Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Suriye “yol haritası”: “Çıkmaz sokakta yürüyüş”

Suriye’nin “kuzeyindeki” gelişmeler karşısında önce “şoka” girdiler; sonra kendilerine gelip ne yapmak gerektiğini Ankara’da 2,5 saat süreyle tartıştılar.

Suriye’nin “kuzeyindeki” gelişmeler karşısında önce “şoka” girdiler; sonra kendilerine gelip ne yapmak gerektiğini Ankara’da 2,5 saat süreyle tartıştılar.

Ne sonuç çıktı?

Türkiye’nin “sürdürülemez” mevcut Kürt politikası çıktı. “Çıkmaz sokakta avazımız çıktığı kadar bağıra çağıra yürümeye devam” kararı çıktı.

“Güvenlik Zirvesi”nden çıkan sonucu Başbakan Tayyip Erdoğan açıkladı. “Kuzey’de” dedi –Kuzey’e alışacağız artık; Kuzey Suriye yani Türkiye’nin Suriye ile sınır boyları anlamına geliyor- “oluşacak bir yapılanma bizim için terör yapılanmasıdır. Oraya müdahale etmek en tabii hakkımızdır. Buradaki (yani oradaki) yapılanma oradaki Kürtlerin yapılanması olarak değerlendirilemez. O PKK ile PYD’nin yapılanmasıdır ki, bu da bizim hassas dengelerimiz arasında yer alacaktır. Burada bu oluşuma kalkıp da eyvallah edecek halimiz yok.”

Başbakan, “Burada yapıya baktığınızda ilginç bir durum söz konusu, Özellikle de Afrin’e kadar bölge Kamışlı’dan o bölgede… Kobani bölgesi falan, tabii buralar hassas…” sözcüklerini ardarda sıralıyor. Belli ki, herkes gibi onun da kafası karışık.

Kamışlı, Nusaybin’e bitişik. Afrin, ta Kırıkhan’ın yani Hatay ilinin hizasında. Kobani, Suruç’un karşısına düşüyor. 911 kilometre uzunluğundaki hiç değilse 800 kilometre uzunluğundan söz ediyoruz.

Orada bir “Kürt oluşumu”na bakıp da “eyvallah demiyeceğimiz” alan bu uzunlukta bir coğrafya. Peki niçin Türkiye için “hassas”?

Çünkü, oradaki Kürtler, Ankara’daki iktidarın tercih ettiği türden Kürtler gibi davranmayabiliyorlar.

Suriye Kürtlerinin bir “bağımsız devlet” peşinde koşmadığını provokatif manşetler atan Türk medyası dışında bilmeyen yok. Ankara’daki iktidar, “özerk” ya da “federal” bir Kürdistan’a karşı olsaydı, bugün Mesut Barzani ile savaş halinde olması, Türkiye’nin “Kuzey”e –bu “Kuzey”den kasıt, Kuzey Irak yani Türkiye’nin Irak ile sınır boyları- müdahale ediyor olması gerekirdi.

Demek ki, sorun Kürtlere dair “yönetim modeli”nde değil. Kimin yöneteceğinde.

Kestirmeden söyleyelim: Türkiye’nin, Mesut Barzani’nin etkisi altındaki bir Kuzey Suriye’ye (ya da Batı Kürdistan’a) itirazı yok. İtiraz, PYD’ye.

Zaten, Ankara toplantısından 1) Suriye’ye askeri müdahale tehdidi, 2) Ahmet Davutoğlu’nun Erbil’e gitmesi yani Mesut Barzani’ye –şayet “tehdit” olmayacaksa “siyasi uyarı” kararı çıktı.

Mesut Barzani’nin nüfuzu altındaki KUK (Suriye Kürt Ulusal Konseyi) ile PYD arasında Erbil’de imzalanmış olan12 Temmuz Anlaşması,  Suriye Kürtlerine ilişkin bir tür Barzani-PKK koalisyonu idi. Suriye’deki Kürt yerleşimlerinde 12 Temmuz Anlaşması’ndan öngörülmüş olan “Kürt Yüksek Heyeti” iktidarı devralıyor. “Kürt Yüksek Heyeti”nde iktidar taraflar arasında yüzde 50-50 paylaşılıyor.

Barzani’ye ne söyleyebilir Davutoğlu? 12 Temmuz Anlaşması’nı yırtıp atmasını mı?  Besbelli, Barzani, Suriye Kürtlerine dair “sahadaki somut gerçekler” ile Türkiye’nin baskısı altında sıkıştırılacak.

Bu politikadan, Başbakan’ın toplumumuzu ikna etmeye çalıştığı biçimde sonuç alınması mümkün mü?

Hayır. Zira, aynı dil, uzun yıllar Irak Kürdistanı (Kuzey Irak veya Irak’ın kuzeyi) için de kullanılıyordu. Mesut Barzani için neler dendiğini hatırlayalım. Türkiye’nin “kırmızı çizgileri”nden geçilmiyordu.

Bugün gelinen noktada, Türkiye, Bağdat’taki Nuri el-Maliki hükümetiyle ilişkilerinin seyri yüzünden, Kerkük’ün bile Kürdistan Bölge Yönetimi’ne katılmasını kabullenecek hale geldi. Hedef tahtasındaki Barzani, şimdi “böl-yönet” ve “Kürt’ü Kürt’e kırdırma” politikasını sürdürebilmek için Türk hükümetinin sarılmaya mecbur kaldığı “cankurtaran simidi” haline dönüştü.

Mesut Barzani, bunları görmüyor mu? Farkında değil mi?

Kaldı ki, Türkiye’nin PKK-PYD bahanesiyle Nusaybin’den yani Mardin ili sınırlarından Hatay ili sınırlarına uzanan bir hatta Suriye topraklarına girmesinin çeşitli anlamları vardır:

1. Bu, milyonlarca kendi Kürt’üyle sorununu halledememiş ve kendi ülkesinde yasal bir parti olan BDP’ye kan kusturan bir iktidarın, Suriye Kürtleri’ne karşı silahlı işgal hareketine girmesi gibi sunulur ve öyle algılanır ki, Irak Kürtleriyle tutturulmuş ilişkileri de korumak imkansızlaşır ve iş, Türkiye ile “tüm Kürtler” arasında bir düşmanlığa taşınır ve dönüşür.

2. Her ne gerekçe ile olursa olsun, Türkiye’nin Suriye topraklarına tek başına ve hiçbir uluslararası meşruiyet örtüsü altına girmeden asker sokması, Türkiye’nin tümünü Rusya-İran provokasyonuna açık hale getirir. Bölgesel denklem toptan ve adı konmadan, ilan edilmeden, kendiliğinden değişmiş olur.

Başbakan bir dönem “Kazan-Kazan” formülünden çok hoşlanırdı. Suriye’deki son gelişmeler karşısında benimsediği formül ise, tipik bir “Zero-Sum Game” yani “sıfır toplamlı oyun.” Bundan bir kazanç çıkmaz. Bu, mayınlarla dolu “çıkmaz yol”, ülkeyi gereksiz sıkıntılara sürükleyeceği gibi, kendi siyasi kariyeri açısından da çok sakıncalı gözüküyor.

Suriye konusunda başlangıçta doğru bir rota benimseyen iktidar, son dönemde akıl almaz hataları üst üste işliyor. Bu hatalara yol açan sebeplerin başında hatalı bakış açısı geliyor. İktidara çok yakın bir kalem, Abdülkadir Selvi, Yeni Şafak’ta Tayyip Erdoğan’ın Suriye’de Başşar sonrası geçiş dönemine bakış açısını şöyle anlatıyordu:

“1. Suriye’de devlet çökmesin, rejim çöksün tezini işliyor. Başbakan Erdoğan’ın Putin’le görüşmesinin temelini de bu tez oluşturmuş. Irak’ta çöken devletin ne olduğu görüldü. Pandora’nın kutusu açıldığında ne ile karşılaşılacağı meçhul.


2. Geçiş kontrollü olsun. Rusya ve İran’ın da menfaatlerinin de korunduğu Esad sonrası için bir geçiş yönetiminin uygulansın.”

Eğer, bunlar doğruysa; işimiz var. Çünkü, ne Irak ve ne Suriye’den bu iktidar hiçbir şey anlamamış demektir. Irak da, Suriye de, “devlet” dediğiniz birer “polis rejimi” idi. “Devlet çökmesin, rejim çöksün” oralarda geçerli olamaz. Irak’ta olamadı. Suriye’de de olamıyor.

Rejim çökerken, ister istemez, devlet çöker. Irak’ta da, Suriye’de “yeni devlet” kurulmak zorunda. Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de de Kürtler, “yeni devlet”te “yeni statü sahibi” olacaklar. Şimdiden başlayan süreç bu.

Bu kaçınılmaz süreci, Türkiye için avantaja çevirmek istiyorsan, kendi Kürt sorununa el atmak zorundasın.

Bunun için ise, bugüne kadar ne yaptıysan, yapmamak; şimdi yaptıklarının tam tersini yapmak zorundasın…

X