Taht oyunları ve kardeş katli

Kıyasıya bir güç mücadelesi, çekişme ve kriz... Hayır, gündemden değil geçmişten bahsediyoruz.

Haberin Devamı

Tolkien’in ünlü eseri ‘Yüzüklerin Efendisi’nde zor durumdaki kahraman Aragorn, zafer kazanabilmek için ölülerin dünyadaki hayaletlerini kendi tarafında savaşmaya çağırır. Tarih aracılığıyla gündelik siyasette haklılık iddiası da buna benzemiyor mu? Geçmiş olaylardan, göçüp gitmiş insanlardan hedefinize uygun olanları alıp kullanırsınız. O örneklerle dilerseniz hükümete, dilerseniz cemaate, dilerseniz bir başkasına yüklenirsiniz. Ama bu düşman-taraftar ikilemine kapılmamalıyız; çünkü mesele artık kimden yana olduğunuzun çok ötesine geçti. Gelin, biz büyük resime bakalım; iç çekişmelerde, iktidar ve hukuk krizlerinde olayların nerelere varabileceğini görmek için tarihe uzanalım.

İKTİDARIN HUKUKU

Erken dönem Orta Asya Türk devletleri genellikle ayrı boyların koalisyonundan oluşurdu. Ama kazanılan güç ve zenginlikten hareketle devletin başındaki kağan, diğer boyların mutlak hükümranı olmaya kalktığında koalisyon muazzam bir hızla bozulabilirdi. Hele de başa kimin geçeceği konusunda ‘töre’de tanımlanmış mutlak kuralın olmadığı bir düzende...
Yüzyıllar sonra Osmanlı gibi merkezi bir devlette bile iktidar meselesi hukuken hâlâ problemliydi. Mesela, Fetret Devri... Mesela Cem Sultan’ın, Yavuz Selim’in, Kanuni’nin oğulları Şehzade Mustafa ve Bayezid’in giriştiği iktidar mücadeleleri... Bunlar basit, kişisel taht mücadeleleri değildi elbette. Her defasında devlet adamlarının ve ordunun bölünmesi, yenilenlerin destekçileriyle birlikte tasfiye edilmesi demekti. İşte Osmanlı’da -bizim için kabul edilemez olan- ‘kardeş katli’ uygulaması bu tür iç çatışmaları önlemek için çıkarılmıştı. (Günümüzde kardeş katlinin çok farklı bir boyutta sürdürüldüğünü söylemek hiç de yanlış olmaz!)
İktidar krizlerinin çok önemli bir boyutu daha vardı: Dış müdahaleler. Orta Asya döneminde iç çatışmalar başlayınca devreye hemen Çinliler giriyordu. Üstelik Çinlileri yardıma çağıran çoğu zaman rakip taraflardan biri oluyordu! Öte yandan tüm bunların Türklere özgü olduğunu sanmayalım. Örneğin, Bizans’tan Macaristan’a kadar olan bölgedeki devletlerde iç mücadeleler kilit rol oynamıştır. Osmanlı’dan aldığı destekle tahta çıkan krallar veya prensler eninde sonunda kontrolü Osmanlılara kaptırdılar. Yani, iç çekişmeler devletlerin sonunu dahi getirebiliyordu.
Yakın tarihin en önemli iktidar-devlet-hukuk kriziyse Milli Mücadele döneminde yaşanmıştır. İşgal kuvvetlerinin yanı sıra, beş yıl boyunca iki hükümet, iki karar merkezi, birden fazla kolluk kuvveti... Yani iki iktidar odağı, iki ayrı yürütme! Neyse ki, hem İstanbul hem de Anadolu’daki devlet görevlilerinin ve halkın çok büyük çoğunluğu Milli Mücadele’nin yanında yer almış, böylece kaos önlenmiştir. Yine de iki başlılığın sürdüğü bu ortamda çıkan irili-ufaklı isyanlar nedeniyle gerçek bir iç savaşın eşiğinden dönüldüğünü söylemek mümkün. Bu buhranlı dönemde Atatürk’ün en titizlendiği konuların başında, alınan kararların hukukî olması geliyordu.

Haberin Devamı

NEREDEN NEREYE?

Haberin Devamı

Bugün dünya tarihinde defalarca yaşanmış bir olayın ‘ufak çaplı’ tekrarına tanık oluyoruz: İktidar yolundaki ittifak, asıl patronun kim olduğu sorusuyla bozuluyor; ardından hukuki bir krize dönüşüyor. Asıl tehlikeyse mevcut krizin çok boyutlu olarak derinleşip temelden bir tahribata yol açmasında. Hal böyleyken kimin kimi dövdüğü, kimin kazançlı çıktığı kısa vadeli bir kâr-zarar hesabı sadece. Sorunlarımıza uzun vadeli, karşılıklı çözümler bulamazsak kaybeden -sanıldığı gibi- sadece iktidar partisi veya cemaat değil, tüm Türkiye olacak.

Yazarın Tüm Yazıları