç provokatörün reklam çabasını geçiyorum ve de hemen sadede geliyorum.

* * *

GENÇ bir Musevi olan Herschel Grünspen, soydaşlarının Almanya’dan sürüldüğünü dünyaya duyurmak için 7 Kasım 1938’de, Paris’teki Reich diplomatı Ernst Rath’ı katletmişti.

Nazilerin Yahudilere kıyam düzenlediği 9 Kasım ‘Kristal Gecesi’ buna misillemedir.

27 Mayıs 1942’de ise Çek direnişçiler, Bohemya Valisi Reinhard Heydrich öldürdü.

Onbinlerce Praglının kurşuna dizilmesi de yukarıdaki suikasta başka bir misillemedir.

* * *

İMDİİ, von Rath her halükárda; Heydrich’in ise direkt olarak Hitlerci soykırıma bulaşmamıştı diye, Cermenler 7 Kasım ve 27 Mayıs’larda ‘anma töreni’ mi düzenleyecek?

Bırakın böyle bir şeyi tahayyül dahi etmeyi, Almanya’daki ‘Devr-i Sabık’a zıt düştüğü için bu hayasızlığa kalkışanlar Paris veya Prag uçağından indikleri an kodese tıkılırlar.

1938’in ve 1942’in iki ‘masum’unu (!) ancak, ‘negasyonist’, yani ‘inkárcı’ denilen ve Nazi nostaljiği mendeburlar kendi internet sitelerinde ‘anırarak’ anar. O kadar!

Bir avuç Maocu zavallının salı günü İttihatçı Talat için yaptığı gibi, Ermenilerin onu kurşunladığı Berlin sokağında ve cesedinin durduğu ‘Hürriyet-i Ebediye’ mezarında değil!

* * *

HAYIR, Ermeni kıyamıyla Yahudi ‘şoah’sını aynı kefeye koyduğumu söylemedim.

Zira, devirdiğim onlarca cilt kitaba rağmen ‘Tehcir’in modern anlamda ‘soykırım’ olup olmadığı konusunda kesin hükme varamıyorum. ‘Pro’ ve‘anti’ tezler tatmin etmiyor.

Ama, ‘esas suçlu’nun İttihatçılar; yani Talát ve şurakásı olduğundan tabii ki eminim. Veya tersten formülleştireyim, ‘esas mağdur’ları Hay kökenli insanlarımız oluşturdu.

Ermeni milliyetçilerin sütten çıkmış ak kaşık olmaması bu nesnel gerçeği değiştirmez.

Çünkü, her ‘suç’ ve ‘ceza’da da daima bir skala, bir ölçek, derece vardır.

O halde, İmparatorluğu batırdıktan ve İslam İsevi milyonla tebaamızın katline sebep olduktan sonra Prusya denizaltısıyla tüyen o Talat dahi, kendini temize çıkartmak için binbir dereden su getirse bile hatırátında yine de, ‘Ermeniler çok zayiat verdi. Bunu itiraf etmek gerekir. Tehcir, vicdansız ve karaktersiz insanların elinde facia oldu. Bu çirkinliği gizleyemem’ demek zorunluluğunu hissederken, sırf Hay komitacılar intikam içgüdüyle onu ve sorumlu İttihatçı şefleri öldürdü diye ben şimdi ‘anma töreni’ (!) mi düzenleyeceğim?

İnsaf ki el insaf ve bilhassa dikkatinizi çekerim, böyle ‘anma’lar yapılacak olsaydı, suikastlar henüz çok taze durduğundan, herhalde buna ilk Cumhuriyet yıllarında başlardık.

Oysa tam tersine, İttihatçılıkla köprüleri tümden atmak ve dönemi ‘Devr-i Sabık’ ilán etmek dehásına da vakıf olan Büyük Mustafa Kemal asla öyle bir tuzağa düşmedi!

* * *

ZATEN sorunun özü de, bazılarının korunma içgüdüsüyle, tarihimizde kara; kapkara; leş kara bir leke olan İttihatçılığı hálá ‘Devr-i Sabık’ addetmemesinden kaynaklanıyor.

Üzerimize pek vazifeymiş gibi, mazideki cürmü illa aklamak ve paklamak istiyorlar.

Bu sürdükçe de, tüm uluslar gibi vahim sayfaları bulunan tarihimizle barışamıyoruz.

Halbuki, 24 Nisan’da hem Türk, hem Ermeni 1914 - 1918 masumlarının ortak ruhuna camilerimizde hutbe ve kiliselerimizde ayin okutarak kendimizle barışmak seçeneği duruyor.

Oysa, suçlu Talat’ı, Cemal’i, Bahaddin’i ‘anmaya’ kalkışarak bir yandan çelişkileri bilemeyi; diğer yandan da dünya nezdinde ‘tam inkárcı’ damgası yemeyi seçiyoruz.

Ve gerçekler balçıkla sıvanmıyor, bu devekuşu politikası doksan yıldır bizi hiçbir yere götürmediği gibi, devam ettiği müddetçe de bir doksan yıl daha aynı yerde sayacağız.
X