"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Suriye konusundaki büyük yalnızlığımız

‘Öyle gözüküyor ki, beklentilerim konusunda hatalıymışım...’

Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, geçen perşembe günü Suriye’deki mültecilerin durumunu görüşmek üzere toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne hitabının girişinde, yaşamakta olduğu büyük hayal kırıklığını bu sözlerle ifade ediyor ve devam ediyor:

“Konsey’in bu insanlık trajedisini durdurmak için ortak bir tutum ortaya koyamayacağını anlıyorum. Bu toplantı, kuvvetli bir karar alınması bir tarafa, Başkanlık açıklaması ya da bir basın açıklamasıyla da sonuçlanmayacaktır.”

Bununla bitmiyor. Davutoğlu, toplantıda Güvenlik Konseyi üyelerinin tümünün Dışişleri Bakanları düzeyinde temsil edilmemesine de sitem ediyor:

Katılmamış olmalarını üzüntüyle karşılarken, bu durumun Suriye’deki gelişmeler karşısındaki ilgi ve kaygılarının düzeyinin bir ifadesi olmadığına inanmak isterim...”

BM sistemi harekete geçemiyor

Davutoğlu’nun Güvenlik Konseyi’ndeki konuşması birçok açıdan önem taşıyor. Konuşma, BM sisteminin Suriye’de olan bitenler karşısındaki çaresizliğini gerçekten de çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Şöyle soruyor Dışişleri Bakanı:

“1990’ların hatalarını tekrarlayacak mıyız? Ertelemenin, sürüncemede bırakmanın bedelini çok iyi biliyoruz. Srebrenica, Halepçe ve Gazze...”    
Davutuoğlu
’nun konuşmasına hâkim olan dramatik ton, uluslararası camianın hareketsiz kaldığı, Türkiye’nin beklentilerinin, taleplerinin karşılıksız bırakıldığı gibi gerçekleri değiştirmiyor.

Türkiye’nin Güvenlik Konseyi’nden en önemli talebi, mültecilerin sayısındaki artışla birlikte göçün Suriye sınırları içinde tampon bölgeler kurulması suretiyle kesilmesiydi.    

Soruna çözüm bulmak amacıyla getirilen her plan BM sistemine takıldığı gibi, bu öneri de sonuçsuz kaldı. Bunun en önemli nedeni, Konsey’in iki daimi üyesi Çin ve Rusya’nın açık bir şekilde Beşar Esad’a destek veriyor olmasıdır. ABD ise özellikle yaklaşan kasım ayındaki başkanlık seçimi nedeniyle tam bir hareketsizlik içindedir.

Mali destek de gelmiyor

Davutoğlu’nun konuşmasının düşündürücü bir başka yönü, tampon bölgeler bir tarafa, Türkiye’nin mülteci kamplarını kurarak üstlendiği mali külfetin paylaşılması konusunda da uluslararası alanda genel bir kayıtsızlığın olmasıdır.

Dışişleri Bakanı, Türk hükümetinin bugüne dek Suriyeli mülteciler için 300 milyon dolar harcadığını ve bu bedelin her gün artmakta olduğunu belirtiyor Güvenlik Konseyi’nde. Ancak kendisinin ifadesine göre, bu yükün hafifletilmesi için uluslararası camiadan yapılan katkılar Türkiye’nin beklentisinin “çok altında kalmıştır.”    

BM Mülteciler Komiserliği’nin Suriyeli mülteciler için açıkladığı “Bölgesel Plan” için talep ettiği 193 milyon dolarlık fona uluslararası camiadan yalnızca 65 milyon dolar katkı gelmiştir. Bu miktar, BM’nin talebinin ancak yüzde 34’ünü karşılıyor. Bu durumda halen 80 bin mülteci ağırlamakta olan Türkiye’nin üstlendiği yükün BM üzerinden hafifletilmesini beklemek gerçekçi değildir. Bu noktada, Irak, Lübnan ve Ürdün’ün de mülteci kabul ettiği dikkate alınmalıdır.    

Bu bağlamda konuşmasının belki de en çarpıcı ifadelerinden biri Davutoğlu’nun şu sözlerinde karşımıza çıkıyor:

“Suriye’deki trajedi o kadar büyük boyutlar kazanmaktadır ki, Türkiye bunun beraberinde getirdiği sorunlarla tek başına baş edebilmekte artan ölçüde zorlanmaktadır
.”

Felaket senaryolarına hazır olalım

Bakan, ayrıca BM’nin Suriye sınavında başarısız kalması ihtimali konusunda “Bölgesel sonuçları felaket olur” diye konuşuyor.

Davutoğlu’nun bu sözleri, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde özellikle kışın da gelmesiyle birlikte mülteciler de dahil olmak üzere her anlamda daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağına işaret ediyor. O zaman Türkiye’nin bugünkünden çok daha ağır felaket senaryolarına şimdiden hazırlanması gerekiyor.

BM’de yaşanan yalnızlık ve artık Davutoğlu’nun söyleminde de belirmeye başlayan hayal kırıklığı ve kötümser ton başlı başına anlamlıdır ve Türkiye’nin
Suriye konusunda yeni bir muhasebe yapmasını gerekli kılmaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki, -Suriye’deki trajedi ve mülteciler konusunda insani mülahazalardan hiçbir ödün vermemek koşuluyla- hamaseti, heyecanlı nutukları, büyük iddiaları bir tarafa bırakıp ayakları yere basan, daha gerçekçi, daha kontrollü bir politikaya yönelmenin zamanı gelmiştir. Geçen haftaki BM Güvenlik Konseyi oturumundan çıkartılması gereken sonuç ortada.

 

X