Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Sütçünün marifetli oğlu:Sting

    Hürriyet Haber
    07.07.2001 - 20:55 | Son Güncelleme: 07.07.2001 - 20:55

    8. Uluslararası İstanbul Caz Festivali heyecanla beklenen konuğunu bu akşam (17 Temmuz) ağırlıyor. En son Brand New Day adlı albümüyle müzikseverlere seslenen Sting saat 21:30'dan itibaren Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda sahne alacak. Sözün kısası müzikseverleri yıldızların altında keyifli saatler bekliyor.

    8. Uluslararası İstanbul Caz Festivali heyecanla beklenen konuğunu bu akşam (17 Temmuz) ağırlıyor. En son Brand New Day adlı albümüyle müzikseverlere seslenen Sting saat 21:30'dan itibaren Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda sahne alacak. Police döneminden beri şarkılarını bütün dünya biliyor. Biz Sting'in pek bilinmeyen yanına, yaşamına ayna tutalım istedik:

    İşte, tonla işi sığdırdığı 50 yıllık hayatının bazı sivri anektodları.

    Gordon Matthew Sumner, 2 Ekim 1951'de, İngiltere'nin Newcastle şehrinde doğdu. Dört çocuğun en küçüğüydü. İşsizliğin ve depresyonun kol gezdiği kuzeydoğu İngiltere'nin havasını soluyarak büyüdü. Ama ailesi fakir değildi. Babasının sütçülük gibi kalıcı bir işi vardı. Bu arada Sting zorlanmadan her sabah saat 06.00’da uyanmasını, babasının işinden kaynaklanan eski bir alışkanlık olarak açıklıyor. Fakir değillerdi ama evde gerilim yüksekti; sonunda anne babası ayrıldı.

    Gittiği Katolik okulunda, sınıf atlama kaygısıyla dilini yerel aksandan kurtarmaya gayret etti. Bunun dışında okulla arası iyi değildi. Eğitime soğuk bakan tipik bir çocuktu. Hatta okulun rekorunu kırarak bir yıl içinde 42 kez sınıftan kovuldu. Gelecek vaaddeden bir atletizm kariyerini, bir 100 metre yarışında ‘‘sadece’’ üçüncü oldu diye, elinin tersiyle itti. Anlaşılan daha o zamanlardan ‘‘1 Numara’’ olma hırsı vardı.

    Müziğin spordan çok daha önemli bir yeri vardı hayatında:

    ‘‘Çocukluğuma ilişkin hatırladığım en eski anı, aynı zamanda ilk müzik anım. Annem piyano çalarken dizinin dibinde oturmuştum. Bilmediğim bir nedenle hep tangolar çalıyordu. Belki de moda olduğu için. Tangolarından birini çaldığı zaman başka bir dünyaya girmiş gibi görünürdü. Ayakları pedallar üstünde uyumla gezinirken, elleri tangonun bilinen ritmlerini basar, gözleri önündeki nota kağıdına kilitlenirdi. Annemin piyano çaldığı zamanlar, onun hayatının merkezi olmadığım, beni ihmal ettiği zamanlardı. Böylece özel bir şeyin, önemli bir ritüelin başladığını anlardım. O piyano çalarken, mistik bir şeye, müziğin gizemine kabul edildiğimi hissederdim.’’

    İYİ KULAK, HIMBIL ELLER

    Vaziyet böyle olunca küçük Matthew bu gizemin içine daha fazla girebilmenin heyecanı ve çocuk merakıyla sık sık piyanonun başına geçer. Anlamlı sesler çıkartmaktan uzak, tuşlara rastgele basma yöntemiyle piyanoyu keşfetmeye çalışarak saatler geçirir. Annesi ‘‘Sende iyi bir müzisyenin kulağı ama bir hımbılın elleri var’’ diye azarlar. Sting hala bu azarlamaların ezikliğini duyduğunu söylüyor. Ama 1987'de dokuz ay arayla kaybettiği anne ve babasının ölümüne ‘‘Tam da birbirimizi anlamaya başlamıştık’’ diye yakınarak üzülüyor.

    Derken piyano aile bütçesindeki bir deliği kapatmak amacıyla satılır. Amcası arkasında beş teli kalmış kırık dökük bir İspanyol gitarı bırakarak Kanada'ya göçünceye kadar Sting'in elleri bir müzik aletinden uzak kalır. Sting sekiz ya da dokuz yaşında eline aldığı o gitarı, ‘‘Kocaman ve acemi parmaklarım bir müzik evi bulmuştu ve en iyi arkadaşım olacaktı’’ sözleriyle kutsuyor.

    Sting büyülenmiştir: ‘‘Melodiler, akorlar, şarkılar parmak uçlarıma düşmeye başlamıştı. Radyoda dinlediğim şarkıları bir süre çalıştıktan sonra çalabiliyordum. Bu bir mucizeydi. Bu arada anne ve babamın sabrı taşıyordu ama bu onların hatasıydı. Müzik bir bağımlılık, bir din ve hastalıktır. Tedavisi yoktur. Ben de ona yakalanmıştım.’’ Şimdi anladık neden bu kadar çok kovulduğunu sınıftan.

    Sting o günlerde İngiltere'nin yegane radyosu BBC'yi dinlemektedir. Bu Beatles ve Rolling Stones'u, Mozart, Beethoven ve Glenn Miller'ı, hatta biraz da blues müziğini birarada dinlemek anlamına geliyor. Sting o dönemin BBC yayını için ‘‘Benim müzik eğitimimdi’’ diyor.

    Sting bu garip eğitimi dünya çapında bir yıldız olduktan sonra 1994'te Berklee Müzik Akademisi'ni bitirerek tamamladı. Neden böyle bir işe kalkıştığını mezuniyet konuşmasında bulmak mümkün: ‘‘Sanırım, bolca şans, biraz kurnazlık, doğuştan gelen merak ve gözükaralığın bir karışımı sayesinde başarılı oldum. Hala aynı şekilde ilerliyorum. Benim müzik hakkında bilmediklerimle kütüphaneler doldurabilirsiniz. Her zaman öğrenecek daha fazla şey var.’’

    1966'da bir arkadaşı ona ilk bas gitarını (ev yapımı) verdi. 1969'da Midlands'te bir üniversiteyi kazandı. Tam bir hayal kırıklığı yaşayıp bir ay içinde Newcastle'a döndü. Birkaç yıl bir inşaatta hendek kazıcı olarak çalıştı. Bir ara otobüslerde bilet sattı. 1971'de öğretmenliğe başladı ve sınıfın sahneye benzeyen yapısını sevdi.

    Earthrise adındaki bir lise grubunda bas gitar çalmaya başladı. The Phoneix Jazzmen grubuna katıldığında Sting lakabına kavuştu. Bir gün sarı-siyah çizgili bir futbol süveteri giymişti. Grup elemanlarından Gordon Solomon ona bir arıya benzediğini söyledi. Bunun üzerine ona Stinger (arı iğnesi ve sokan hayvan anlamda bir kelime) demeye başladılar. Bu lakap, zamanla arı gibi sokan, iğneleyici söz anlamına gelen Sting'e dönüştü.

    1974'te arkadaşlarıyla Last Exit adlı grubu kurdu. 1975'de Newcastle tiyatrosunda bir müzikal için bas çalarken, hızla yükselen bir oyuncu olan Frances Tomelty ile tanıştı, 18 ay sonra evlendi. Yerleşik ve düzenli bir hayat kurmak yerine, Londra'ya taşındı. Çünkü Last Exit'le birlikte geleceğe dair büyük planları vardı.

    Orada davulcu Stewart Copeland'le tanıştı. Henri Padovani gitarla kadroya dahil olunca ortaya Police grubu çıktı. Bu üçlü 80'lerin başında çağdaş müziğin öncüleri oldular. 1984'te Police yollarını ayırdı ve ertesi yıl Sting ilk solo albümü The Dream of the Blue Turtles'ı çıkardı. Riskten kaçmayan kişiliği ile birbirinden değişik ve sarsıcı albümlere imza attı.

    1992'de Bob Geldof'un eski eşi ünlü televizyoncu Trudie Styler'la evlendi. Bob Geldof'a Live Aid konserlerini düzenleten Styler zaten uzunca bir süredir insan hakları meselesine kafa yoran Sting'e çevreci duyarlılık aşıladı. Birlikte Yağmur Ormanları Vakfı'nı kurdular. Eşiyle birlikte kankası Elton John'un kurduğu AIDS Charity'nin aktif bir üyesi oldu. Uluslararası Af Örgütü'nün en tanınmış üyeleri. Tibet Fonu'nun Londra'da kurduğu savaş müzesinin fikir ebeveynleri. Müze İngilizleri, kazandıkları zaferler kadar neler kaybettikleri konusunda da kafa yormaya zorluyor.

    Sting, kişilik ve siyasi kimliğin, sanat ve eylemin birbirinden ayrılmaz parçalar olduğunu söylüyor. Tüm bunlara ek olarak, müzik ona insanlarla iletişim kurmakta yetmiyor olacak ki, Quadrophenia, Stormy Monday dahil 15 filmde oynadı. Broadway'de Üç Kuruşluk Opera ile sahneye çıktı.

    Sting bu kadar ciddi ve geniş bir uğraş yelpazesi için, ‘‘Henüz kimse beni belli bir konuyla ya da alanla sınırlayamadı. Çok denediler, fakat her zaman onları savuşturmayı ve aralarından sıyrılmayı başardım’’ diyor.

    6 Çocuklu star

    Sting, her zaman gazete manşetlerine çıkmayı başardı. Hiçbir şey yapmazsa, örneğin karısının doğumunu filme çekerek yine gündemin üst sıralarına tırmanmayı başarıyordu. Altı çocuk babası bu dünya çapındaki manyak, on yıldır her sabah buhar banyosu yapıyor. Bunun pahalı kozmetiklerle yapılan bir duştan çok daha iyi olduğunu üşünüyor. Tenden yayılan kokunun çok özel olduğunu düşündüğü için sabun bile kullanmıyor.

    Buhar banyosundan sonra kendini yogaya veriyor. Ama ‘‘Şarkı yazmak bildiğim tek meditasyon yöntemi’’ diyor. ‘‘Peki milyonlarca insanı etkileyen bu şarkıları nasıl yazıyorsun usta?’’ sorusu karşısında afallıyor: ‘‘Gerçekten bilmiyorum. Bir melodi her zaman bir yerlerden gelen hediyedir. Şükretmeyi bileceksiniz. Aynı şey sözler içinde geçerli. Bir metafor olmadan şarkı yazamazsınız. Nakaratlar oluşturursunuz ama elinizde merkezi bir metafor yoksa hiçbir şeyiniz yok demektir.’’

    Yoga, meditasyon dedikse iç huzura kavuşmuş bir adamla karşı karşıya olduğunuzu sanmayın. Her gece bir öncekinden daha iyi bir gün için Tanrı'ya yakarıyor. Bazı geceler uyanıp kendisine ‘‘Bu cehenneme nasıl geldim?’’ gibi cevaplaması güç sorular soruyor. Ve 50 yaşında yetişkin bir erkek olmanın star olmaktan çok daha zor olduğunu söylüyor.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı