"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

‘Su’dan notlar

ORHAN Veli’nin yaşarken yayınlanan son kitabının adı “Karşı” idi.

Yıl 1949’du ve Orhan Veli’nin yayınladığı son şiirleri arasında “Bedava” da vardı.
“Bedava yaşıyoruz, bedava/ Hava bedava, bulut bedava” diye başlayan ve “Peynir ekmek değil ama/ Acı su bedava/ Kelle fiyatına hürriyet/ Esirlik bedava/ Bedava yaşıyoruz, bedava” diye sona eren şiir.
1949’da 75 kuruşa satılan kitabın ilk baskısını yıllar sonra bütçeme göre sarsıcı sayılabilecek bir ücret karşılığında almıştım bir sahaftan.
Yazıya otururken baktım, şimdi 200-250 TL isteniyor.

Bulutsuzluk Özlemi’nin 1990’da yayınladığı “Uçtu Uçtu” albümü öğrenci evimizin demirbaş Türkçe albümlerindendi.
Nejat Yavaşoğulları, bu albümdeki “Acil Demokrasi” şarkısında Orhan Veli’nin şiirini gündeme uygun şekilde küçük bir müdahaleyle anıyordu:
“Bugünlerde nüksetti başım yine/ Sağa çarptım sola çarptım habire/ Her yanım yara bere içinde kalbim/ Hava bedava su bedava değil.”
Nejat, daha sonra konserlerinde sözleri bir daha değiştirmiş ve “Hava bedava su pet şişelerde” demeye başlamıştı, dilimize de pelesenk etmişti...

Geçen ay Wall Street Journal’da rastladım.
New York’ta East Village’da bir girişimci, açtığı dükkânda musluk suyu satmaya başlamıştı.
“Akıllıya bak!” diye dalga geçmeyin; eleman hakikaten akıllı bir insan.
Belediyenin temiz tutmak için kimyasal maddelerle koruma altına aldığı suyu “remiksleyerek” satmayı akıl etmiş bir kere.
Musluk suyunu alıyor, filtreden geçiriyor, aklıyor, paklıyor, dilerseniz mineral ve vitamin de ekliyor.
Karşılığında da 1 dolardan başlayan bir ücret ödeniyor.
İşleri iyiymiş haberden anladığım kadarıyla...

Rahmetli dedem bir nevi “su gurmesi” sayılırdı.
Elime bir bidon tutuşturur, kendisi de bir bidon alırdı ve İstanbul’un hiç görmediğim köşelerindeki çeşmelere mini seyahatler düzenlerdik.
“Haydi Akbaba’ya gidiyoruz... Haydi Dudullu’daki çeşmeye...” diyerek biz yola koyulurken anneannem de arkamızdan ironik bir şekilde bir maşrapa su dökerdi.
O derece uzun yol yani...
Çeşmeye vardığımızda önce “Ooohhh!” diyerek birer bardak su içer, sonra bidonları doldurup evin yolunu tutardık.
Dönüş yolunda tekrarlamaktan hoşlandığı, her suya özgü tanımları vardı: “Kaymak gibi... Böbrek temizleyici... Tatlı niyetine... Şifa niyetine...”

Burçak Evren, “Osmanlı Esnafı” adlı harika kitabında 15’inci yüzyıldan 19’uncu yüzyıla kadar İstanbulluların su ihtiyacını karşılayan “sakalar”a da ayrı bir yer ayırır.
Her mahallenin loncaya bağlı bir sakası olduğunu, sakaların ancak izin verilen sebilden aldıkları “belli miktarda” suyu satabildiklerini, izin belgesi olmayanın bu işi yapamayacağını öğreniriz kitabı okurken.
Evliya Çelebi, İstanbul’da 9 bin 999 çeşme bulunduğunu, bu çeşmelerden alınan suyu 1400 atlı, 8 bin yaya sakanın ev ev gezerek sattığını yazmış.
45 litre kapasiteye ulaşan kırbalarla taşınırmış su ve saka evin küpüne kırbayı boşalttıktan sonra tebeşiri çıkarıp kapı kenarına bir çizik atarmış.
Sonra bu çizikler toplanıp evin su borcu hesaplanırmış.
O devrin hilesi de bu çizik aşamasında çıkarmış.
Burçak Evren halk arasında “Saka tebeşiri gibi çift yazar” deyişinin, tebeşirin ucunu oyup tek çekişte iki çizgi çekip fazla ücret koparmaya kalkan sakalardan çıktığını belirtir.

Ben izniniz olursa, birkaç gün olimpiyat havası almaya kaçıyorum.
Elimde sadece internet marifetiyle aldığım bir uçak bileti ve olimpiyat boyunca Londra’da kalacak olan arkadaşımın adresi var.
Herhangi bir “müsabakaya” biletim yok ama maraton izlesem yeter.
Ses çıkmazsa birkaç gün, bilin ki seferiyim, ondandır.
Siz bu arada damacana su krizi eşliğinde bu notlara bakın ve bir bardak temiz su için isterim.
Tabii bulabilirseniz...

(“Karşı”, Orhan Veli, Güney Matbaacılık, 1949 / “Osmanlı Esnafı”, Burçak Evren, Doğan Kitap, 1999)

X