Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Suyun bilinmeyen gücü

Hayat verici ve yokedici su... Sen, nelere kaadirsin. Sen olmazsan hayat olmaz. Şimdi olan hiçbir şey olmaz. Hayatın sebebi, arınmanın sembolü... Hatta daha fazlası... Bilginin ve duygunun aktarılmasını sağlayan en önemli araç. Araçtan da öte, düpedüz bu aktarımı sağlayan tek neden. Ve, bu nedenin farkına varan insan, çağlar boyu suyu incelemiş, araştırmış. Kimi zaman tapınmış, kimi zaman var olabilmek için suya danışmış. Suyun içinde kehanetler aramış, suyla meditasyonlar yapmış, kendini dengelemek için suyu kullanmış.İlkel dediğimiz (Aslında hiç de ilkel olmayan) insanlar, her nasılsa, suyun önemini kavramış ve onun felaketlerini önlemek için ya da kendilerine yardımcı olması için, bilinmez ayinler yapmış. Anlaşılmaz medeniyetlere ulaşan kimi kültürlerde suyla ilgili yapılan çalışmalar ve anlaşılmaz yöntemlerin, medeniyete katkısı inanılmaz boyutlara varmış. Varmış da, şu anda, yaşadığımız çağda her nedense, canlılığın ciddi bir nedeni olduğu bilindiği halde daha öte bir anlayış ve kavrayış ortaya çıkmamış. Halbuki, suyun gücü hiç de öyle gözardı edilecek, önemsenmeyecek bir varlık değil. Varlık diyorum, çünkü, yetenekleri bilinen tüm bilgilerin ötesinde. Neredeyse, bir zeka unsuruna sahip denilecek seviyede. Tabii ki, bildiğimiz bilgiler doğrultusunda ‘‘Zeka’’ diyemiyoruz. Ancak, insan, bilinen yeteneklerini bile anlamamak için var gücüyle direniyor. Taa ki, kaçınılmaz sonuçlarıyla karşı karşıya gelinceye kadar... Halbuki, düşünemeyeceğimiz, fikir bile üretemeyeceğimiz eski zamanların bilgeleri suyun gücünün farkına varıp hayatı kolaylaştırmak, kişinin dengesini sağlamak amacıyla bir takım yöntemler geliştirmişler. Bizim aklımızın ermediği, anlayamayacağımız bu yöntemlerle insanın bilinç altını düzenlemeyi başarmışlar. Evet, ‘‘Su’’ hayat verici özelliğinin yanında bilinçaltına da hükmediyor. Sebebini anlayamadığımız davranışlarımızın nedeni, bilinçaltımızda yatıyor. Ve, su, doğrudan doğruya bilinçaltımızla bağlantılı. Yeryüzündeki suları harekete geçiren Ay, bilinçaltımızı kontrol ediyor. Suyun alçalıp yükselmesiyle birlikte organizmamız da harekete geçiyor ve sudan mürekkep salgılarımız daha bir artıyor ya da azalıyor. Tabii buna bağlı olarak duygularımız ve davranışlarımız da değişiyor, etkileniyor. Günümüzün bilimsellik anlayışına uygun düşen bu açıklamaların birebir karşılıklarıyla ilkel dediğimiz insanlarda karşılaşıyoruz. Dinsel ve büyüsel metinlerde neredeyse bir zeka biçiminde, tanrı formunda karşımıza çıkan ‘‘Su’’ anlaşılmaz bir biçimde bugünün bilimsellik anlayışıyla bir uygunluk gösteriyor. ‘‘Suyun tanrısını kızdırmayalım, yoksa, başa çıkamayacağımız kötülüklerle karşılaşırız’’ diyen insanın geliştirdiği yöntemler, aklın kabul edemeyeceği boyutlarda bir bilgi ve felsefeye sahip. Uyanık bir zihnin, yüksek bir bilincin ürünleri sanki... Peki, çağımızın insanı, oluşturduğu bunca medeniyetin ışığında bu bilinci nerelere saklamış ya da ne şekilde yok etmiş ki, suyun gücünü küçümser hale gelmiş. Suyun karşı konulmaz gücüyle karşılaşıncaya kadar, aklının ucuna bile getirmemiş. Doğanın bir parçası olduğunu unutan çağımızın insanı, doğanın en temel prensiplerini bile hiçe sayarken, hangi bilgi ve güçle hareket etmiş?Doğanın bütün dengelerini altüst ederken hangi bilgi ve gücüne güvenmiş de tüm yasaları ve ekolojik dengeleri bozmaktan çekinmemiş?Bana kalırsa, bunların hiçbirini düşünmemiş. Aklının ucundan bile geçirmemiş. Bütün dikkati, yaptıklarına öyle bir odaklanmış ki, yaptıklarının ne çeşit sonuçları olabileceğine dair en ufak bir bilinç ışığı bile yanmamış. Veee, yaşadığı bunca felakete rağmen bilincinin uyanacağı da yok. Aslında böyle demek doğru değil. Çünkü, insan öylesine mükemmel bir varlık ki, tüm yetenekleri ve bilinci dumura uğramış olsa bile, hayatını tehdit eden unsurlarla karşı karşıya geldiği zaman yokmuş gibi gözüken yetenekleri açığa çıkar ve bilinci uyanmaya başlar. Fakat, bilincin uyanması için illa da böylesine şiddetli tehditlerle karşı karşıya mı, gelmek lazım? İlla da ölüm derecesine geldikten sonra mı, uyanacağız ve ne yapmak gerektiğini düşüneceğiz. Ya, ölümün ucundan dönüp sağlığımıza yeniden kavuştuktan sonra herşeyi, tüm yaşadıklarımızı unutursak? Daha önce ve her zaman yaptığımız gibi... O zaman ne olacak? Suyun gücünü öğrendik. Var ettiği gibi, hayat verdiği gibi, yok edebiliyor. Peki, bu bilgiyi nasıl kullanacağız?Bilincimiz yeterince (Kullanabilecek seviyeye ulaşırsa) yükselirse, başarabiliriz.Bilgi ve bilincimiz dünyanın dengesini bozduğu gibi düzenleyebilir ve felaketlere son verebiliriz, diyorum, Yasemin'ce...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI