Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tahran'lar ve polisler

Mümtaz SOYSAL

Hafta başından beri süregelen irtica gösterileri, ilk bakışta, küçük birer Tahran provası olarak görülebilir.

Amaç, 1979 yılının ilk günlerindeki İran'da yapıldığı gibi, yüz binleri, hatta milyonları sokaklara döküp rejim değişikliğine yol açacak olaylar çıkarmak mıdır?

Güvenlik güçlerinin saf değiştirebileceğini umarak.

Olaylar eninde sonunda Silahlı Kuvvetler'in devreye girmesini gerektireceğine ve Türk ordusu da İran ordusu olmadığına göre, bunun bir hayal olduğu ortadadır. Türkiye koşulları içinde, böyle bir girişimin birkaç saatte bastırılacağını görmek çok büyük zekâ istemez. Ama, aynı ordunun kendi insanına, örneğin bir Pakistan ordusunun rahatlığıyla, kolay kolay silah kullanmayacağı da bilindiğine göre, gerilim noktasına kadar götürülmüş bu çeşit olaylarla kamuoyunu, parlamentoyu, hatta Silahlı Kuvvetler'i baskı altında tutmak ve yeni temel öğretim atılımının hızını kesip yasa tasarısını sulandırmak düşünülüyor olabilir.

Böyle olunca, özellikle halk yığınlarıyla orduyu karşı karşıya getirmemek açısından önümüzdeki günlerde polisin oynayacağı rol önem kazanıyor.

İtiraf etmek gerekir ki, bu bakımdan hafta içinde verilen sınav pek parlak olmamıştır. Evet, polis olayları daha da alevlendirmedi ama, olay çıkarmaya hazır insanların kızgınlığını da söndüremedi. Tam tersine, gerginliğin asıl ceremesini çeken, basın oldu.

Yalnız bu olaylar vesilesiyle değil, daha öncekiler dolayısıyla da anlaşıldı ki, toplu gösterilerin şiddete dönüşmesini önlemek ya da dönüşenleri bastırmak ve bu arada basının haklarını korumak konusunda Çevik Kuvvet'in donanımında büyük eksikler var.

Cop, miğfer, kalkan gibi şeyler bakımından değil, bilgi, deneyim ve düşünce donanımı açısından.

Bazı durumlarda altı aya kadar kısalabilen bir eğitimin hemen ertesinde Çevik Kuvvet'e alınan ve kendilerini birdenbire kızgın kalabalıkların karşısında bulan genç insanlardan sosyal psikoloji bilgisi ya da olayın anlamını anlama sezgisi bekleyemezsiniz. Hele, bir ara, askerliğini bile yapmamış 35 bin gencin polise alındığı ve bunlardan büyükçe bir bölümün hâlâ Çevik Kuvvet içinde bulunduğunu düşünürseniz.

Araç gereç, pazı, kuvvet; ama, bütün bunların yanında, ideolojik koşullandırma değil, daha özenli, daha uzun bir eğitim.

Cumhuriyet, eğer daha sağlam bir korunma zırhına bürünmek istiyorsa, başka şeyler yanında, elindeki polis gücü için de daha iyi bir sistem geliştirmek zorundadır.

Herhangi bir sisteme model ararken, neye dikkat edersiniz? Model aradığınız alanın düzenlemek istediğiniz alana benzemesi ve benimsemek istediğiniz modelin başarılı olması, değil mi?

Örneğin, Silahlı Kuvvetler'in modeli.

Yani, girişte objektif seçme, disiplinli, bilimsel, ciddi ve çağdaş eğitim, yükselme ve atamalarda puanlı değerlendirmelere dayalı kayırmasız tercih ve özellikle en yüksek basamaklar için Yüksek Askeri Şûra'ya benzer bir kurul.

Yoksa, herkes kendi insanına iş bulmak için polis saflarına adam doldurursa, yükselmeler ve atamalar siyasal eğilimlere göre yapılırsa ve yöneticiler ideolojik tercihlerle işbaşına getirilirse, işte böyle olur.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI