Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Suyu çıktı

BUNCA yıldır burada, “Ülkemizde yargı bağımsız değil” der dururuz. İlk görevin bu ülkede “hukuk devleti” kurmak olduğunu söyleriz. Yedi yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi Programı’nın “Yargıç tarafsızlığı ve yargı bağımsızlığı tam olarak sağlanacak, yargıç güvenceleri korunacaktır” şeklindeki taahhüdünü anımsatırız.

Ama bugün içinde bulunduğumuz durum kadar rezil bir ortamı yaşayacağımız hiç aklımıza gelmedi.

Gelemezdi de... Çünkü sıra “Anayasamızın hukuk devleti ilkesini korumaya” gelince mangalda kül bırakmayan bir başbakanın ülkesinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın telefonlarının bir yıl süreyle dinleneceğini, kendisinin uyuşturucu çetesi reisi gibi gittiği yerlerde bile izlendiğini, yargı sisteminin en üst mahkemesi olan Yargıtay’ın santralının bile gizlice dinlenebileceğini kim tasavvur edebildi?


Eğer o Başsavcı görevinin adamı değilse, yasaları çiğnediği, suç işlediği gibi somut bir bilgiye, bulguya sahipseniz, görevden alınmasının yolları vardır. Onların gereğini yapar, işi bitirirsin. Ona bir “sabıkalıkriminal” muamelesi yapmak hangi ahlaki, hukuki anlayışla bağdaşabilir?


Gerçekten havsala almaz bir rezillik yaşıyoruz.


Bakın Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın kendi yetki alanında gördüğü bir belgeyi, sivil Savcı’nın göndermemesinden anlaşıldığı gibi “kurumlar arası güvenin bile sıfıra indiği” bir ortamdan bile artık şikayet etmiyoruz. Çünkü yukarıdaki örnek, onu fersah fersah geride bırakan türden.


Bu siyasi iktidar nasıl bir “hukuk devleti” anlayışına sahiptir ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurul Başkan Vekili Kadir Özbek dün:

“Yargı şu anda savunma konumundadır. Bunu, tüm yargı mensupları olarak hep beraber yaşıyoruz. Umarım ki bundan sonra yargıyla ilgili konularda son derece duyarlı ve dikkatli davranılır. Çünkü bu Türkiye’nin, sistemin geleceğiyle doğrudan bağlantılı bir durumdur.

Müfettişler tarafından yapılacak başvurulara dayanılarak verilen kararlarda, hâkimlerin bir takım endişeleri taşıdığı, müfettişin talebini geri çevirmede sıkıntılar olduğu izlenimini her zaman duyuyoruz” demek zorunluluğunu hissetti.


Millete “Yargı bağımsızlığı tam olarak sağlanacak, yargıç güvenceleri korunacaktır” demenin gereği bu mudur?


Eğer bu ise Özbek niçin “hâkimlerin birtakım endişeler taşıdığı”ndan söz ediyor?


Hâkimlerin “endişe” hatta “korku” içinde görev yaptığı bir döneme girdiğimizi hepimiz biliyoruz. Siyasi iktidarın ilgilendiği bir davaya bakmaya mecbur olan hâkimlerin önüne “Bak seninle ilgili elimizde şu telefon dinleme kayıtları, şu bilgiler var” mesajının iletildiğini duyuyoruz. Bu yolla hakimlerin, iktidarın uşaklığını yapmaya zorlandıklarından haberdarız.


Biz haberdarız da, Meclis’te pankart açarak Atatürk’ü koruyacağını düşünen ana muhalefet partisiyle MHP’nin de haberdar olup olmadığını bilmiyoruz.

Çünkü eğer haberdar olsalardı “Yargının içinde bulunduğu durumu” ortaya çıkartacak bir “Meclis Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını herhalde bugüne kadar isterlerdi.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI