GeriSeyahat Sürgün değil ömürlük macera
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Sürgün değil ömürlük macera

Sürgün değil ömürlük macera

Sibirya Ekspresi’ne binmek, ‘hayal yolculuklar’ listesinde bir klasik, asla eskimiyor, tahtından inmiyor. ‘Çar’ın Altını’ olarak anılan özel trenle Sibirya turuna çıktığınızda, bavulunuzu toplamadan 8 bin kilometre yol yapıyor, iki kıta, üç ülke, farklı iklimler ve coğrafyalar görüyorsunuz. Duraklarımız Moskova, Kazan, Yekaterinburg, Novosibirsk, İrkutsk üzerinden Baykal Gölü, Ulan Ude, Ulan Batur, Gobi Çölü, Erlian ve Pekin.

Dünyanın bu en uzun tren rotasında seyahat iki türlü yapılabilir. Ya tüm Ruslar gibi Rusya tarafından işletilen trene bineceksiniz ya da seyahat şirketlerinin işlettiği özel trenlere. İlkinin avantajı otantikliği ve halkla temas fırsatı tanıması. Ancak Rusya’da İngilizce dışında küresel dil konuşana pek rastlanmıyor, bu da bilet almak dahil iletişimi sıkıntıya sokuyor.

İkinci dezavantaj, indiğiniz duraklarda trenin sizi beklememesi. Sırt çantanız hep toplu olmalı. Ben, az zamanda çok iş yapacağımdan özel trenle seyahati seçtim. ‘Çarın Altını’ denilen tren, Moskova’dan bando eşliğinde yola çıkıp, iki haftada Pekin’e varıyor. Mayıs-ekim arasında altı sefer var. Moskova’ya, hareketten birkaç gün önce gidip muhteşem şehri gezebilirsiniz. Ama bu ayrı bir yazı konusu. Direkt gara geçiyorum.

GENÇ LENIN HEYKELİ

Sürgün değil ömürlük macera

Her şehirde bir Lenin meydanı ya da caddesi var. Bu Lenin Heykeli, doğru bildiniz Novosibirsk Lenin Meydanı’nda.

İlk sabah, gözümü açtığımda Kazan’a girmek üzereyiz. Hava sonbahara rağmen 28 derece. Hay bin iklim değişikliği! Tataristan’ın başkenti Kazan, geniş caddeler, heybetli yapıları, temiz sokaklarıyla diğer Rus şehirlerine benziyor. Yeraltı kaynakları sayesinde Rusya Federasyonu’nun en zengin cumhuriyeti. 1.5 milyonluk şehrin yarıya yakını Müslüman.

Şehrin kremlini, yani kalesi ve Kul Şerif Camii görülmesi gerekenlerden. Her köşe başında Kazan Üniversitesi’nin bir fakültesi var. Lenin ve Tolstoy, buradan mezun. Hatta Lenin’i genç haliyle yansıtan tek heykeli, üniversite karşısındaki parkta. Top sakalı olmayan, geleceğe bakan genç bir adamın heykeli bu.

Yekateringburg’a gelince Sibirya’ya vardığınızı anlıyorsunuz: Sokaklar bakımsız, binalar köhne, otobüsler daha eski ve kirli.

Bu şehir resmen ölüleriyle ünlü. En önemli yapı, merkezdeki Kanlı Kilise, Çar II. Nikolai Romanof ile ailesinin ve çalışanlarının katledildiği evin yerinde yükseliyor. Katliamdan sonra, Çar ve ailesi kahramanlaştırılmasın diye ev yıkılmış, cesetler ormanda mağaraya götürülüp yakılmış, gömülmüş. Ancak bugün son Romanoflar, kilisede azizlerle bir tutuluyor. Mezarları ise St. Petersburg’da.
İstanbul gibi Yekaterinburg da Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlıyor. Balalayka duyup, olduğumuz yeri hatırlıyoruz. Sınır anıtına doğru, 4 bin kişilik anıt mezardan geçiyorsunuz. Stalin döneminde ‘ortadan kaldırılan’ 4 bin kişi, onun 1953’te ölmesinden sonra toplu mezarda bulununca, 1993’te Boris Yeltsin döneminde anıt yaptırılmış. Birçok yazar, şair, düşünür, bilim insanı politik düşünceleri nedeniyle burada yatıyor.

Sürgün değil ömürlük macera

Yekaterinburg’daki yerel müzisyenler kulaklarımızı şenlendiriyor.

Novosibirsk, Sibirya’nın başkenti. Nüfusu 1.5 milyon civarı. Sovyetler Birliği zamanı, 1 milyonu aşan her şehre metro yapıldığından, buranın da metrosu var. Sibirya’da tek... Trans Sibirya hattının inşası buranın da kaderini değiştirmiş. Garda, yerel kıyafetleriyle dans ve müzik topluluğu karşılıyor bizi. Gelenek gereği ekmek ikram ediliyor. Somun geliyor, parça koparıp alıyorsunuz, bu dostluğun ve paylaşmanın sembolü... Rusya’nın her şehrinde Lenin Bulvarı, caddesi veya meydanı var. Novosibirsk’in gururu Devlet Opera ve Balesi’nin binası da Lenin Meydanı’nda. Tüm Rusya’nın en büyük tiyatro binası. Meydana adını veren heybetli Lenin heykeli, 1970 tarihli.

Akşam Krasnoyarsk’a yollanırken, votka tadımı için yemekli vagonda buluşuyoruz. İlk Rusça dersi başlıyor. Rusya’da Latin harfleriyle yazılmış tabelaya rastlamak çok zor, Kiril alfabesini öğrenmek önemli. Antonina Tur’un yöneticisi, sanat tarihçisi Atilla Tuna, Rus tarihi ve Rusça dersi veriyor yemekli vagonda. Bu esnada mönümüz: Votka, tütsülenmiş balık, yanında patates, turşu, soğan ve havyar ile servis ediliyor.

SOĞUK SU YOKTUR, AZ VOTKA VARDIR!..

Sürgün değil ömürlük macera

İrkutsk’taki Lenin Caddesi’nde bir sürpriz var: Lenin Kahvecisi!

Yenisey Nehri kıyısındaki Krasnoyarsk, Rusya’nın merkezinde. Diğer özelliği: Lenin’in, ‘Ekim Devrimi’nden önce Çar tarafından sürüldüğü yer... Seyahat süresince bir iki gece trende değil otelde konaklanıyor. İyi de oluyor, çünkü bir süre sonra ayağınız karada olsa bile sallanmaya devam ediyorsunuz. Irkutsk, konaklama şehirlerinden. Rusya’da her dönemin sürgün adresi olabilir ama bir durak sonrası Baykal Gölü. Ne kadar soğuk olursa olsun göle girmeyi planlıyoruz. Sloganım hazır: “Soğuk su yoktur, az votka vardır!”

İrkutsk, 1652’de Güney Sibirya ana yolunu denetlemek için inşa edilen kışlık karargâhtan ibaretmiş eskiden. 1898’de Trans Sibirya Demiryolu’nun geçmesiyle nüfusu ve önemi artmış. Bugün, Sibirya’nın Paris’i olarak tanımlayanlar var. Geleneksel Sibirya evleri ve şehrin biraz dışındaki daçalar (yazlık kır evleri) ile dokusu kendine has. Kıyısında kurulduğu Angara Nehri, ayrı bir hava veriyor.

Sürgün değil ömürlük macera

Irkutsk pazar yeri

Öğle yemeğini, merkezden yarım saat uzakta bir ‘daça’ya konuk olarak yiyoruz. Geleneksel Rus evinin içini görüp yemeğini yiyoruz. Yemekleri anne yapıyor, sofrayı kızları kuruyor. Tatlı olarak profiterol var ama biraz farklı: Hamur sade geliyor. Siz içini açıp reçel veya bal sürüp yiyorsunuz.

Sürgün değil ömürlük macera

Volkonsky Ailesi Müze Evi

Öğleden sonra Volkonsky ailesinin müze yapılan evindeyiz. Aristokrat General Volkonsky ile ailesi, parçası oldukları ve Çar I. Nikolai’ye karşı gerçekleştirilen Dekabrist Ayaklanması’nın (Aralıkçılar isyanı) ardından, çok kişi gibi Sibirya’ya sürülmüştü. General ve Sibirya Prensesi olarak anılan karısı Mariya Volkonskaya, şehrin gelişimine katkı sağladı. Puşkin’in Mariya Volkonskaya hakkında şiirleri var.

Ertesi sabah erkenden, etnografya müzesi olarak düzenlenmiş tipik bir Kozak köyünün replikasına gidiyoruz. 21. yüzyılda olduğumuzu hatırlatan şeyler, etraftaki tabelalar, görevlilerin kartları.

CESARET SERTİFİKAM VAR!

Sürgün değil ömürlük macera

Yekaterinburg sınır anıtı

Sıradaki durak Baykal Gölü. Şansımıza hava muhteşem. Az da olsa suya giren var. Sibirya’dan Akdeniz kıyılarına gelmiş gibiyiz. Bu çevrede, bugün kullanılmayan 100 kilometrelik bir tren hattı bulunuyor. Zamanında Trans Sibirya’nın parçasıymış. Sibirya Ekspresi, bu hat sayesinde yolcularına gölün çevresini görme fırsatı sunuyor. Tren ilerlerken lokomotif kenarındaki balkona çıkıp fotoğraf çekecek, yüz yıllık tünellerin içinde yankılanan sesi dinleyeceğiz.

Nihai durak Polovinny. Taş köprünün üzerindeyiz. Aşağıda muhteşem bir koy var. Bu sırada yağmur başlıyor. Yine de mayoları giyip göle koşuyoruz. İnsan hayatında kaç kere Baykal Gölü’nde yüzme fırsatı bulur ki! 20 kadar yolcu 12 derecelik ısıya aldırmadan suya atlıyoruz. Kol ve bacaklarım yanmaya başlıyor. Sudan çıkanlara votka veriliyor. Ertesi gün, göle girdiğim için, bir ‘Cesaret Sertifikası’ odama bırakılıyor.

Polovinnaya Nehri’nin Baykal’a kavuştuğu noktadayız. Tren insanlarının dışında sadece kuş ve su sesi var.

Sürgün değil ömürlük macera

Moğolistan’a gelince, renk, giysi, mekân değişiyor.

Ulan Ude’de uyanmamızla hâlâ Rusya topraklarında olsak da Moğolistan etkisini görüyoruz. Buryat Özerk Cumhuriyeti’nin başkentinde, ilk yurtlar ve Budist tapınakları görünmeye başlıyor. Merkezde görülmeye değer iki şey var: Meydandaki 5 metrelik Lenin başı heykeli (dünyadaki en büyük Lenin başı bu) ve Dazan. Doğa müzesi de görülebilir.

Ulan Batur’un merkezi hızla tek tip apartmanların istilasına uğrasa da seyahatin en otantik noktalarından. Her şey birdenbire değişiveriyor. Gandan Manastırı’nda Budist rahiplerinin duasına katılıp, Ulusal Tarih Müzesi’nde kendi tarihimize de şahitlik ediyoruz. Tonyukuk anıtını ziyaret ediyor, steplerin ortasındaki yurda konuk olup kımızın tadına bakıyoruz. Moğolistan İsviçresi denen bölgede atıcılık, güreş ve binicilikten oluşan geleneksel bir gösteri izliyoruz. Pekin’i daha önce gördüğümden Ulan Batur’da trenden ayrılıyorum, iki hafta yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen yol arkadaşlarımın ardından su döküyorum garda ve havalimanına doğru gidiyorum.

TRENDE GÜNLÜK HAYAT

Güne Bernard’ın sesi ile uyanıyoruz. Tren radyosundan her sabah 07.00’de ‘Günaydın’ anonsu yapıyor. Sonra üç dilde o gün göreceğimiz şehri ve Rus tarihi anlatmaya başlıyor. İki saat sürüyor. İsterseniz kapatabilirsiniz. Kahvaltı 7-9 arası. Bu sırada vagon sorumlusu yatağınızı topluyor. Öğle yemekleri için genelde dışarıdayız. Türkiye ekibi akşam yemeğini B vagonunda yiyor. Trende 4 restoran vagon var. Hepsi farklı stillerde döşenmiş. Seyahat ettiğiniz sınıfa göre mönüler de değişiyor. Vagon koridorlarında küçük kütüphaneler var. Bu seyahat veya Rus edebiyatına dair kitap ve DVD alabiliyorsunuz. Trende doktorumuz da var. İnternet yok. İstasyondan ayrıldıktan kısa süre sonra 3G de gidiyor. Sibirya’nın içlerine ilerledikçe, telefonda çoğunlukla ‘servis yok’ yazıyor.

MÜSLÜMAN VE YAHUDİLERE ÖZEL MÖNÜ

12 vagonlu trende 21 ülkeden 185 yolcu var. Yaş ortalaması 50 olmalı. Çoğunun ancak emeklilik yıllarında gerçekleştirme fırsatı bulduğu rüya bu. Dört metrekarelik kompartmanıma yerleşiyorum… Hayalim, camdan bakıp votka ya da kahve içerken dışarıda akıp giden tayga, köyler, nehirler, stepleri seyretmek. Vagon sorumlusu Sergei ile Larissa. Rusça konuşsalar da anlaşıyoruz.
Rus demiryolu terminolojisinde ‘1. Sınıf’ ya da ‘2. Sınıf’ yok. Onun yerine iki yataklı veya dört yataklı kompartman var. İlk iki yolcu vagonu iki, diğerleri dört yataklı. İki yataklı vagonların kendi banyo ve tuvaletleri var. Diğerlerinde iki veya dört kompartman bir banyoyu paylaşıyor. Her vagonun iki başta ve iki sonda dört kapısı var. Treni baştan sona dolaşabiliyorsunuz. Hatta son vagonun arka penceresinden bazen güzel manzara yakalanıyor. Benimki ile yemekli arasında 6 vagon var. Vagonun 25.5 metre. Yani 153 metre yürümem gerek. Bu arada 43 kapı açıp kapıyorum. Kapıları kapatmalısınız, yoksa raydan gelen gürültü içeri dolar.

Trende Türk kahvaltısının olmazsa olmazlarını bulmak mümkün: Zeytin, peynir. Müslüman ve Yahudiler için domuz eti bulunmayan mönü hazırlanıyor. Bana sorarsanız, tren mönüsünün en zayıf tarafı tatlılar. Rus şarapları ise gayet iyi.

False