"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Tahrip gücü yüksek notlar

EĞER genç çocuklar kazara ölmeye devam ederlerse şehit analarına ve şehit babalarına “Vatan sağ olsun” dedirtmek mümkün olmayacak. Bakın:

Bir şehit babası “Vatan sağ olmasın” demiş.
Ardından da öfke ve acıyla haykırmış:
“Oğlum sağ olsun”.
*     *     *
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, dün Afyon’da inceleme yaparken kendisine uzatılan mikrofonlara şöyle dedi:
“Konuşmayacağım, her şey ortada”.
Madem her şey ortada...      
Patlayan bomba ile ilgili her gazetenin elinde bulunan ve cevaplanmayı bekleyen en az 7 soru da neyin nesi?
*     *     *
Yetkililerimiz her kazadan, her felaketten, her ihmalden sonra hep aynı açıklamayı yapıyorlar:
“Takdiriilâhi... Elden bir şey gelmez”.
Kâinatta olup biten her şey Allah’ın takdiri...          
Amenna!
Ama unutmayalım:
Tedbir kuldan, takdir Allah’tan...      
Doğru dürüst tedbir almayıp başa gelen felaketin tüm suçunu “ilahi takdir”e yükleyen yetkililerimizi uyarıyorum:
Bu tür açıklamalar “ilahi gazap”a yol açabilir.
*     *     *
Tamam...      
Hiçbir yetkilimiz, en küçük bir aksilikte elini samuray kılıcına atıp harakiri yapan Japon yetkililere özenmesin.
Ama “istifa” diye bir müessese var kardeşim.
Bu müessese bu denli öksüz, yetim ve garip kalmayı hak etmiyor.
Bir kez olsun gülsün bu zavallı müessesenin yüzü...
*     *     *
Askeri vesayet dönemi sona erdi.
General korkusu bitti.
Milli Savunma Bakanlığı, “Maslahat Bakanlığı” olmaktan çıktı.
Pek sivil bir isim bu makama getirildi.
Fakat gelin görün ki pek sivil Milli Savunma Bakanı, ısrarla ve inatla yüzünü göstermekten, sesini duyurmaktan kaçınıyor.
Ne iş?
*     *     *
Yeni Şafak gazetesi, Afyon’daki patlamayla ilgili yaptığı haberlerinin birine şu başlığı atmış:
“Namaza giden asker patlamadan kurtuldu”.
Namazın faziletleri saymakla bitmez.
Ancak tedbirsizlik sonucu meydana gelen patlamada can vermekten kurtulmak, bu faziletler arasında sayılamaz.
*     *     *
Gelin hep birlikte ellerimizi açalım ve şöyle dua edelim:
Yarabbi!
Yardım et bize...          
Yardım et de memleketimiz uranyum zenginleştirme projesine, atom bombasına, nükleer silahlara asla ve kata sahip olmasın.
Amin!

Kardeş Türküler’in en şahane konseri

25 askerin şehit düştüğü günün ertesinde gittim Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’ndaki “Kardeş Türküler” konserine...
“Yas gününde ne işin var konserde?” diyenlere cevabım şudur:
Şarkı söylemek ve şarkı dinlemek her zaman vur patlasın çal oynasın türü eğlenceye karşılık gelmez. Hele “Kardeş Türküler” gibi acılı coğrafyaların seslerini terennüm eden bir grubun konserinde hiç gelmez.

*     *     *
Bu konser Kardeş Türküler konserlerinin en şahanesiydi.
Şunlardan dolayı:
Konsere iyi hazırlanılmıştı, hiçbir aksama olmadı.
Dans gösterileri, “yabancılaştırma efekti” etkisi yapmadı. Danslar daha doğal, daha az yadırgatıcı ve daha az rol çalar bir havadaydı.
Kardeş Türküler’in seslendirdiği türküler iyi seçilmişti.
Sahneden verilen barış ve özgürlük mesajları kararındaydı.
Ekipte yer alan bütün isimler konserin havasına girmişti.
*     *     *
Konuk sanatçılara gelince:
Uzaktan Barış Manço’yu andıran Tebrizli Cavid Mürtezaoğlu, Nesimi’nin hakiki bir torunu gibiydi...          
“Küçük dev kadın” Bedia Akartürk gürül gürüldü...          
Âşık Sinem Bacı, yıllar sonra çıktığı sahnede tıpkı eski günlerde olduğu gibi yine öfkeli, yine sakınmasızdı...          
Erbil’den gelen Muhammed Ahmedi Erbili kendi bestesi olan “Yallah şoför” ile coşturdu konser alanını...          
Yine Erbil’den gelen Arab Osman elini kulağına atıp asıldı uzun havalara...          
Cizre’den gelen kadın dengbejler sahicilikleriyle etkilediler hepimizi...
Karadeniz’den gelen kemençe ustası Beşköylü Adem hırçın ama etkileyici sesiyle de büyüledi.
*     *     *
Konserden sonra Kardeş Türküler’den Feryal Öney’le sohbet ettik.
Kendisine “Neden bir Neşet Ertaş türküsü söylemedin, büyük ustaya selam gönderme vesilesi olurdu” dedim.
“Haklısın” dedi.

90’lara dönüş

“İnlerinde vuracağız,/öldürerek bitireceğiz,/yok edeceğiz” sürecine girdik.
Bu sürecin bir de adı var:
“90’lara dönüş.”
*     *     *
90’lara dönüş her anlamda gerçekleşti ama bir alan eksik kaldı:
Milletvekillerinin Meclis’ten yaka paça götürülüp hapislere tıkılması.
Bu da gerçekleşirse...      
Eksiksiz gediksiz bir 90’lara dönüş gerçekleşmiş olacak.

Yarın Hürriyet Pazar’da

ÜÇ gündür elimde kalan “Bir İzmir acemisinden İzmir notları”nı nihayet yayınlayabileceğim.
İzmir’e neden faşist şehir denemez?
Alaçatı ne hale gelmiş?
İzmir’in AK Partili adayı kim olacak?
İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, kendisini neden “siyah Türk” diye tanımlıyor?
Urla’da bir yalnız kovboy: Kahraman deniz polisinin öyküsü...      
Ertuğrul Günay neden İzmir’e pek uğramıyor?
İzmir burjuvazisinin özellikleri...      
Cemaat İzmir’de ne durumda?
Hepsi ve daha fazlası...        Yarın HÜRRİYET PAZAR’da...      
Tabii memleketimizin başına yine bir kaza bela gelmezse...   

Dizi boşluğu

DİKKAT ettim de:
Şehit haberleri daha fazla gündem olmaya...      
Felaketler daha fazla dikkat çekmeye...      
Sorunlar daha fazla büyütülmeye...      
“AK Parti yetkililerinin fantastik demeçleri” daha fazla göze batmaya...      
Başladı.
*     *     *
Buna sebep dizi boşluğudur.
Yaz dönemi nedeniyle televizyon ekranlarından uzaklaşan diziler müthiş bir boşluk doğuruyor.
Dizilere sardıramayan ahali, toplumsal olaylara sardırıyor.
Bu durumda olan hükümete oluyor.
*     *     *
Şaka falan değil.
Ben bekliyorum:
Bir Başbakanlık genelgesiyle...
Televizyonların dizileri ekrana sürme tarihinin erkene çekilmesini...  

X