"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Takım elbiseyle toplantılara giren bir adamdım birden bire gerillaya dönüştüm

Parkı korumaya gelen ilk 20 kişiden biri.<br>Sürecin başından bu yana orada.<br>

Dolmabahçe’de en ön saflardaydı, plastik mermi yedi, gözaltına alındı, başına gelmedik kalmadı…
Sağlam bir adam. Samimi bir adam. Çevreci. Düşünceli. Bilgili. Esprili. Heyecanlı. Meraklı. Algıları açık.
Ben çok sevdim.
Cesaretine de hayran kaldım.
İletişim sektöründe çalışıyor.
Doğma büyüme Cihangirli, onu Gezi eylemlerine getiren aslında ‘park’ın kendisi.
Küçükken annesi sürekli onu burada oynatırmış.
Yıkılıp, alış- veriş merkezi yapılacağını duyunca delirmiş!
Gezi Parkı eyleminin genç insanlarını ve daha birçok şeyi bu genç adama sordum…

SERKAN ZİHLİ / FOTO GALERİ

TOMA’ların üzerine yürümeler, fışkırtılan tazyikli sulara göğsünü siper etmeler… Ne bu? ‘Cahil cesareti’ mi?
- Yok hayır, bu nesil tuhaf bir şekilde bilinçli. Geçenlerde Dolmabahçe’de polise karşı mücadele ederken, herkes ne yapacağını çok iyi biliyordu. Şaşırtıcı ama öyle. 19-20 yaşındaki arkadaşlarımızın aklına TOMA’lar çıkmasın diye, yola, yağ dökmek geldi mesela. Ben, bir hafta önce iş toplantısında, takım elbiseli bir adamken, aklıma, elime bahçe eldiveni takıp, gaz bombalarını geri atmak ya da suya atmak geldi. Yaptım da. Kaç gaz bombasını geri yolladığımı hatırlamıyorum bile. Stadın kenarında barikat kurulurken, “Biraz daha ileri kuralım, her iki yolu da kapatalım” dedim, herkes “Tamam” dedi ve öyle yaptık. Ama bu işin kaynağı ne bizim savaşçılığımızdan ne de başka bir şey. Böyle bir hayat tecrübemiz yok, sadece aklımızı kullandık…

Bu kuşak, aklına yatmayan hiçbir şeyi kabul etmiyor mu?
- Etmiyor. Başbakan’ın göremediği de bu. Taksim’deki yeşil alanı yıkıp AVM yapmak kimsenin aklına yatmadı, yatmıyor. Mesela bu gençler, Çamlıca’ya 30 bin kişilik cami yapılmasını da akıllıca bulmuyor. Çünkü etrafında bir yerleşim alanı yok. Oraya o camiyi dikmek sadece bir ‘şov.’ Ama Taksim’e cami yapmak dersen, bak o mantıklı geliyor. Çünkü orada füze bir minare ve küçücük bir mescit var, oysa Taksim’den milyonlarca insan geçiyor. Yani akıllı anlatırsan, genç kuşağı, Taksim’e güzel bir cami yapmaya ikna edebilirsin. Ama Çamlıca’daki camiye harcanacak paranın israf ve gövde gösterisi olduğunun hepsi farkında. Aynı şekilde, “Yeşili kesip, kent müzesi yapacağım” iddialarını da yalan buluyorlar. Bu gençlik çok okumuyor olabilir, çok fazla internette gezinip bilgisayar oyunu oynuyor olabilir ama akıllılar.

/images/100/0x0/55ea65a8f018fbb8f87d4096

Daha önce eylemlere katılmışlığın var mı?
- Hayır yok. Ama bu eylemler kuru kuruya yapılan ideolojik eylemler değil. Eski eylemler öyleydi. Hatta yaşları daha yüksek olanlar hâlâ onu yapmaya çalışıyorlar, özellikle sol gruplar. Taksim’de flamalarını dikip, eski usûl bağırıyorlar. Fakat bu gençlerinki öyle bir şey değil. Partiler üstü bir şey. İnsanların artık farklı kimlikleri var, siyasiler bunu göremiyor. Mesela çevreci kimlik, evet politik bir kimlik değil ama bir yandan da politik bir şey. Herkes çevreci olmak zorunda. Neden mi? Havamız olmazsa, suyumuz olmazsa, sağlıklı yiyeğimiz olmazsa mahvolduk gitti. İster sağcı ol, isterse solcu ol, mecbursun çevreci de olacaksın.

Peki bütün bu örgütlenme nasıl oldu? Biri orada yemek pişiriyor, biri çamaşırlardan sorumlu, birileri temizlik yapıyor…
- Kendiliğinden. Akıllı her fikir kabul edildi. “Orada bir duvar oluşturalım, herkes getirdiği malzemeyi oraya bıraksın, ihtiyacı olan alsın” dendiğinde; bu, herkesin aklına yattı ve ‘ortak akıl’ bunu yaptı. Ya da uzun süre parkta kalınmaya başlanınca, dedik ki, “İhtiyaç listeleri yapalım, Twitter’dan yayımlayalım.” Bunu yapınca, bir sürü malzeme gelmeye başladı. Mutfağın kurulması, kandilde dualar okunması, içki içilmemesi, hep bu ‘ortak akıl’la alınmış kararlar. Ben bundan sonra hiçbir politikacının akıllı olmayan hiçbir şeyi bu genç insanlara kabul ettirebileceğine inanmıyorum.

İyi de bombayı alıp uzaklara atmak, TOMA’ların üzerine yürümek, gaza, mermiye tazyikli suya göğsünü açmak… Bunlar akılcı şeyler mi?
- Kendi tecrübemden anlatayım: Elmadağ’a polis girdiği zaman panik içinde ofisten indim, ne yaptığımı bilmiyordum, koşuyordum, biri, “Gaz masken yok” dedi gaz maskesi verdi. Bir başkası, “Sen öne gidiyorsun, gözlüğümü al” dedi, aldım. Ve ilerledim, insanlar kaçarken ben polislerin üzerine koştum.

Niye yapıyorsun bunu?
- Çünkü düşenler var, yaralananlar var. En azından onları kenara çekebilirim diye düşündüm. Çektim de. Sonra fark ettim ki, bu gaz mahvediyor onları. Oradaki bombaları aldım, birer birer uzaklara atmaya başladım. Ama bunları nasıl yaptım bilmiyorum, kendime de hayret ediyorum. Üç gün önce toplantılara takım elbiseyle giren bir adamdım, birden bire ‘gerilla’ya dönüştüm.

‘Korku sınırı’ ne zaman, nasıl aşılıyor?
- Başkalarının paniğini görünce. Çünkü sen kendinden vazgeçip onları düşünmeye başlıyorsun. Biz ofisimizi insanlara açtık, 200-250 kişi ağırladık. 15 kişi de bizim binanın çatı katına çıkmış ama terasa açılan kapı kapalıymış. Yukarıda gaz birikmiş, dumandan aşağıya da inemiyorlar, “Ölüyoruz” diye telefonla aradılar. Ağzıma, burnuma ne bulduysam sardım ama ancak iki kat yukarı çıkabildim, bayılıyordum o kadar yoğundu gaz. O panik içinde nereden aklıma geldi bilmiyorum ama geri aradım, “Kapıyı kırın ve terasa çıkın” dedim. Yaşadıklarımızın, insanların gerçekten hayatına mal olabileceğini işte o zaman anladım. Sonra, “Ne yapmamız gerekiyor?”a geliyorsun. Kilolarca limon alıyorsun, aç olanları doyuruyorsun, insanlara doktor buluyorsun ama yetmiyor… İnip savaşıyorsun! Diyorlar ya, “Camiye ayakkabıyla girdin!” E kız yaralanmış, kucağımda taşıyorum, nasıl çıkarayım? İnanır mısın o caminin içine bile gaz bombası atıldı…

Bu nedir? ‘Haysiyet direnişi’ mi?
- Sonradan öyle oldu evet. Başbakan tarafından buna dönüştürüldü. Bir de komik bu kadar şık insana “Çapulcu” demek. Şöyle tuhaf bir çelişki de var, aslında toplumun alt kesiminin ayaklanması beklenir ya ama her kesimden insan buradaydı. Öğrenciler, iş sahipleri, beyaz yakalılar, mavi yakalılar. Çünkü herkesin damarına basıldı. “Birkaç çapulcu” cümlesi, insanları daha da delirtti. Evet, yüzde 50’nin oyunu almış olabilirsin ama demokrasi sadece seçim değil. Demokrasi için, yüzde 50’nin oyunu alsan bile, yüzde 100’ün Başbakanı olman gerekiyor.

Türkiye, yeni bir jenerasyonla mı tanışıyor?
- Türkiye, bence tekrar ‘politik olmak’la tanışıyor. Gezi eylemleri bir milattır. Geçen haftaya kadar kiminle konuşsam, “Bu ülkede artık yaşanmaz. Hangi ülkeye gitsem?” diyordu, “Brezilya’yı mı, Avustralya’ya mı?” Ama şimdi n’oldu? Herkes burada kalmaya karar verdi. Gezi direnişi, insanlara bu gücü verdi.

Peki senin bir siyasi eğilimin var mı?
- Ölsem muhafazakâr bir partiye oy vermem. Hiç vermedim. CHP desen, içinde ulusalcı kanat bana uymuyor. Açıkçası bu olaylara kadar, kendimi bir yere ait hissedemiyordum. Bu eylemler, televizyonda gösterilmedi ya, insanlar işte o zaman, Güneydoğu’da da devletin neler yapmış olabileceğini anladı. “Burada bunu yapan, kim bilir orada neler neler yaptı!” dedi. Ben de farklı düşünmüyorum. Bugün Kürt burada, ulusalcılar da... Tamam, CHP’de birtakım aklıselim milletvekilleri var ama ben BDP’ye daha yakın hissediyorum kendimi. Sırrı Süreyya’ya oy verdim, iyi ki vermişim. Gerçi onlar da muhalefeti tek bir şey üzerinde yapıyorlar, çünkü Kürt sorunu doğal olarak üzerlerine yapıştı. Benim ümidim şu: Eğer Kürt sorunu da bir hale gelip çözülürse, BDP ve CHP’nin demokratik kanadıyla ve genç dinamik birleşirse, çok ciddi bir toplumsal muhalefet yaratılabilir. Ve pek çok insan orada kendine yer bulabilir. Türkiye’de Kemalistler dindarları ezdi, dindarlar da geldi Kemalistleri ve herkesi ezmeye kalktı. İkisinin de olmayacağını fark etti insanlar. Oysa biz, mutlu bir şekilde beraber yaşayabiliriz, kandilde parkta mevlit okunmasının sebebi bu zaten. Bu da kendiliğinden alınmış bir karar, kimsenin dikte ettiği bir şey değil. Yeşiller ve Sol Gelecek favori partim, hızla büyüyor.

Takım elbiseyle toplantılara giren bir adamdım birden bire gerillaya dönüştüm

Bu, devrim mi?
- Bir tür ‘zihniyet devrimi’ diyelim.

Seni şaşırttı mı?
- Hem de çok. Bir hafta önce Türkiye’de böyle bir şey olacağını söyleseler, alay ederdim, dalga geçirdim. Ama oldu. Ben bu olaylara da şaşırdım, kendime de şaşırdım, arkadaşlarıma da şaşırdım. Hâlâ da şaşkınlık içerisindeyim. Geçen hafta sonu bile, “Araya hafta sonu girdi, millet işine gücüne çekilir, gelmez artık” diye düşünüyordum, hiç de öyle olmadı...

BAYAT PALAVRA BAYAT GAZ

Alıyorsun gaz bombasına bakıyorsun, üzerinde hiçbir şey yazmıyor. Sana ne attı bilmiyorsun, portakal gazı mı, kavun gazı mı? Bazılarında da üretim tarihi 2006, son kullanma tarihi de 2011.
Bari bunu yapmayın! Bayat palavraları sıkıyorsunuz, bari bayat gaz atmayın…

“ALL YOU NEED IS LOVE”

Şurada bir duvara “All you need is love Tayyip!” (bütün ihtiyacın aşk) yazmışlar. Üç gündür gülüyorum bu lafa. Ama doğru. Ancak sevgi görmemiş insanlar böyle
şeyler yapabilir.

EYLEM KİTİ 5 LİRA

Bu iş, kendi ekonomisini yarattı. Çatışmanın en civcivli zamanında, gaz maskesi satanlar vardı. Adam, ‘kit’ satıyor. “Maske, limon, bilmem ne  5 lira” diyor.

Asker korkumuz yıkılmıştı, bu olayla polis korkumuz da yıkıldı

O barikatlarda neler yaşandı?
- Hem dehşet dolu hem de çok komik şeyler. Mesela bir çöp kamyonunun peşine on bin kişi takıldık, Beşiktaş’a yürümeye başladık. Barikatı aştık. İşte arada ben plastik mermi yedim. Bu eylemlerde ne yazık ki hayatını kaybeden arkadaşlarımız oldu, kör olan, astım krizi geçirenler, psikolojik tahribata uğrayanlar da…

Peki mermiyi yedikten sonra ne yaptın?
- N’apacağım? Bacağımı bağlayıp devam ettim.

Eğlenceli tarafları ne?
- Barikatlarda bile gırgır yapıyorsun, en tehlikeli anlarda. Sonra o sloganlar, herkes acayip esprili, yaratıcı şeyler söylüyor. İnsanların birbirlerine yardım etmesi de cabası. ‘Gaz aşkları’ durumları da yaşanıyor. Kızlar, o gencecik çocuklarla tanışıyor, yüzünü siliyor, “Ah canım gel” filan diyor. İnsanlara biraz oyun gibi de geldi. Savaş oyunu oynuyor ya bu nesil. Belki ondan biraz antrenmanlılardı.

Çarşı Grubu…
- Çarşı kesinlikle kahraman! Omuz omuza savaştı bizimle. Bir tweet vardı çok güldüm. “Üç çocuk yapacağım, üçünü de Çarşı’ya vereceğim sünepe büyümesin diye!” Evet Ultraslanlar da Fenerbahçeliler de çok iyiydi ama Çarşı başka. Gerçi Çarşı’dan arkadaşlar çevrildiği zaman da Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar yardıma koştu, kuşatmayı yardı.

Peki barikatlarda n’apacağınızı kim söylüyor?
 - Lider filan yok, her şey kendiliğinden oluyor. “Arkadaşlar daha fazla ileri gitmek yok!” dendiğinde, herkes o kişiyi dinliyor. Ama ben kollarımı kaldırıp, “Hadi duralım” dediğimde beni de dinliyorlar.

Twitter’ın rolü?
- Muazzam. Herkesin telefonu elinde, sürekli haberleşiliyor. İki yaralı sığınmıştı bir kafeye, Twitter’dan gördüm, doktor bir arkadaşımı aradım, 10 dakika sonra yaralıların yanındaydı. Ya da birileri, “Beşiktaş’ta şu sokakta polis gördüm” diye tweet atıyor, önlemini alıyorsun. “Beşiktaş’ta Çarşı’ya saldırılıyor” deniyor, 10 bin kişi Beşiktaş’a iniyor.

POLİSLER DE TWITTER BAŞINDAYDI

Ya bilgi kirliliği…
- O da çok oldu. Twitter’ın başındaki polisler çok bilgi kirliliği yarattı. Mesela, “Şu sokakta pusu var gitmeyin!” diyor, gitmiyorsun, öbür yolu tercih ediyorsun, karşına polisler çıkıyor, seni yakalıyorlar. Bence polisler de Twitter’daydı.

Nasıl ayırıyorsun doğrusunu yanlışını…
- Çok ayıramıyorsun, sürekli bilgiyi kontrol etmen gerekiyor. Mesela doktor, eczane, maske ihtiyacı olanlar deniyor, bir fark ettik ki hepsi sivil polis. Maske almaya giderken yakalanan çok insan oldu.

En korktuğun an?
- Yine gaz bombalarını geri atıyordum, ayağım kaydı düştü. TOMA’lar üzerime gelmeye başladı. Orada bir an, “Ya ölürüm ya gözaltına alınırım… Ölürsem de n’apalım!” gibi tuhaf şeyler geçti aklımdan. Derken bir arkadaşım beni kolumdan tuttu ve geri çekti…

Başbakan’ın kritik hataları sence ne?
- Egosunu dizginleyememesi. Demokrasiyi, seçimden ve aldığı yüzde 50 oydan ibaret sanması.
Bir de farklı bir iletişim taktiği götürüyor. O şöyle bir şeye alıştı: Kriz yaratıyor, iki adım atıyor, sonra bir adIm geri çekiliyor. O arada sen, bir adım ilerlemiş olduğunu fark edemiyorsun. Hep böyle yaptı. Tamam, bir tarafı dobra. Türkiye’nin demokratikleşmesinde çok ciddi çabaları oldu. Askerin sahadan çekilmesi, sivil siyasetin kuvvetlenmesi hep onun zamanında oldu. Ben de destekledim. “Evet” verdim referandumda. Ama bizi yanılttı!

Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

X