Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Suriye’nin gücü Hakkari’ye uzanır mı?

Önce Başbakan Riyad Hicab’ın azledildiği haberi geldi. Çok geçmeden, Suriye Başbakanı’nın üç bakanla birlikte Ürdün’e kaçtığı haberi. Kaçmak isteyen bakanlardan Maliye Bakanı enselenmiş ve tutuklanmış.

Suriye resmi medyası birkaç saat boyunca “Başbakan Hicab’ın azledildiği”ni duyurmaya devam etti. Sonra kesti. Suriye’deki gibi bir “polis rejimi”nde Başbakan çok önemli değildir. İstihbarat şefleri ve özel kuvvetler komutanları çok daha önemlidir. Yine de Başbakan sıfatı taşıyan birisinin kaçması, polis yetkililerinin öldürülmesi kadar şiddetli bir “psikolojik darbe”dir rejim için.

Riad Hicab’ın, Hür Suriye Ordusu tarafından Ürdün’e kaçırılışı, Tayyip Erdoğan’ın “Hakkari üçgeni”nindeki PKK silahlı tırmanışının arkasında olduğunu işaret ettiği Suriye rejiminin çöküşüne delalet ediyor mu?

Bir ölçüde evet. En azından, rejimin merkezindeki Esad hanedanının dayandığı Alevi-Nusayri çekirdeğin bunca yıldır iktidarını sürdürmesinde önemli pay sahibi olan, onunla koalisyon halindeki “Sünni dekor”un sahneden çekilmesine işaret ediyor.

Rejimin sonunu ilan edecek bu gelişme, bundan bir ay kadar önce General Manaf Tlas’ın ayrılmasıyla özel anlam kazanmıştı. Manaf’ın babası Mustafa Tlas, Başşar’ın babası Hafız Esad’ın 30 yıl boyunca Savunma Bakanı  olarak, Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam ve Genelkurmay Başkanı Hikmet Şehabi ile birlikte en yakınındaki “Sünni”lerden biriydi. Homs’un ilçesi, hemen kuzeyindeki Rastan’dan geliyordu.

Rastan, Başşar diktatörlüğüne karşı “Sünni direniş”in merkezlerinden biri oldu.  Bu bakımdan, Manaf’ın Başşar’ı terketmesi, rejimin Alevi-Nusayri çekirdeğinin çevresindeki Sünni halkanın çözülüşü olarak değerlendirildi. Nitekim, Manaf’ın kaçışından hemen sonra, Şam’da rejimin dört çok üst düzey yetkilisini hedef alan suikast, Şam’ın içine kadar taşan çarpışmalar ve nihayet ülkenin en büyük ve Sünni çoğunluklu şehri Halep’in ayağa kalkması aşamalarına gelindi.

Birkaç bakanını yanına alarak kaçan Başbakan Riyad Hicab’ın başbakanlığı şunun şurasında ancak bir buçuk aylık. Ondan önce Tarım Bakanı idi. Tarım Bakanı olarak atanmadan önce ise Suriye’de olayların patlamasından hemen sonra Lazkiye Valiliği’ne atanmıştı

Lazkiye Valisi olmadan önce ise büyük bölümü İsrail işgalinde bulunan Golan tepelerinin merkezi Kuneitra’nın valisi idi. Lazkiye, bir Alevi-Nusayri mini-devleti kurulacak olsa, onun başkenti olacak yer. Mart 2011’de Deraa’da başlayan olaylar kısa sürede Lazkiye’ye sıçramış ve Riyad Hicab, Kuneitra Valiliği’nden Lazkiye Valiliği’ne getirilmişti.

Yani, Baas rejiminin güvenilir adamıydı. Zaten, Deir ez-Zor’ludur ve orada burada valilik görevlerine gelmeden önce, Deir ez-Zor Baas örgütünün başıydı. Şimdi, Hür Suriye Ordusu marifetiyle kapağı Ürdün’e atarak kaçması ve rejim karşıtı olduğunu ilan etmesi, Riyad Hicab’ın birdenbire tüm Baasçı günahlarından arınmasına anlamına gelecek mi?

Başkaldırı başladığı vakit, Lazkiye Valiliği’ne getirilecek kadar güvenilen, daha sonra hükümete alınan ve son bir buçuk ay Başbakanlık makamı kendisine verilecek kadar rejimin “sağlam adamı” sayılan birisi Riyad Hicab ve bu zaman zarfında onun hizmet ettiği rejim 20 bin kişinin canını aldı.

Onun şimdi önemli sorumluluklar yüklendiği bir rejimi terketmesi, tıpkı Rastan’dan dolayı General Manaf Tlas’ın Alevi-Nusayri çocukluk arkadaşı Başkan Başşar Esad’la birlikte bulunmayı kaldıramayacak hale gelmiş olması gibi, Deir ez-Zor’dan ötürü Başbakan Riyad Hicab’ın Başkan Başşar Esad’la birlikteliğe tahammül edemeyecek noktaya varmış olduğunu ifade ediyor.

Rejimi çevreleyen ve hem devamını sağlayan ve hem de ona “sosyolojik meşruiyet” üreten “Sünni tespih taneleri”nin kopuşunu gösteriyor. Halep’teki çarpışmaların gösterdiği gibi.

Yarın-öbürgün Deraa’lı Başkan Yardımcısı Faruk Şara da kaçarsa, kimse şaşırmamalı.

Bütün bu gelişmeler, rejimin ayakta kalma süresinin giderek kısaldığını gösterdiği gibi, bir “mezheplerarası iç savaş”a yönelme hızının arttığının da göstergesi.

Bugüne kadar olan neydi peki?

Bugüne kadar görüntü daha ziyade Suriye Ordusu  (Rejim diye okuyabilirsiniz) ile Hür Suriye Ordusu’nun (ordudan kopan Sünniler ile bir kısım Sünni isyancılar) arasında bir çatışma idi. Sünni-Alevi-Nusayri çatışması, o çatışmanın bir “alt-metni” gibiydi.

Mezheplerarası iç savaş, “alt-metin”den ana metin olmaya tırmanırsa, ülkenin uzunca bir süre merkezi kontrolden çıkmış parçalarına dağılması muhtemeldir. Bu çerçevede, Suriye Kürtlerinin eli de rahatlayacaktır.

Bu tür bir iç savaş Suriye’yi nereye götürecek?

“Klasik senaryo” malum; Başşar’ın rejimi Suriye’nin kuzeybatısındaki kıyı şeridine çekilecek ve orada bir Alevi-Nusayri mini-devleti kurmaya ve iktidarını daha kısıtlı bir coğrafi alanda sürdürmeye kalkışacak. Bu da Suriye’nin etnik ve mezhebi temelde daha küçük antitelere –Kürt, Dürzi, Alevi, Sünni, Hristiyan şeklinde bölünmesine yol açacak.

Bir başka senaryo, Sünni-Alevi-Nusayri ve Kürt devletçiklerine bölünmesi.

Benim kanaatim bu senaryolara uymuyor. Filistin kökenli düşünce adamı ve yazar Rami Khoury, benim kanaatimi önceki gün en özlü haliyle dile getirdi. Şöyle yazdı:

 “Bunlar, sadece Suriye için değil, Arap dünyasının büyük bölümü açısından belirli bir ihtimal payı içermekle birlikte, böylesine beklentilerin yanlış olduklarını düşünüyorum.  Merkezi polis ve refah devleti ile öyle bir devletin çökmesi ve etnik devletçiklere parçalanması arasında pekala mümkün olabilecek ve uygulanabilecek bir üçüncü yol olabilir: Bölgesel gücün esaslı biçimde ademi merkeziyetçi bir şekil alması ve kimliklerin daha gevşek bir ulusal üst yapı içinde ifadesini bulması.”

Türkiye’de iktidar odakları, çoktandır Suriye’deki durumu doğru okuyamadıkları ve “mezhep gözlükleri”yle bakmaya başladıkları için, Türkiye’de olan-bitene de doğru teşhis koyamıyorlar.  Tersi de geçerli: Türkiye’de Kürt sorunundaki yanlış rota, Suriye’de olan-biteni doğru okumayı engelliyor.

İktidar, Hakkari’de son iki haftadır söz konusu olan “askeri tırmanış”ın ardında Suriye’yi görmek istiyor. PKK’yı Baas’ın Türkiye’ye yönlendirdiği gibi hiç inandırıcı olmayan boş propaganda söylemlerine başvuruyor. Sanki, Türk ordusu, Halep üzerine yürümek üzere de, Suriye Baas’ı, TSK’nın gücünü Suriye sınırından (Hatay civarından) ta Irak sınırına (Hakkari civarına) dağıtmak için PKK üzerinden operasyon başlatıyor!

Başbakanı ve bakanlarına sahip olamayan, kendi sınırlarını boşaltmış olan Baas rejiminin, PKK’yı Türkiye’nin üzerinde saldırıya geçirtecek kadar gücü ve becerisi olduğuna, PKK’nın çökmekte olan Suriye rejimine bu kadar bel bağlayacak kadar aptal olduğuna inanabiliyor musunuz?

Peki, Türkiye kamuoyunun ve bizlerin zekasından niçin bu kadar kuşkulusunuz?

X