Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sümerbank, dünya çapında müzayede

Batık Sümerbank'ın mallarını satarak bir ‘‘ilk’’e imza atan Dikran Masis, yakında dünyanın en büyük müzayede evini açacak. Dikran Masis, Sümerbank'ın satışının ‘‘dünya çapında’’ bir müzayede olduğunu, başka bankalardan da bu konuda teklif aldığını söyledi.

Dünyanın en büyük tasfiye hareketi

Sümerbank dünyanın en büyük tasfiyelerinden biridir. Bankadan tek kuruş komisyon almıyorum, alıcıdan alıyorum, her şey dürüst ve net. Arabalardan yüzde 3, gayrımenkulden yüzde 2, elektronikten yüzde 15. Günde üç müzayede için 63 kişilik ekibim ortalama 13 saat aralıksız çalıştı. 30 bin kişi geldi, 200 bin parça mal satıldı. Şu anda ulaştığımız rakam 16 trilyon, bir rekor. 40 milyar biçilen makineleri 356 milyara sattım. Taşıt araçlarının tamamına 400 milyar teklif almışlar, ben 680 milyara sattım. Halk böyle şeffaflık istiyor. Kapalı zarf diye bir şey dünya literatüründe yok, biz icat etmişiz. Kapalı kapılar ardında yapılan her iş, alıcı için de, satıcı için de başarısızdır. Böyle müzayedelerden belediye rüsum alıyor. Sanki masaların altında, kapıların arkasında satın deniyor. Sümerbank üst yönetiminin ileri görüşlülüğü sayesinde bugün herkes bu yöntemle tasfiyeyi konuşur oldu. Başka bankalardan gelen çok sayıda teklif var, onlar da aynı yöntemi uygulayacağız.

Dünyanın en büyük müzayedeevi

Babamdan geçen antika merakı yüzünden 30 sene bütün dünya müzayedelerini etüt ettim ve sonunda Alman sistemini aldım. 1997'de Eskidji'yi Dolapdere'de 120 kırık dökük cam bardakla açtık, bugün dünyanan sayılı müzeyede evlerinden biri oldu. Yeni Bosna'da iki ay sonra dünyanın en büyük müzayede evini açacağım, yaklaşık 3 milyon dolara mal olacak. En alt katta mallar konveyör bant üzerinde gezecek. En üst katta gayrımenkul, orta katta tekstil, bir katta da restoran olacak. Müzayede bütün dünyada son derece şeffaf bir perakende satış sistemidir. Burada sarece antika değil, her şey satılır. Arsa, ev, otomobil hatta çiçek bile satacağız. Yakında Selanik'te de binasıyla, teşkilatımızla Eskidji'yi açıyoruz.

Kemal Derviş 1,5 adamdır

Kemal Derviş'le Londra'da öğrenim yaparken iki yıl aynı evi paylaştık. West Kensington'daki apartmanda Eşref Cerrahoğlu, Nadir Yelkenci de vardı. Benim tanıdığım Kemal 1 değil, l.5 adamdır. Biz karı kız peşinde koşup akşamları poker oynarken o kitap okurdu. O zamanlar Nesli'yle evliydi. Kemal Türkiye'ye 1.5 numara büyük gelebilir. Türkiye gerçeklerini bizler gibi burada yaşamadığı için bilmiyor olabilir. Bence ya Türkiye Kemal'in ekolüne girecek ya da Kemal bu çark içinde ezilecek. Kemal'in söylediği bir şeye saygı duymamak bana göre hafifliktir.

Kadına para yedirmem

Hiçbir kadını ben seçmedim ki, hep onlar beni seçti. Ben hálá kadınları çözemedim, artık çözmeye de uğraşmuyorum.

Kadın ilk başlarda aksesuvar, bir zaman sonra lüks, yaş ilerledikçe de ihtiyaç oluyor.

Kadınlar 4 hayvanı sever: Kapıda Jaguar, gardıropta vizon, yatakta boğa ve bunları gerçekleştirecek bir eşek.

Eskiden her kadına aşık olurdum. Hayatıma giren bütün kadınlara saygım var, yaşadığım hiçbir ilişkiden pişman değilim.

Bir kadının benimle ilişkiye girip girmeyeceğini 30 saniyede anlarım.

Monogamlık bence bir hastalıktır, tedavi edilmesi lazım. Poligamlık da öyle. Ben üçüncü evliliğimde dengeyi buldum, Gülçin'le çok iyi arkadaşız. Onun bir önemli özelliği çok uslu karakterli olması, sakinliğiyle beni yatıştırıyor.

Beraber olduğum kadınlara tek kuruş para yedirmedim, bu konuda onları büyük hayal kırıklığına uğrattım. Benim için kadının zekası fiziğinden daha önemli.

Bana çapkın değil, dişiye kuyruk sallayan erkek denir. Arkamdan gelen olursa hoş geldin.

Ben sosyetik filan değilim, daha Laila'ya bile gitmedim. Ben şövalye, kalender ruhlu bir adamım. Akşamları ayağımı suya sokup balık yemeye bayılırım.

Para sayan ilk makineye Akıllı Ayşe adını verdim

Sene 1979, bir gün Ziraat Bankası'na para götürdüm, veznedar sayıyor sayıyor bitmiyor. İçimden ‘‘Para saymanın makinesi olmaz mı?’’ dedim. Amerika'da yaşayan kızkardeşim Nadya'ya telefon açıp böyle makine olup olmadığını araştırmasını istedim. Birkaç gün sonra böyle bir fabrika bulduğunu söyleyince hemen Detroit'e uçtum. Fabrikadakilere bizim fersude paraları verdim makine sayamadı. ‘‘Bu tür paralar için yeni bir makine geliştiriyoruz ama, 300 bin dolar lazım. 100 bin dolar verirseniz yaparız’’ dediler. O tarihte bankada 170 bin dolar param var, bütün servetim bu para. 100 bin doları hemen verdim. Dört ay sonra bu makine geldi, adını ‘‘Akıllı Ayşe’’ koyduk. Hürriyet'te haberi çıkınca ertesi gün Ziraat Bankası'ndan ‘‘Getir şu makineyi görelim’’ dediler. Akıllı Ayşe'yi alıp Ankara'ya gittim, beni merkezin bodrum katına indirdiler. Dere tepe, her yer silme para dolu. Karşımda yedi kişi oturmuş benim Akıllı Ayşe'nin paraları saymasını izliyor. Yırtıkları ayırıyor, eksik desteyi yakalıyor. Sordular fiyatını, ben de 1350 dolar dedim. Uçakla İstanbul'a dönerken yanımda bankanın genel müdür yardımcısı ve ekibi vardı. 100 derlerken Yeşilköy'e indiğimizde rakam 1000 oldu. Bir hafta içinde 35 bin ‘‘Akıllı Ayşe’’ sattım ve ilk milyon dolarımı kazandım.
X