Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Suriye açmazları, Suriye tuzakları…

Suriye’nin Türk jetini nasıl düşürdüğü tartışması, yeni bir iç politika gerginliğine vesile oluyor.

Eğer, daha ilk gün ortaya çıkıp, “uçağımız füzeyle ve uluslararası hava sahasında vuruldu” demeseydiniz, sorun yoktu. Genelkurmay, uçağın üzerinde füzeyle vurulduğuna dair bir iz olmadığını açıkladı.

Eğer füzeyle vurulmamışsa –bizim Genelkurmay’ın açıklamasından o sonuç çıkıyor- ve uçaksavar ateşinden isabet almışsa, Suriye sınırından 13 mil ötede düşmesi neredeyse imkansız, O mesafede hedefi vuran bir uçaksavar mermisi icat edilmedi çünkü.

Başbakan, dün, uçağın 13 mil ötede vurulduğunu ama 8,5 mil öteye (yani Suriye karasuları içine) sürüklendiğini açıkladı. İmkansız da değil ama mantıklı da gelmiyor.

Kim yaptırdı hükümete olayın hemen ardından o açıklamaları? Uludere sonrasında kim yaptırdıysa, aynı odaklar mı?

En can alıcı konularda  “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik”ten uzaklaşırsanız, ister istemez, inandırıcılığınız da zaafa uğramaya başlar. Haklı olduğunuz konularda bile.

Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu. Daha geçen hafta, “liberal, İslamcı, ulusalcı” çevrelerin Suriye yanlısı görünen ve hükümeti eleştiren tutumlarına değinirken, “İslamcılar”a dönmüş ve “Burada temel kavram adalettir” demiş ve şu soruları yöneltmişti: “Suriye yönetiminin yaptıklarını adalet adına hoş görebilir miyiz? Zalim Müslüman ise masum mu göreceğiz? Miloşeviç’in yaptıklarını Esad yapınca sessiz mi kalacağız?” demişti.

Bu doğru ve haklı vurguyu yaptıktan sonra, Sudan’ı size hatırlattıklarında söylediklerinizle kimseyi ikna edemezsiniz. Sudan yönetiminin yaptıklarını adalet adına hoş görebilir misiniz? Zalim Müslüman ise masum mu göreceksiniz?

Sudan’lı Beşir’in, Suriye’li Başşar’dan birinin Sünni, diğerinin Nusayri-Alevi olmaktan gayrı, zalim olmakta temel bir farkı var mıdır?

Sudan’lı Beşir’in Darfur’da onbinlerce kişinin maruz kaldığı katliamlardan ötürü “Uluslararası Ceza Mahkemesi” tarafından aranmıyor mu?

Miloşeviç’in ve onun yanısıra Mladiç ve Karaciç gibi “Bosna kasapları”nın yargılandığı yer değil mi, Uluslararası Ceza Mahkemesi? Bir soru: Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kabul ediyor mu? Etmiyorsa, niçin etmiyor?

Başbakan Tayyip Erdoğan, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki sanık Ömer el-Beşir için “Müslüman katliam yapmaz” diyerek ona koltuk çıkmadı mı?

Tayyip Erdoğan’ın, Beşir değilse de Başşar’ın Suriye’de katliam yaptığı konusunda bir tereddüdü var mı? Herhalde yok. Başşar, Müslüman sayılmaz, Beşir sayılırsa, Türkiye’nin Arap dünyası ve Orta Doğu’daki profilinin “mezhep tercihi”ne göre belirlendiği sonucu çıkmaz mı?

Türkiye, Suriye politikasında tutarlı olmak ve “kamu diplomasisi”ni başarılı biçimde kullanmak zorunda. Bunun temel şartlarından biri, Suriye politikasında ilkeye dayanıyorsa, o ilkeyi Sudan konusunda ihlal etmemek zorunda.

Suriye kıyısının dibinde istihbarat amaçlı uçurduğu uçağı, silahsız ya da refakatsiz göndermemek zorunda. Uçağı düşürüldüğü vakit, olayın nasıl olduğuna dair inandırıcı açıklamalar yapmak zorunda.

Aksi halde, dün Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi ana muhalefet partisini “Baas yardakçılığı”yla, Suriye yanlısı diye nitelediği basın çevrelerini “vatan hainliği” çağrışımı yapan sözcüklerle nitelediğiniz takdirde, Suriye rejimine karşı yürüttüğünüz doğru ve meşru politika için zorunlu olan “en yaygın iç dayanışma”yı da feda etmiş olursunuz.

Bu da, Suriye konusunda en başta Türkiye’yi zaafa uğratacağı için, Başşar’ın işine yarar. Başşar, sadece Türkiye’de Ak Parti düşmanlığından yola çıkan gizli-açık destekçilerden medet ummuyor; hükümetin yapacağı hatalara da güveniyor.

Bu arada, Suriye’nin Türk jetini hiçbir uyarı gereği duymadan düşürmesinin ardında, Başşar’ın Türkiye’yle askeri bir tırmanış hesabı yapmış olmasını da düşünmekte yarar var. Başşar çıta yükselterek, iktidarının devamını tasarlıyor.

Yani, olayın bir “Başşar provokasyonu” ihtimali olması, kimi Arap çevrelerinde yabana atılmıyor. Birkaç gün önce, Arap dünyasının önemli bilgi kaynaklarından biri bana, Başşar ve “Şam’daki yönetici çekirdek”in, Rusya’yı da dinlemediklerini, Rusya’nın Başşar üzerindeki nüfuzunun sanıldığı kadar olmadığını aktardı. Aynı kaynak, şu sırada, Başşar’ın Suriye topraklarının tümünün yüzde 70’ine hakim olmadığını da bildirdi.

Çatışmalar, ülkenin en önemli ve büyük iki merkezinin, Şam ve Halep’in içine girmiş vaziyette. Şam’da güvenlik güçleri şehrin önemli bölümünde gece sokağa çıkmıyor.

Rejimin ömrünün sınırlı olduğu kolaylıkla söyleniyor. Ama, bu, başka bir hesaba işaret ediyor. Başşar Esad rejimi, artık, kendi yönetiminde, mevcut sınırları içinde bir Suriye için değil,  iktidarını devam ettireceği Alevi bölgesini sağlama almak için mücadele ediyor.

Amerikan National Interest dergisinin son sayısında “Suriye’de bir Alevi Devleti mi?” başlıklı yazı Başşar’ın Türk jetinin düşürülmesi dahil, bu “proje”ye uygun taktiklerini uzun uzun tahlil ediyor. “Suriye asla üniter bir birim olmayacak. Aleviler ülkedeki iktidarlarını terketmeyi kabullenmek yerine, yakında dağlarının yolunu tutacaklar” hükmüne varıyor. “Cebel Aleviyyin” adını taşıyan ve bizim Hatay sınırlarından Homs yakınları uzanan dağlık bölgenin sahil şeridinde Lazkiye, Banyas ve Rus deniz üssünün bulunduğu Tartus şehirleri var. Yani, denize çıkabilen bir Alevi devletin oluşabileceği bir bölgeden söz ediliyor.

Fransızlar, Birinci Dünya Savaşı’dan sonra bugünkü Suriye topraklarında Alevi devleti de dahil, mezhebi temele dayalı bir dizi devletçik kurmuşlardı. Yani, Başşar’ın hesabının tarihi temeli ve arka planı var.

Yazıda, “Tarihi açıdan konuşmak gerekirse, homojen bir Suriye vizyonuna benzer bir şey hiçbir zaman olmadı ve bugün bu yapay inşaatı (yani bugünkü Suriye’yi) hiç bozulmadan birarada tutmaya değer bir şey yok” denilerek, Başşar’ın izlemesi muhtemel “rota” anlatılıyor.

Yani, 1) Suriye’de olan-bitene doğru teşhis koymak gerekiyor; 2) Başşar sonrası nasıl bir Suriye istediğinizi iyi bilmeniz gerekiyor; 3) Bunu yerine getirecek araçlara sahip misiniz, bakmanız gerekiyor. 4) Şayet yoksa, B ve C planlarınızın bulunması gerekiyor.

Bu hükümet bu haliyle bütün bunların altından kalkabilir mi?

Dördüncü ve en zor soru bu.

X