"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Supernova: Ter ve tükürük

Bu zamanın ruhuyla ilgilenen ve dolayısıyla o ruhu yakalayan çarpıcı tiyatro metinlerini sahneleyen Dot’un yeni oyunu “Beatiful Burnout/Supernova”yı merak ediyordum.

Perşembe gecesi Maçka G-Mall’da izledim.
İşte oyuna dair canlı kanlı notlar:
- Daha önce izlediğim Dot oyunlarına göre (mesela bir Kürklü Merkür, Shopping And Fucking ya da Punk Rock) daha hafif geldi bana Supernova.
Belki birçok seyirciye bu kadarı bile ağır gelecek.
Ama işte önceki Dot oyunlarındaki sertliğe/sistem eleştirisine alışmış olanlar Supernova’yı sadece görselde sert bulacaklar. Metin ve içerik olarak değil.
- Oyuncuların performansı her zamanki gibi müthiş. Hem oynuyor hem de neredeyse oyun boyu antrenman yapıyorlar.
Çünkü Supernova boksörlerin hayatını anlatıyor.
Haliyle bazı sahnelerde tüm oyuncular ya ip atlıyor ya kum torbası yumukluyor ya da şınav çekiyor.
Oyun terli başlıyor, terli bitiyor kısacası.
Oynanan platforma damlayan şıp şıp terleri ve her replikle birlikte daha çok havada uçuşan tükürük zerreciklerini görmek her seyirci için hoş olmayabilir.
Ama merak etmeyin, ön sırada oturduğum halde ne terden ne tükürüklerden nasibimi aldım. Oyuncular nasıl yapıyorsa artık, bunda bile gayet kontrollüler!
- Oyunun dans koreografilerine bayıldım. Koreografiyi yapan Tan Temel ve Sernaz Demirel’e tebrikler.
- Birçok seyirci bu oyuna sanki başroldeki Hakan Kurtaş’ı izlemeye geliyor gibi. Malum, genç oyuncu Bir Çocuk Sevdim adlı dizide oynuyor ve bir hayli popüler son zamanlarda.
Kendisi her ne kadar “genç kızların sevgilisi” klişesini kabul etmediğini söylese de röportajlarında, o yolda ilerliyor ister istemez.
Sırf onu ve bir boksörü oynadığı için çoğu bölümde yarı çıplak kalan bedenini seyretmeye gelenlere Supernova çok da cici gelmeyebilir. Onu da söylemeli. Peşin peşin.

Hükümlerden hüküm beğen

RTÜK, herkes tarafından eleştirilen son iki kararı üzerine bir basın açıklaması yapmış. Bu kararların medyada farklı şekilde yansıtıldığını savunmuş ve söz konusu kararların müstehcenlik hükmüne göre alınmadığının altını çizmiş.
Meğer MUCK dizisinde genç kızların külotlu çorap, tayt ve mayoyla yaptıkları danslar ve Ziynet Sali, Berksan ve Teoman’ın klipleri şu hükme göre cezalandırılmış:
“Çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar, bunların izleyebileceği zaman dilimlerinde ve koruyucu sembol kullanılmadan yayınlanamaz.” İyi de bu hükmün müstehcenlik hükmünden ne farkı var?
Laf dolambaçlığı farkı var sadece. Çocuk ve gençlerin ahlaki gelişimi için zararlı; yani fazla açık, yani fazla müstehcen bulunmuş bu klipler ve MUCK dizisi!
Sonuç bu, değişmiyor. Aynı noktaya geliyoruz.
MUCK dizisindeki danslar müstehcen bulunduysa “vay halimize” noktasına!
Şu meşhur ahlaki gelişim meselesi ise buraya sığmayacak kadar geniş bir konu.
Ama bununla ilgili bugünlerde okuduğum bir kitapta etkileyici bir laf var. Uzakdoğulu bilge Atisha yumurtlamış bu lafı zamanında. Cuk oturuyor sanki, buyrunuz:
“Ahlakçı insan, aptal bir insandır. Yaprakları keserek ağacı yok edeceğini düşünmesi nedeniyle aptaldır.”

Ev sahibesi olmayan parti

Nişantaşı’ndaki Beymen Blender’ın tepesinde önceki gece Carslberg’in bir partisi vardı. Blender’ın tepesini bir çatı katı gibi düşünün.
Ufacık tefecik bir yer...
Şimdi de onca insanın oraya doluştuğunu düşünün. Evet, tahmin ettiğiniz gibi kalabalıktan adım atılmıyordu.
Ama müzikler hoştu. Dubai’li bir DJ çalıyordu.
Bakınız; eksenler eğlence aleminde de kaydı, Amsterdam’dan değil Dubai’den geliyor artık DJ’ler...
Tıpkı ışık gibi DJ dediğin de doğudan yükselir/gelir, filan.
Bu arada partinin ev sahibesi Ayşe Boyner’di.
Ama kendisi partiye teşrif etmedi!
Ertesi sabah 07.00’de uçağı varmış, o yüzden gelememiş, öyle söylediler.
Ne cool bir durum, partiyi “host” et, sonra da gelme!
Neyse, ev sahibesiz partinin kitlesi bir numaraydı ama. “Ünlü var mıydı yavrucum?” derseniz, İffet adlı ahlaki gelişimimi sürekli törpüleyen o çılgın ağlak dizinin Cemil’i vardı sadece. Yani İbrahim Çelikkol.

X