« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Takım karakteri

Takım olarak başarılı olabilmek, tüm takım elemanlarını tecrübelerinden sorumlu tutabilmeye bağlıdır. – Mitchell Caplan (E Trade Grup CEO’su)

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Fenerbahçe takım olamamanın, takım karakterini gösterememenin cezasını İnönü’de Beşiktaş’a karşı çekti. Bu sezonki en kötü maçı değildi sarı lacivertlilerin ama en zayıf oynadığı maçtı. Özellikle ikinci yarı geri düştükten sonra maçı çevirebilecek isteği de azmi de gösteremediler. Birim olarak hareket edemediler. Ligin en az gol yiyen iki takımının maçının yakın ve hassas dengelerle geçeceği belliydi. Fenerbahçe oyununu gol yememek ve geri düşmemek üzerine kurmuştu, en korktuğu şey başına geldikten sonra bir daha da arkasına bakmadan soyunma odasına döndü.

Edip Uras yazıyor

İlk yarıda maç beklenen tempoda gitti. Beşiktaş üstüste ataklarla başlamıştı, Fenerbahçe gol yemeden atlattığı dakikalardan sonra dengeyi kurdu, direk de dahil olmak üzere kullanamadığı pozisyonlarla birlikte ilk yarıyı tamamladı. Orta alanda önceleri arka arkaya top kayıplarıyla Beşiktaş’a çok rahat oynama fırsatı veren sarı lacivertliler ilk çeyrekten sonra Emre ve Christian’la orta alana hakim oldular, Topuz ve Santos’un vasat oyunlarına rağmen ileri toplar taşıdılar ve gol bölgelerine yakın durdular. Bekledikleri ve üzerine yatabilecekleri bir sayı bulamadılar, devre arasından ikinci yarıya çıktıklarında aynı oyunu devam ettirme niyetindeydiler. 

Fink’in attığı güzel gol ve rahat vuruşta bir önceki pozisyonda Emre’nin gördüğü sarı kart ve geçirdiği sakatlığının rolü büyüktü. Geri düşülmemesi gereken bir maçta, maçı kontrol altında sanarken yediği gol Fenerbahçe’yi İnönü’de çırılçıplak bırakıverdi.

Konsantrasyon eksikliği, hemen bir dakika sonrasında Lugano’nun Bobo’nun dönmesine fazlasıyla kolay izin vermesine yol açtı. O da ikinci gol ve perdenin inmesi ile aynı anlamdaydı.

Özellikle takım karakteri bu gibi durumlarda ortaya çıkar. Veya tam tersi. Bu gece tam tersi ortaya çıktı: Fenerbahçe maçı geri alabilecek özellikleri gösteremedi. Üstelik takım olarak tel tel dağıldı, Kazım’ın sorumsuzluklar zincirine eklediği son halka Fenerbahçe’nin zaten sönmek üzere olan umitlerine son suyu döktü. Ofsayttan gelen üçüncü gol, gelemeyen dördüncü ve beşinci gollerin o dakikadan sonra puan tablosundaki rakamları değiştirmekten başka fonksiyonu olamazdı.

Farklı skora bakıp kimse kendini kandırmasın. Beşiktaş normal oyunlarından daha iyi değildi, Fenerbahçe de diğer maçlarına göre çok kötü değildi. 55’e kadar çok hassas dengelere bağlı maç, Emre’nin sakatlığı nedeniyle ufak bir dengesizlikte Fener’i geri düşürünce maçın terazisi Beşiktaş lehine dönmesidir sadece. Dolayısıyla özellikle geri düştükten sonra Fenerbahçe’nin gösteremediği takım karakterinden Beşiktaş’ın akıllıca faydalanması 3-0’lık net skoru bu sezon fikstürüne taşımış oldu. 

Fenerbahçe için tehlikeli olan oyun içinde düştükleri zaaflardan çok, takım olamama sorununu iyi değerlendirememek. İşler iyi giderken takım olabilmek çok zor değil, ekip olmanın gerçek sınavı işler sarpa sardığında ortaya çıkıyor. Bu konuda Fenerbahçe fena halde sınıfta kalmış durumda. Takımdan bahsederken şahıslara ‘suçlu, ayağa kalk’ muamelesi yapmamak, Fenerbahçe futbol takımının geçen sezonun başından beri en tepeden aşağıya bürünemediği ‘takım’ kimliğini gerçek sorun olarak masaya yatırabilmek gerekli. İnönü’den çıkan hezimetin belki de en faydalı yönü bu olabilir.


İlişkili Haberler