Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Suriye’ye girme olasılığı

BAŞBAKAN Erdoğan, PKK terörü söz konusu olması halinde Türkiye’nin gerektiğinde, Irak’ta yaptığı gibi Suriye’ye de müdahale edebileceğini söyledi.

Kuzey Irak’a müdahalelerin Saddam’la yapılan “sıcak takip” anlaşmasından kaynaklandığı, sonraki dönemde ise BM Güvenlik Konseyi kararlarının (başta 688) ve üçüncü ülkelerin sessizliğinin avantajlarının kullanıldığı anımsanınca, Suriye’de benzer bir durumun zorlukları görülecektir. Kuzey Irak’ta dahi yapılan birçok sıcak takibin ABD veya Avrupa baskısı ile hedefine ulaşmadan sonlandığı da bilinince geriye, “Ne Rusya, ne İran, ne BM dinlerim, gider vurur dönerim, olur biter” seçeneği kalır. Hükümet bunu ne kadar göze alır bilinmez, ancak uzmanından vatandaşına herkes görüyor ki Türkiye, Suriye’de yaşananları şaşkınlıkla izleme modunda. 

ALINMAYAN MESAJLAR

Başbakan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu farklı görüşler dillendirse de Suriye’deki gelişmeler kafalarda oluşan yargıları tersine çevirmeye yetmiyor.

Bir çırpıda yöneltilen onlarca soru, şüpheleri derinleştirip duruyor.

Silahlı gücü Hatay’da bulunan bir Suriye muhalefetini İstanbul’da toplamış, 62 kez Suriye’ye gitmiş olmakla övünen bir bakana sahip Türkiye, Esad zayıfladığında Kürt bölgesinde oluşacak yapı konusunda muhaliflerle hiçbir değerlendirme yapmadı, strateji geliştirmedi mi? Muhalefetin başına Kürt kökenli bir Suriyelinin gelişinin sembolik değeri düşünülmedi mi?

Suriye’de 1 yıldır hızlı gelişmeler yaşanırken, Barzani ile stratejik konuşmalar yapılmadı mı ki şu saatte gidildi? Dönüşte, “Mesaj alındı” dendi. Bu diplomatik ifadenin gerçek anlamı, ‘gözdağı verildiği’dir. Çünkü, dostlar görüşürse, mesaj alıp vermekten değil, mutabakattan söz eder. Bu nasıl bir dostlar görüşmesi?

Çünkü, ‘seni tanıyorum’ anlamına gelebilecek tankerle petrol alımı başlatıldıktan 15 gün sonra, hem Irak Merkezi Hükümeti’nden ayrı bir alım yapılıyor, hem de gözdağı verilme gereği duyuluyor?

Kerkük’e gidilerek Barzani’ye mi, Irak’a mı, ABD’ye mi mesaj verildi? Yoksa hepsine, “Bu coğrafyada Türkmen kartı da bizim elimizde mi?” denildi. Bunlar bilinmese de ziyaret doğru ama Kuzey Suriye’deki gelişmeye kadar beklendiği için en az 3 yıl gecikti. O nedenle Kerkük’ün statüsü konusunda hemfikir olunan Bağdat dahi ateş püskürdü. Yetmedi, “Barzani’ye karşı da seni gözetiyoruz” mesajına da, “Beni yok saydığın için almadım” dedi.

DİPLOMATLAR GÖRÜŞ ISRARI YAPTI MI?

Daha çok soru var, ama ondan önemlisi, Ortadoğu denince en geniş hafıza ve envantere sahip Türk Dışişleri’nin Suriye’deki gelişmelerle ilgili tavrı. Dışişleri’nin Suriye’deki gelişmeleri görmemesine zerre olasılık vermeyenler, “Ya Bakan’la diplomatlar arasında anlaşmazlık oluştu ya da Bakan, ‘Suriye’yi sizden iyi biliyorum’ deyince susuldu” tezini dillendiriyor.

Doğrusu, Uğur Ziyal sonrası bakanlıkta, “görüş ısrarı” konusunda ciddi bir gerileme yaşandığı Ankara kulislerinde sık sık yapılan bir tespit.
Benim anladığım, Suriye’de bağıra bağıra gelen gelişmeler, Dışişleri’nde nihayet bazı seslerin çıkmasını sağlamış, “Suriye denince, neden sadece Esad konuşuluyor, Kürt kartı neden görülmüyor?” diye sorulmaya başlanmış.

Bunu soranlar, “Bugün yanımızda yer alan ABD, Suudi Arabistan ve Katar, yarın Kürt unsurlara karşı yanımızda yer almayabilir. Bu da çok ciddi sorun yaratır. Önlemleri hızla almak durumundayız” değerlendirmesi yapıyor. Son bir nokta İran’la ilgili ve şöyle bir yanlış okuma yapıldığı konuşuluyor: “Kürecik’ten beri yine Bakan kaynaklı, ‘Artık İran’ın yapabileceği bir şey kalmadı’ görüşü ön aldı. Böyle olsa dahi duvara sıkışan bir İran’ın, mutlaka yüz tırmalamak isteyeceğini en iyi Dışişleri bilir. İlk şüphesi de Şemdinli.”

 


 

X