Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tahran uzlaşması Ankara başarısı

KABUL, dereyi görmeden paçaları sıvamayalım ve ihtiyatı elden bırakmayalım.

Fakat yine de dün sabah Tahran’dan tüm dünyaya “flaş” uyarısıyla duyurulan “nükleer uzlaşma” haberi ertesinde şunu hemen vurgulamamız gerekiyor.
Türkiye büyük, gerçekten çok büyük bir başarıya imza attı.

Hatta İran’daki “üçlü antlaşma”nın Cumhuriyet döneminde pırıldamış diplomatik atılımlar hanesine daha şimdiden yazıldığını söylersek, fazla abartıya kaçmış olmayız.

Ama dediğim gibi, bu başarının “zafer” sıfatıyla da taçlanıp taçlanmayacağı henüz bilmiyoruz ve net cevabı görmek için önümüzdeki kısa ? orta vadeli süreci bekleyeceğiz.

* *  *


İLKİN şu kesin ki, uzun müzakereler ve gizli temaslar ertesi İran, Türkiye ve Brezilya tarafından pazartesi günü imzalanan “nükleer takas” antlaşmasının esas mimarı Ankara’dır!

Davutoğlu diplomasisi daha en baştan çok cevval bir biçimde insiyatif almıştır.

ABD ve AB’nin “soğukluk”una rağmen sürekli olarak arabulucu davranan Dışişleri Bakanı, BM Güvenlik Konseyi’nin diğer üyesi Brasilia’yla eşgüdümlü davranmak maharet ve bilgeliğini de göstererek, şimdiki “mutlu son”a tartışmasız biçimde damga vurmuştur.

Zaten de Farsi uranyumun ülkemizde değiş tokuş edilmesinin öngörülmesi, yukarıdaki “Türkiye ağırlıklı” olgunun somut göstergesini oluşturmuştur.

* * *


O halde, dünkü “Tahran uzlaşması” uluslararası camia tarafından onaylanır ve pratiğe geçerse, başta dediğim gibi, diplomatik başarı artık “zafer” olarak da tanımlanabilir.

Çünkü en önce, Ankara ve Brasilia’nın eli kulağındaki çok vahim bir krizi önlemesi, hiç olmazsa belirli bir süre ertelemesi, dünya ve bölge barışı açısından hayati bir gelişmedir.

Sonra da böylesine üst düzey uzlaşmaya öncülük, ülkemizin uluslararası arenada gerçek bir “ağırlık merkezi” dönüşmüş olduğunun somut delil sunmuş olacaktır.
Zaten aslına bakarsanız da mevcut başarı dahi bu “ağırlık”ı hissettirmeye yetmiştir.

Türkiye’nin adı o uluslararası arenada şimdi daha da saygıyla telaffuz edilecektir.

Dolayısıyla, partizan tutum almadan, başta proje mimarı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere, pazar gecesi apar topar İran başkentine uçan Başbakan Erdoğan’a ve “santranç oyunu”nda adı anılmayan sayısız diplomat ve teknisyene sükran borçluyuz.

* * *


ÖTE yandan dün bu satırları yazdığım saatlerde, “üst düzey bir İsrailli sözcü”nün çok klasik “İran, Türkiye ve Brezilya’yı manipüle etti” açıklamasının dışında ne ABD’den, ne de AB üyelerinden “nükleer takas antlaşması”na ilişkin her hangi bir tepki gelmemişti.

Öyle anlaşılıyor ki, Tahran konusunda ağzı sütten yanmış olan bu devletler haklı olarak yoğurdu üfleyerek yiyecekler ve tavır sergilemeden önce Ankara ve Brasilia’yla ilişkiye geçerek “ne olup bitti” sorusuna derininden vakıf olmaya çalışacaklar.

Muhtemelen de kendi aralarındaki “direk temasları”ndan sonra ve yine muhtemelen, “ihtiyatı elden bırakmadan” tutum belirlemeye çalışacaklar.

* * *


ANCAK, velev ki Tahran yüzde yirmi uranyum zenginleştirmesi konusundaki ısrarını korusun, Batılı ülkelerin “nükleer takas” sözleşmesini hemen reddetmesi kolay gözükmüyor.

Zira Ankara ve Brasilia aracılığıyla gerçekleşen uzlaşma, yaptırımı engellemek için önerilen “İran toprakları dışında stoklama” şartına uygun bir içerik taşıyor.
Diğer bir deyişle, Farsi devletteki “esnekleşme” karşı bloğu da “ofsaytta bırakıyor”.

O halde, daha şimdiden Türkiye için büyük başarı oluşturan dünkü “üçlü uzlaşma”nın hem o Türkiye açısından bir “diplomasi zaferi”yle, hem de bilhassa dünya açısından bir “barış zaferi”yle taçlanıp taçlanmayacağını görmek için daha bir müddet beklemek gerekiyor.

X