"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Taksiyle kısa mesafe gitmenin ve bakkala sipariş vermenin incelikleri

İnsanoğlu kadar tuhaf başka bir canlı var mı acaba yeryüzünde?

Bazen öyle dandik anlarda, öyle dandik şeyler yaparken yakalıyorum ki kendimi, ulan pes diyorum. Almışım ahizeyi elime, çevirmişim bakkalın numarasını, sipariş vereceğim.

İstediğim de 2 paket Marlboro lights ve 4 tane diyet Cola...

Cümle ağzımdan bir çıkıyor ki...

‘‘Lütfen bana 2 paket...’’

Ani bir utanç dalgası kaplıyor yüzümü, sen ne yapıyorsun, bu kadar az sipariş için bakkal amca rahatsız edilir mi? Yazık değil mi ona? Bir poşeti bile doldurmaya yetmeyecek üç parça şey için yorulacak şimdi? Sende hiç terbiye yok mu? Hayatın, sürekli çevreye zarar vermek üzerine mi kurulu?

Siz bu kendi kendine hareket bölümü istediğiniz kadar uzatabilirsiniz!

Elimdeki telefon, geçirilen birkaç tereddüt saniyesinden sonra...

‘‘Siparişinizi alayım’’ lafıyla kendime geliyorum.

Hatamı nasıl telafi edebilirim?

Bu bakkalı ben nasıl mutlu edebilirim?

İyi insan hali geliyor üzerime, mutfağa koşuyorum, açıyorum buzdolabını. O panikle olmayanı değil gördüklerimi hızlı hızlı sıralamaya başlıyorum. Gerçekten ihtiyacım olan şeyi o acelede nasıl hatırlayayım?

- Evet evet 2 paket sigara ve 4 tane diyet Cola... Olur mu canım bu kadar değil!... Light yoğurt. Sonra, Uno light ekmek. 10 tane yumurta. Ketçap. Hardal. Petek bal. Varsa iyi Edirne peyniri. Bak, biraz turşu da olabilir. Mutlaka elma suyu. Haklısınız, eminim güzeldir o salamlar, peki ondan da olsun. Sizin için bir sakıncası yoksa 250 gr değil ama, bozuluyor da...

Derken...

Bu küçük telefon siparişi sonucunda Macro'ya gitmiş kadar oluyorum! Neymiş, bakkala az sipariş vermeye utanıyorum.

Sonra da dünyanın en pahalı sigarasını içmek üzere -ama vicdanım rahat- salona doğru yürüyorum.

Ama gelin görün ki, bu konuda sıkıntısı olan bir tek ben değilmişim. Geçenlerde konuşurken ortaya çıktı ki, Ebru da Ergün de benden hiç farklı durumda değil. Hatta Ergün, böyle bir hezeyan anında, ‘‘Başka ne istiyorum? Başka ne istiyorum?’’ diye bakkalla telefon mesaisi yaparken, belli ki 6 bira siparişini beğenmemiş, hiç ihtiyacı yokken ‘‘Piiiiil!’’ diye bağırdığını itiraf etti.

Ergün ve Ebru'dan tek farkım, ben bakkala verdiğim sipariş telefonlarını ‘‘Öpüyorum’’ diye kapatıyorum!

*

Bütün bunlar konuşulurken ortaya çıkıyor ki, bir de yakın mesafe taksiye binme meselesi var. Meğer, hepimiz için büyük utanç vesilesiymiş!

Ödümüz patlıyormuş ‘‘İki adım! Neden yürümüyorsun?’’ diyecekler diye.

Elinde çantalar ve poşetler yoksa, geçerli bir gerekçeye sahip de değilsen ‘‘Ya azarlarsa?’’ korkusu, ‘‘Şimdi iki adımlık yer için sıramı mı kaybedeyim abla’’ lafları insanda panik yaratabiliyor.

Diğerleri bu sorunun altından nasıl kalkıyor bilmiyorum.

Ama benim bulduğum çözüm şu:

Diyelim ki Ebru, Ergün ve Turgut'un ofisine gideceğim, benim evime iki adım mesafede. Ama yokuş. Tırman, tırmanabilirsen. Bebek Yokuşu'nun tam ortasında bir yer. Ben de yokuşun dibinde oturuyorum. Derhal yaratıcı tarafım devreye giriyor, taksiye biniyorum, Etiler'e çıkıyorum, Akmerkez'e doğru ilerlerken, ‘‘Şoför Bey, geri dönebilir miyiz acaba?’’ diyorum.

O zannediyor ki, ben bir şey unuttum.

Bebek Yokuşu'nun tam ortasında ‘‘Burada durur musunuz?’’ diyorum.

Tuhaf tuhaf suratıma bakıyor.

Ama o zaman taksimetrede makul bir şey yazmış oluyor.

Taksiden içim rahat iniyorum.

Yolu uzatamadığım durumlarda ise, lafı ağzımda geveleyip, bin kere özür dileyip, daha uzak mesafe parası ödeyip hızla arabadan iniyorum...


Radyoma dokunmayın ısırır


Güle oynaya arabama doğru yürüyorum. Birkaç saat önce bırakmışım otoparka, şimdi alıyorum.

Parayı ödedim.

Görevliye gülümsedim.

Oturdum arabaya.

Emniyet kemerimi taktım.

Yola çıktım.

Allah Allah, bir şey eksik bu arabada ama ne? Nasıl desem, sanki biraz fazla sessiz.

Tabii ya müzik, müzik!

Sağ işaret parmağımı uzatıyorum ve teybin siyah düğmesine basıyorum.

Bu arada içimden ‘‘Çalan bu şarkı senin şansına Ayşe!’’ diyorum.

Bugün neşeli uyanmışım, gün iyi devam ediyor, hiçbir sorun yok, öyle ki şarkılardan fal tutuyorum.

Arabada radyo dinleyeceksem ben, Türkçe pop tercih ediyorum. Ve 99.7 Power Turk benim kanalım. O çalacak. Şart mı? Kaset ya da CD dinlemeyeceksem şart.

Arabada genellikle radyocuyum.

Ama öyle kanaldan kanala dolaşan biri değilim. Muhafazakarım bu konuda.

Sadığım ben, sadık!

Ne var ki, üç beş ay.

Bir zamanlar Açık Radyo'cuydum mesela. Sonra Joy FM'ci oldum.

Uzun bir süredir de, illa ki teybin gösterge panosunda 9, 9 ve 7 rakamlarını göreceğim.

Yalnız şöyle bir özelliğim var: Akıl almaz derecede teknoloji özürlüyüm. Bir radyo kanalı bile ayarlayamam. Dolayısıyla, biri ayarlayacak bana Power Turk'u. Aylar sonra da ben, ‘‘Zahmet olmazsa değiştirir misin şunu’’ diyeceğim. Hayır efendim, ısrarla bir radyo nasıl ayarlanır bunu öğrenmeyeceğim!

Reddediyorum.

İstemiyorum.

Çünkü böyle teknik ve komplike şeylerden fena halde sıkılıyorum. Talimatları bile dinlerken, anında boğazım batmaya ve kendimi halsiz hissetmeye başlıyorum.

Durumum bu.

Beni bırak kendi halime.

Dokunma radyomun düğmelerine.

Ben Power Turk'un açılmasını beklerken, o da ne, başka bir kanal çalmaya başlıyor. Biri oynamış bu teyple! Orasına basıyorum, burasına basıyorum, nafile, 9, 9 ve 7'yi bulamıyorum. Bir düğme var basınca rakamlar hızlıca gidiyor, bir türlü onu 9, 9 ve 7'nin üzerinde durduramıyorum.

Nasıl sinir oluyorum, nasıl sinir oluyorum...

Kahretsin!

İş mi şimdi bu?

Bu yazıyı işte bu yüzden yazıyorum. Otoparkçı ve güvenlikçi arkadaşların arabamın teybinden uzak durmasını istiyorum.

Ben o otoparka arabamı 9, 9, 7 olarak bıraktım.

Aldığımda Tatlıses radyoyla karşılaştım.

Yani hiç itirazım yok, matah bir şey değil belki ama arabamın içine oturabilirsiniz, hadi sigara da yakabilirsiniz, yan koltuktaki kitapları, dergileri karıştırabilirsiniz, ben malına düşkün biri değilim, her şeyi yapabilirsiniz.

Bir tek şey hariç.

O teybe dokunmayacaksın!

Kanalımla oynamayacaksın!

Tamam mı kardeşim?

*

Dün hızımı alamayıp bir dosya kağıdına ‘‘Lütfen bu teypten uzak durun. Isırır!’’ diye yazdım ve seloteyple torpidoya yapıştırdım.

Biraz komik duruyor. Ama bakarsınız bu tehditkar notum işe yarar.
X