Gündem Haberleri

    Taksim geniş bir koalisyon

    Cansu ÇAMLIBEL
    03.06.2013 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Karen Barkey, ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Columbia’da tarih ve sosyoloji dersleri veren, Osmanlı tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan bir profesör. Soyadı sizi yanıltmıyor. İstanbul doğumlu olan Barkey, siyasi ve diplomatik çevrelerin yakından tanıdığı Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın eski Türkiye uzmanlarından Henri Barkey’nin kardeşi. 18 yaşında liseyi bitirdikten sonra ABD’ye yerleşen Karen Barkey’nin Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere dair çocukluk izlenimleri akademik çalışmalarının ilhamı olmuş. Barkey ile AK Parti hükümetine yakıştırılan ‘neo-Osmanlıcılık’ı konuşmak için randevulaştık. Ama Gezi Parkı fenomenini konuşmadan geçemedik.

    Gezi Parkı, Türk devletinde genel olarak var olan barışçıl protestoları şiddet kullanarak engelleme eğilimini bir kez daha ortaya koydu. Ama bu sefer ölçeği çok büyük. Bunun bir nedeni protestoların hükümeti savunmasız yakalamış olması. Bir diğer nedeni de hak talep eden farklı katılımcıları bir araya getiren geniş bir koalisyona dönüşen bir hareket olması.

    Taksim geniş bir koalisyon

    TOPLUMSAL BİR TOPLANMA NOKTASI

    Geçen hafta Gezi Parkı’nda başlayıp İstanbul’a, hatta Türkiye’ye yayılan hükümet karşıtı protestoları nasıl yorumluyorsunuz?

    Gezi Parkı fenomeni kitlelerin, hükümetin İstanbul’u hiç yeşil alanı olmayan devasa bir AVM’ye dönüştürmeye yönelik neo-liberal politikalarına bir tepkidir. Başbakan Erdoğan’ın Osmanlı’daki kışlayı yeniden inşa projesini tarihe saygı olarak açıklaması da yine tarihi hiç de anlamlı bir derinlik katmadan siyasi hedefler için kullanma çabasının bir örneği. Bu tartışılan alanın asıl tarihsel önemi, Türkiye’nin çağdaş demokrasi geleneğinde toplumsal bir toplanma noktası olmasından geliyor. Zaten geçtiğimiz hafta Taksim’in bu geleneği bir kez daha ortaya konuldu.

    Polisin orantısız güç kullandığını devletin tepesindeki isimler de kabul etti sonunda. Peki neden başta farklı bir talimat verilmedi sizce polise?

    Gezi Parkı, Türk devletinde genel olarak var olan barışçıl protestoları şiddet kullanarak engelleme eğilimini bir kez daha ortaya koydu. Bu yeni bir durum değil. Türk devletinin barışçıl muhalefete karşı ortaya koyagelmiş olduğu repertuvarın bir devamı. Ama bu sefer ölçeği çok büyük. Bunun bir nedeni protestoların hükümeti savunmasız yakalamış olması. Bir diğer nedeni de hak talep eden farklı katılımcıları bir araya getiren geniş bir koalisyona dönüşen bir hareket olması. Bu geniş koalisyonun en önemli sebeplerinden biri Başbakan Erdoğan’ın otoriter algısının giderek artması.

    ERDOĞAN, OSMANLI VİZYONUYLA ÖRTÜŞMÜYOR

    En beklenmeyen de bu geniş koalisyondu herhalde.

    Evet. Gezi Parkı hareketini benim açımdan Türkiye’nin tarihindeki diğer protestolardan ayıran, bu kadar birbirine benzemeyen, ideolojiye sahip olmayan insanı bir araya getirmiş olmasıdır. Devlet bu harekete hazırlıksız yakalandı ve orantısız şiddetle karşılık verdi. Başbakan Erdoğan, Osmanlı’nın dünya görüşünden etkilenen bir lider. Osmanlı’nın en iyi tarafı müzakere yeteneğidir, farklı gruplarla uzlaşabilmiş olmasıdır. Erdoğan’ın müzakere etmez ve uzlaşmaz tavrı, etkilendiği Osmanlı vizyonu ile hiç de örtüşmüyor. Daha da önemlisi, partisinin siyasi geleceği için iyi değil.

    Batı medyası hemen ‘Türk Baharı’ diye etiketleme eğilimine girdi. Böyle bir yorum fazla abartılı mı, değil mi?

    Buna bir çeşit Türk Baharı şu anlamda denebilir; otoriterleşme söyleminin yaygın bir kanı haline geldiği böyle bir dönemde insanların haklarına ve özgürlüklerine saygı duyulmasını talep ettiği bir hareket. Daha fazla demokratikleşme için bir itici güç. Gezi Parkı’ndaki insanların kullandığı retorik farklı kaygıları barındırıyor. Alışveriş merkezine karşı duruşta zengin-fakir, dindar-laik bölünmelerinin izleri de var.

    AK PARTİ, OSMANLI’NIN HATALARIYLA YÜZLEŞMELİ

    Modern Türk siyasetinin Osmanlı ile Cumhuriyet arasındaki ilişkiyi teslim etmekte zorlanmasının nedenini siz nasıl yorumluyorsunuz?

    Benim açımdan gerçekten ilginç olan Jön Türkler ve Kemalist Cumhuriyet’in İslam’a bakışları. Jön Türklerinki daha kabul edilebilir bir durum çünkü Osmanlı’nın en kötü dönemini yaşadılar, dogmatik bir İslam geleneğinin güçlenmesine tanık oldular. Osmanlı tarihinde aslında kısa bir dönem olan bu sürece tepkidir Jön Türkler. Elbette Atatürk de o dönemin bir ürünüdür. Ancak tamamen antitez üzerine kurulu bir politikayla 500 yıllık bir toplumun ve kültürün daralıp küçülmesine neden olmuştur. Ama geçiş dönemi şartları düşünüldüğünde bunun da anlaşılabilir bir hata olduğu söylenebilir. Asıl mesele bu keskin laiklik anlayışının sonra da devam ettirilmiş olmasında. Ülke normalleştikçe İslam karşıtlığı da dönüşebilirdi, devlet daha ılımlı bir yaklaşım benimseyebilirdi. Ama olmadı, çünkü laik egemenler buradan beslendi. Devleti bu kültürel meşrulaştırma doğrultusunda kontrol ederken Osmanlı ile bağı da kopardı. Bu hata hiç düzeltilmedi.

    AK Parti ne yaptı?

    AK Parti, Osmanlı kavramını geri getirdi. Bunun iyi ve kötü yanları var. İyi, çünkü bir anlamda tolerans kültürünün geri gelmesidir, çok kültürlülük ve birlikte yaşama kültürüne dair anlayışın geri gelmesidir. Ama bu Osmanlı’nın sonunda işlerin kötüye gittiği teslim edilmeden yapılıyor. Ulus devlet sürecinde, farklılıkların büyük bölümünün etnik olarak temizlendiği gerçeği hiç konuşulmadan yapılıyor. Kültürel ve dini olarak farklılıkları olan bir toplumdan güçlü bir şekilde dayatılan tek tip ve homojen toplum yapısına geçilmiştir. Bugünkü siyasetçiler bu sorunla yüzleşmeden Osmanlı kavramını hep olumlu göndermeler ile gündeme taşıyor. 500 yıllık imparatorluk tarihinde sanki her şey iyi gitti gibi bir anlayış... Osmanlı ile bağ kurmaya çalışırken, imparatorluğun son yıllarında yaşanan Ermeni sorunu ile yüzleşmek gerekiyor.

    HUNTINGTONVARİ HATA RİSKİ

    AK Parti’ye yakıştırılan ‘neo-Osmanlıcılık’ nasıl bir yaklaşım tam olarak?

    Ben modern Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişkinin teslim edilmesi gerektiğine inanan bir kişiyim. İkisi arasında önemli devamlılıklar da var, siyasi sistem değişikliğinden doğan kopukluklar da. Ama bugün Türkiye’deki hükümetin Osmanlı tarihini kullanma şeklini belli bir siyasi ve sosyal platform ortaya koyma hedefli fırsatçı bir tavır olarak görüyorum.

    Nasıl bir siyasal platformdan bahsediyoruz?


    Bence AK Parti’nin başardığı en önemli şeylerden birisi Türkiye’de dinin toplumsal hayatın önemli bir parçası olduğunu kabul etmesi ve bu yönde politika izlemesidir. Bu bir başarıdır. Ancak buradan aldıkları destekle Sünni ve Türk bir devlet modeline doğru gittiler. Farklılıkları kucaklayan bir Osmanlı vizyonuyla çatışan bir durum bu. Yani aslında hükümette birbiriyle çelişen farklı söylemler paralel gidiyor. Sünni ve Türk bir İslam anlayışıyla, Türkiye’den daha geniş bir coğrafyada model olma arzusu var. Bunun Huntingtonvari bir medeniyetler çatışması söylemi ile aynı hataya düşebilir diye kaygılıyım.

    YAŞANAN SÜRTÜŞME DENGELEME HAREKETİ

    Farklı yaşam tarzları arasındaki çatışmanın hâlâ sürmesinin nedeni bu mu?

    Aslında Türkiye hâlâ bir geçiş sürecinde. Çok uzun bir dönem önemsenmeyen, unutulan geniş halk kitleleri AK Parti iktidarı döneminde güçlenmeye başladılar. 12 yıldır önemli kültürel ve ticari başarılar kazandılar. Bütün bunları da muhafazakâr bir ideoloji ile yapıyorlar. Toplumsal söylemlere katkı yapabilecekleri doğru zaman olduğuna inanıyorlar. ‘Bunlar bizim kurallarımız’ diyorlar. Laiklerin de çok uzun süre kendilerini aynı şekilde güçlü hissedip toplumsal söylemi kontrol ettiklerini düşünürseniz, bugün yaşanan bana göre bir dengeleme hareketidir. Bir çeşit çatışmadır, sürtüşmedir. Ama belki de sürtüşme toplum için iyidir.

    Türkiye bugün dünyadaki siyasi haritanın neresinde?

    Türkiye çok önemli bir yükselen güç. Demokratik bir ülke ama demokrasi endeksinde Avrupa ve Amerika’yı yakalayabilmiş değil. Seçimler demokrasi için tek başına yeterli değildir. Demokrasi aynı zamanda uzlaşı kültürü demektir. Türkiye’de hâlâ tam olarak olmayan, bu uzlaşı kültürü. Eğer Türkiye daha çoğulcu ve demokratik olabilirse, Ortadoğu’daki bugünkü konumu ve canlı ekonomisiyle önümüzdeki dönemde
    dünyadaki kilit oyunculardan biri olabilir. Demokratikleşme adımlarını tamamlamak için çok doğru bir zaman.

    Gayrimüslim topluluklar Osmanlı’daki sistemde takıldı kaldı

    Türkiye’deki farklı toplulukların hak talepleri farklı şekilde tezahür ediyor. Kürtler zaman içinde değişerek çok daha bireysel hak temelli bir hareket ortaya koyabildi. Ancak gayrimüslim topluluklar için hak mücadelesi hâlâ cemaat düzeyinde. Hahambaşı ve Patrik hâlâ cemaat içinde önemli figürler. O bakımdan gayrimüslimler daha çok Osmanlı’daki topluluklar gibi hâlâ. Güç hâlâ dikey bir siyasi yapı. Başbakan Erdoğan ile gidip konuşan Hahambaşı’dır mesela. Bütün bunlara bakınca gayrimüslimlerde bireysel hak odaklı bir arayışın tam gelişemediğini, eski geleneksel modelde takılı kaldığını düşünüyorum. Bu yavaş yavaş değişecektir.

    Alkol sansürü tek tip toplum dayatmasıdır

    Hükümetin son dönemde en çok tartışılan adımlarından biri de alkol kullanımını kısıtlayan yasal düzenleme. Sizce tepki gösterenler haklı mı?

    Bu tür kısıtlamalar ABD gibi pek çok ülkede söz konusu, tartışması da hep devam eder. Pek çok ülke, gençleri bağımlılıktan ve zararlarından korumak için alkol ve sigaraya yönelik artan kısıtlamaları getiriyor. Bu düzenlemeler demokratik tartışma ortamı içinde yapıldığı sürece siyasi sürecin parçasıdır. Ancak Türkiye’deki örnekte sorunlu olan ve sansür şüphesine neden olan alkolü ya da alkol kullanan insanları gösteren her türlü görüntünün, müzik videosunun ve kültürel prodüksiyonun yasaklanması kararı. Bu görüntülerin filmlerde, dizilerde, videolarda sansür edilecek olması tek bir toplum vizyonunun dayatılmasıdır ve demokratik politikaların çoğulculuk emeliyle çatışır. Demokrasi seçeneklerin ve vizyonların çeşitliliğini korumalıdır. Eğer birileri devamlı sansüre uğruyorsa, demokrasiden uzaklaşırsınız.

    YAVUZ, İSLAMA DÖNÜŞÜN SİMGESİ

    Boğaz’daki temeli atılan üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesi de bazı kesimler tarafından provokatif bir karar olarak yorumlanıyor. Sizce?

    Bence de köprüye Yavuz Sultan Selim adını böyle bir zamanda vermek çok manidar. Burada manidar olan Yavuz Sultan Selim’in Osmanlı İmparatorluğu’nun İslamlaştırılmasıyla meşhur olması. Biliyorsunuz, hem İslam topraklarına yönelik fetihler düzenlemiş, hem de Anadolu’daki Alevi topluluklara karşı sert politikalar uygulamıştır. Osmanlı, Yavuz Sultan Selim’in fetihleriyle birlikte sağlam bir İslami kimlik kazanmıştır. Hem İslami kimlik, hem de Alevilere uygulanan politika nedeniyle köprüye Selim adı verilmesini sembolik buluyorum. İslam dünyasına bir dönüşü simgeliyor.

    Türk usulü başkanlık ataerkil bir sultanlık algısı yaratıyor

    Hükümetin yetkili ağızları başkanlık tartışmasında ‘Türk usulü başkanlık’ diye bir tanım attılar ortaya. Bu tanım neyi çağrıştırıyor?

    Otoriter bir modeli çağrıştırıyor. Türkiye’nin ataerkil bir sultan modeli ile geçmişi olduğu ve imparatorluğun sonlarına doğru bu modelin olumsuzlukları görüldüğü için bunun negatif bir algısı var. Zaten Başbakan’ın medyaya karşı tavrı gibi birçok örnek üzerinden otoriterleştiğinin tartışıldığı dönemde bir de Türk usulü başkanlık sistemi denince otomatikman böyle olumsuz bir bağ kuruluveriyor. Oysa henüz hükümetin gerçekten ne üzerinde çalıştığını bilmiyoruz. Zira bu meselenin etrafında pek fazla gizlilik var. Bu kadar muğlaklık da Putin’le karşılaştırmaya kadar giden farklı göndermelere neden oluyor. Bu meseleler şeffaf bir şekilde tartışılabilse böyle olmaz.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı