"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Stockholm’den gelen 106 yıllık Hulda gemisi Çeşme Marina’da

ÇEŞME Marina Halkla İlişkiler Müdürü İlknur Güzel’den bir davet aldım geçen hafta. 106 yıllık Hulda gemisi, Çeşme’ye gelmişti ve tam bir yıl burada konuk olacaktı. Tanınmış heykel sanatçımız İlhan Koman’ın 21 yıl boyunca hem evi hem de atölyesi olan çift direkli bu harika tekne, Çeşme Marina’ya bambaşka bir hava getirmiş.

Teknenin güvertesinde bir sergi var ki, kesinlikle kaçırmayın. Sanatı bilimle buluşturan evrensel yaklaşımın temsilcilerinden olan İlhan Koman’ın son dönemde ürettiği ve her biri bilimsel bir ilkeyi irdeleyen çok ilginç yapıtları 9 Haziran’a kadar sergileniyor.

Bu sergiyi, Hulda Festivali adı altında 3 yıldır birçok limana götürmüşler. Mart 2009’da Stockholm’den yola çıkan Hulda, Amsterdam, Anvers, Bordeaux, Lizbon, Barselona, Napoli, Selanik ve İstanbul’dan sonra Çeşme’ye gelmiş ve bu uzun yolculuğun yorgunluğunu bir yıl burada kalarak atacak.

Mürettebat da çok sıcak... İlhan Koman’ın oğlu Ahmet Koman ile Çeşme’ye kadar olan bu gezi hakkında röportaj yaptım, daha sonra yazacağım. Ama bir de sergi için mihmandarlık yapan, İsveç’te okurken tanıştıkları aile dostları ve İlhan Koman Vakfı Lojistik Müdürü Kaya Hoştaş var ki, mutlaka tanımalısınız. Son derece derin sanat ve bilim bilgisi içeren eserleri müthiş sempatik, esprili ve anlaşılır anlatan Kaya Bey, Hulda’nın 3 yıllık tüm yolculuğunu baştan sona tamamlayan tek kişiymiş. İlhan Koman’ın en bilinen eseri Akdeniz Heykeli’nin de minyatür bir kopyasının yanı sıra sonsuzluk, hacim, pi gibi soyut kavramları somutlaştıran eserler de gemide mevcut. Kaya Bey, “Sonsuzluk” eserinin Göteborg Üniversitesi tarafından yapılamadığını, birçok profesörün incelediğini ve anlamaya çalıştığını anlatıyor.
Özellikle çocuklara yönelik atölyelerin de yapılacağı Hulda gerçek bir bilim-sanat festivali vadediyor, kaçırmayın...

Çeşme’nin albümlerdeki eski fotoğrafları kitap oldu

Hafta sonu, Avusturyalı arkadaşım Andrea ile Dalyanköy’de balık yerken ‘Şu güzelliğe bak. Harika bir ülkeniz, her şeyiniz var, ama nedense insanların çoğunun suratı asık ve mutsuz. Elinizdekilerin değerini mi bilmiyorsunuz acaba?’ dediğinde ‘Bu güzelliklere çok aşina olduk da Çeşme’nin büyüsünü fark edemiyor muyuz’ diye düşündüm. Aslında, Çeşme’nin nereden nereye geldiğini düşünsek buna daha fazla kafa yoracağız belki de..
Çocukların büyüdüğünü hep yanında olan anne-babaları zor anlar, hatta kabullenmek istemez ya, biz İzmirliler de Çeşme’yi hala, sadece bizim bildiğimiz, o çift şeritli daracık yolla gittiğimiz günlerin nostaljisiyle sahipleniyoruz. Oysa, Çeşme artık çok büyüdü ve sadece bizim değil, onu sahiplenen ve koruyan yerli, yabancı herkesin ortak tutkusu oldu...

İşte bu kişilerden biri de Oğuz Aydemir. Önemli bir işadamıyken, birkaç sene önce her şeyi bırakıp Çeşme’ye yerleşen Aydemir, kendini sadece tarih ve arkeoloji araştırmalarına vermiş. Ali Rıza İşipek ile hazırladıkları 1770 Çeşme Deniz Savaşı adlı kitapta Osmanlı-Rus Savaşı’nı anlatan Aydemir şimdi de sadece fotoğraflar, kartpostallar ve gravürlerle Çeşme’yi anlatan yeni bir kitap hazırladı. Yerli-yabancı kaynakların yanı sıra kişisel albümlerden toplanan eski fotoğraflarla oluşturulan kitabı inceleyince Çeşme’nin geçirdiği müthiş değişimi görmek mümkün. Hele, Çeşme Limanı’nın 1922 yılındaki hali ile bugünkü hali arasındaki fark inanılmaz. O kadar gerilere gitmeye de gerek yok, Çeşme son 20 yılda çok büyük bir değişim geçirmiş.
Oğuz Aydemir, bu fotoğrafların albümlerde kaldıkça işlevsiz olacağını,  ama bu kitap sayesinde birçok kişinin geçmişi daha iyi kavrayabileceğini, geleceği ona göre şekillendirebileceğini söylüyor. Bu amacını pekiştirmek için de kitabı para ile satmıyor. Nasıl bulurum diyorsanız, bana mail atın
Oğuz Bey’e ileteyim...


Briatore’ye göre bütün kadınlar zengin erkek ararmış

Bayılıyorum böyle, kendi deneyimlerini genelleyip, dünya tarihinin en önemli keşfiymiş gibi tümevaranlara...
Formula 1’in patronu Flavio Briatore, bir röportajında “Zengin ve fakir erkek vardır, kadınlar zenginin üzerine atlar” demiş. Tamam, zengin erkek arayan ya da sadece parası için birliktelik yaşayan kadınlar var. Hem de günümüzde çook var. Ama bu, tüm kadınların aynı olduğu, devamlı zengin erkek avında oldukları anlamına gelmez. Kendi parasını kazanan, çalışan ya da çalışmasa bile zengin, fakir ayırt etmeden, duyguları ve tutkularıyla evlenen, birliktelik yaşayan, paranın verebileceğinden daha büyük heyecanlar ve mutluluklar peşinde olan birçok kadın da var. Herhalde Briatore’ye göre onlar enayi olmalı...
Varsın o öyle sansın... Eminim ki, birçok kadın enayi olmayı, sığ ve çamurlu sularda yüzmeyi gerektiren zengin erkek avcılığına tercih edecektir.


 

X