"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Şu ilkelerde anlaşalım

Baskıcı devlet dili her zaman kötü bir dildir... 28 Şubat’ta da böyle, şimdi de böyle...

Çoğunlukçuluk çare değildir, çoğulculuk çaredir.
Tek adamlık biraz daha yürür, daha fazla yürümez. Yeni Türkiye bunu kaldıramaz.
Buyurganlığa son verenlerden yükselen yeni buyurganlıklara, son 10 yılda yetişen gençler rıza göstermeyeceklerdir... Galiba... Sanırım...
Darbecilik yapmayana “Sen darbecilik yapıyorsun” denilirse, gerçekten darbecilik yapana yönelik mücadele de töhmet altında kalır...
Siyaset yapmak demek savaş yapmak değildir. 
Sivil darbe diye bir şey olmaz... 
“Ekonomi batsın, yeter ki bunlar gitsin” denemez... Gemi aynı gemidir.
“Kardeşlik bitsin, yeter ki gelecek seçimi kazanalım” da denemez... Gemi aynı gemidir.
“Eyvah iktidarı kaybediyoruz” korkusu anlaşılır bir korkudur ama anlayışla karşılanacak bir korku değildir.
Sana oy veren seçmenleri “Her yaptığım icraata selam duran askerler” olarak görme! “Yaklaşımları farklı bireyler” olarak gör!
Her başörtülüyü aynı sanmak ile her Gezi’ciyi aynı sanmak arasında bir mahiyet farkı yoktur.
Sandık çok şeydir ama her şey değildir... Eğer her şeydir dersek 4 yıldan 4 yıla kral seçmiş oluruz.
“Koyun bunlar” demek hem ayıptır, hem de politik olarak tükenmişliği kabul etmektir.
Bir hükümet 30 yıllık terör karşısında “Güvenlik politikalarıyla olmaz bu iş, müzakere ve diyaloğa yönelmeliyiz” diyorsa... Aynı hükümet sokaklara dökülen insanlara güvenlik politikalarıyla yanıt veremez... Aradaki devasa çelişki herkesin gözüne batar, dünyanın gözü çıkar.
Gösteri ve protesto haktır... Hem evrensel haktır, hem de anayasal hak... 
Bir partinin taraftarlarını kenetleyerek oy alması bir başarıdır... Ama daha büyük başarı şuradadır: Ülkeyi kenetlemek.
Bir memleketin bir köşesinde 17 polis üç çocuğa tekme tokat girişirken o devletin başbakanı polislere “Kahramanlık destanı yazdınız” diyemez, dememeli. (Bkz: Antalya’da bir otoparkta çekilen işkence görüntüleri)

Bikinili kadın

BAŞBAKAN Erdoğan şöyle demiş mitinglerinden birinde:
“Şimdi Taksim Meydanı’na bakıyorsunuz, bikinili çılgınlar çıkarıyorlar. Bu toplum bu mu? Bir tane sipariş bikiniliyi Taksim Meydanı’na çıkarıyorlar, niye? Tahrik etmek için... Bu toplumun sabrını taşırmak için... Bu toplumun değerleriyle oynamak için yapıyorlar bunu...”

*

Başbakan Erdoğan’a soruyorum:
O bikinili kadını Taksim Meydanı’na kim çıkarmıştır?
Kim vardır arkasında o kadının? “Hadi bakalım bayan! Şimdi giyiyorsun bikiniyi, çıkıyorsun Taksim’e, tamam mı?” diyen kimdir?
Dış mihraklar mı, iç mihraklar mı?
Taksim Platformu mu yapmıştır bunu? Gezi’deki eylemciler mi yapmıştır? 
Eylemciler, “Hadi toplumun değerleriyle oynayalım biraz, bikinili bir kadını Taksim’e çıkaralım” mı demişlerdir?
Bikinili kadın ile eylemciler arasında herhangi bir ilişki olduğuna dair Başbakan’ın elinde herhangi bir bilgi, belge, kanıt... Hadi hepsini geçtim “duyum” var mıdır?
Bikinili kadın kendi başına çıktıysa Taksim’e... O kadın nedeniyle tüm eylemciler suçlanır mı? Suçlanırsa yapılan şey doğru olur mu?
Eğer eylemciler ile bikinili kadın arasında bir ilişki varsa neden eylemcilerin dahil olduğu tüm sosyal tartışma alanlarında bikinili kadın eleştirisi yükselmiş de yükselmiştir?
Toplumun sabrının taşması ne demektir? Sabrı taşan toplum ne yapacaktır?
Toplumun sabrı taşarsa olan kime olacaktır: Bikinili kadına mı olacaktır yoksa Başbakan’ın iddiası gereği “bikinili kadını Taksim’e çıkaranlar”a mı?

Mesaj alınmamış

AKŞAM gazetesine devlet el koydu... Ve iddialar doğruysa, ilk somut adım da atılmış: İsmail Küçükkaya ve üç yazar gönderilmiş gazeteden... İsmail’in yerine eski AK Parti Milletvekili gazeteci Mehmet Ocaktan getirilmiş.
Sonuç?
Eğer hal böyleyse, “iktidar medyası”, bir mevzii daha kazandı.

*

Gözlemciler, Gezi’nin bu denli büyümesinde, serpilmesinde, gelişmesinde, ses getirmesinde rol alan unsurları sayarlarken...
Birinciliği olmasa da üçüncülüğü ya da dördüncülüğü genellikle şuna veriyorlar: “Televizyonlar susunca, gazeteler alttan alınca... Kendini boğuluyormuş gibi hisseden insanlar, sokaklara döküldüler... Hükümetin medyayı bu denli zapturapt altına alma gayreti, ters tepen bir etki yarattı”.

*

Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Yardımcısı Arınç biraz daha net, Başbakan Erdoğan ise biraz daha muğlak bir şekilde olsa da...
“Mesajı aldık” diyorlardı.
Eğer hal böyleyse, işin doğrusu şudur: Alınmamış.

İki film

25 günlük aradan sonra sinemada iki film izledim.
İki film ve notlarım şöyle:

*

MAN OF STEEL: Teknik geliştikçe “Superman” filminin tekniği de gelişiyor... Sonuçta hikâye hep aynı hikâye... Yine “Kripton”, yine gezegenimiz tehdit altında, yine bir kurtarıcıya ihtiyacımız var... Ve yine kurtuluyoruz... Kafa boşaltıcı harika bir masal bu... Üstelik üç boyutlu... Hoş vakit geçiriyorsunuz... Ama sonuçta insanın elinde sadece filmde geçen ve bugünlerde çok işe yarayacak şu cümle kalıyor: “İnsan anlamadığı şeyden korkar”.

WORLD WAR Z: Bu da bir masal... Bu da kafa boşaltıcı... Bunda da felaketin eşiğindeki dünya “adamımız” tarafından kurtarılıyor... Ancak buradaki “adamımız”, süper güçleri olan biri değil... Kolektif çalışan, tek adamlık yapmayan biri... Aksiyonu bol, korkutması yerinde, insanın gözlerini fal taşı gibi açan sahnelere sahip bir film... Filmden kalan cümle ise şu: “Etrafındaki dokuz kişi aynı şeyi söylüyorsa, sen başka bir şey söyleyecek onuncu kişiyi mutlaka yanında tut.”

Aklıma gelir

NE zaman devletin tepesinden biri göstericilere, sokağa çıkanlara, hak talep edenlere, itiraz edenlere karşı hakaretamiz ifadeler kullansa... Aklıma hep Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı sırasında imam hatiplerin orta kısımlarının kapatılmasına karşı sokağa çıkanlar için söylediği “aydınlıktan korkan yarasalar” ifadesi gelir... 
Ne zaman “Söyleyin bakalım, bu devlet neyinizi eksik bıraktı, son 10 yılda devletimiz hangi özgürlüğünüzü kısıtladı” çıkışını işitsem... Aklıma hep “Söyleyin bakalım, camiler açık değil mi, minarelerde beş vakit ezan okunmuyor mu, Diyanet görevinin başında değil mi? İnanç özgürlüğü diye tutturmuşsunuz, ne istiyorsunuz siz” tarzı atarlanmalar gelir.

En deli, en şahane Gezi sloganları (2)

BANA da mı biber?
Sis atma.
Yeter artık polis çağıracağım.
Gazları Sabri’ye attırmayın.
Tunalı Hilmi değil, Tomalı Hilmi...
Ya ameliyatlı yerime gelseydi?
Allah’ını seven defansa gelsin.
GTA’da polis döven nesle sataştın.

Aranan yeni lider Sırrı olabilir mi?

GEZİ’den sonra alternatif siyasal arayışlar hız kazandı.
Bazen çaresizce, bazen umut dolu öneriler atılıyor ortaya...

*

Bu öneriler arasında en fazla dile getirileni şu:
“Keşke Sırrı Süreyya Önder bir hareket başlatsa...”

*

Olur mu böyle bir şey?
Olursa tutar mı?
Sırrı Süreyya böyle bir atak yapar mı?
Peşinden gerçekten birileri gider mi?
Bilmiyorum, bilemiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
Böyle bir şey olursa ‘çarşı’, çok eğlenceli ve esaslı bir şekilde karışır.

X