Steven Spielberg

Güncelleme Tarihi:

Steven Spielberg
Oluşturulma Tarihi: Ocak 29, 2006 00:00

Fransız yönetmen Jean Luc Godard, bir filminin galasına katılan Steven Spielberg’ü herkesin içinde fena paylamıştı: "Sinemayı ne hale getirdin? Sanat olmaktan çıkardın, sırf para yaptın!" Dünyanın en popüler ve zengin film yönetmeni Spielberg’e bu tür eleştiriler çok yöneltilir. Oysa sinema tarihinin birçok unutulmaz karesi onun filmlerinde yer almıştır.

Haberin Devamı

Mesela Jaws’un sarışın kızın bacağını kopardığı sahne, E.T.’nin bisiklet selesinde gökyüzüne yükselişi, Jurassic Park’ta kontrolden çıkan dinozorun çocukların otomobiline eğilişi, Indiana Jones’un tatlı niyetine maymun beyni yemesi. Biraz daha hafızanızı zorladığınızda Schindler’in Listesi’nde Liam Neeson’un ağlayarak "Yaka iğnemi de satarsam iki Yahudi daha kurtarabilir miyiz" diye sorduğu sahneyi, Er Ryan’ı Kurtarmak’ta Tom Hanks’in çamurlar içinde verdiği sadakat dersini hatırlayabilirsiniz. İzleyiciler Jaws gibi macera filmlerini, eleştirmenler ise diğerlerini seviyor. O ise ne yapmak istediğini biliyor. "Son filminiz Münih’le beraber size E.T. ve Jurassic Park’ı yaptıran çocuk da öldü mü" diye soran muhabire şöyle cevap veriyor: "Öldü mü bilmiyorum ama büyüdüğüm kesin. Harry Potter, Örümcek Adam gibi teklifleri hemen geri çeviriyorum çünkü başka hikayelerim var. Daha ciddi hikayeler." İşte son filmi Münih’le kariyerinin başka bir yöne ilerlediğini haber veren Spielberg’ün hayat hikayesi.

Leah Spielberg, 11 yaşındaki oğlu Steven’ı misafirlere servis yaptığı gümüş arabanın üstünde elinde kamerayla görünce bir çığlık attı. Küçük kız kardeşleri arabayı itiyor, Steven ise oyuncak matchbox arabalarıyla yarattığı kaza sahnesini çekmeye çalışıyordu. "Tamam" dedi annesi Leah "Evin kontrolü tamamen bu oğlanın eline geçti." Steven bir hafta önce de şehir merkezinde patlayan bomba sahnesi için mutfak robotuyla vişneleri parçalamış, "ortalık kan revan içinde efekti" için mutfağın her tarafına püskürtmüştü. Leah hálá çekmecelerden vişne parçaları topluyordu.

Steven’ın doğduğu Cincinati’den, Arizona Phoenix’teki eve, elektronik mühendisi olan baba Arnold’un General Electric’ten aldığı iş teklifi nedeniyle henüz taşınmışlardı. Etrafı tanımak ve biraz da alışmak için birkaç hafta sonu üst üste pikniğe gitmişlerdi. Arnold, 8 mm’lik Brownie marka kamerayla bu gezileri çekmeye çalışsa da Steven rahat vermiyor, durmadan eleştiriyordu. "Bence önden gitmeli, gelişimizi çekmelisin" gibi Arnold’u çileden çıkaracak yorumlar yapıyordu. Sonunda baba pes etti, madem bu kadar biliyorsun al ve sen çek, dedi. Steven’ın hayatını bu karar değiştirecekti.

MAHALLEYE FİLM GÖSTERİMİ YAPARDI

Steven kız kardeşleri Anne, Sue ve Nancy doğmadan önce sessiz ve içe kapanıktı. Daha doğrusu korkaktı. Annesinin izlettiği Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmindeki cücelerden ölümüne korkmuş, iki gün yorganın altından çıkmamıştı. Geceleri bahçedeki ağacın pencereye yansıyan gölgesinden korkup her gece anne babasının yatağına giderdi. Kızlar doğduktan sonra tam bir zararlı velede dönüştü. Korkularını yenmek için kardeşlerini korkutmaya, eziyete başladı. "Ay" adlı öyle bir korku hikayesi uydurmuştu ki, kızlar yıllarca ay fobisini yenemedi.

Anne ve babası evde olmadığında coşuyordu. Tuvalet kağıtlarına sarınıp mumya gibi kardeşlerinin peşinden koşuyordu. Odalarının camına çatıdan yaklaşıyor, tık tık vuruyor, kızlar perdeyi açınca da fenerle aydınlattığı kafatasını gösteriyordu.

Evin kralı gibiydi. Pislik içindeki odası, girilemediği için temizlenemezdi. 4-5 çeşit kuş uçuşurdu. Temizlikçileri, dolabına yerleştirdiği lastik fare ve yılanla korkuturdu.

Bütün bu eziyetlere rağmen kız kardeşleri, anne ve babası filmlerine gönüllü katılıyordu. Kardeşlerinden Anne, senaryoya yardım ediyordu. Sue birkaç kez elini yaksa da ışıkçılığı bırakmamıştı. 4 yaşındaki Nancy oyuncu, baba Arnold maketçiydi.

Film bütçeleri artınca, Steven mahalleye film gösterimleri düzenlemeye başladı. Videocudan film kiralıyor, çöl sıcağında kız kardeşleriyle kapı kapı dolaşıp bilet satıyordu. Evdeki akşam seanslarında çektiği kısa filmleri de araya sıkıştırıyordu. Annesi Leah’ın sattığı şekerleme, patlamış mısır gelirleri ve bilet hasılatıyla film ve ışık aldı. İlk konulu filmi Firelight’ı (1964) böyle çekti. Uzaylıların saldırısına uğrayan bir aileyi anlatan film için kardeşi Nancy’yi kör eden bir ışık demetine doğru emekletmişti. Annesi, kızının gözü için çok korkmuştu.

ANTİ SEMİTİZMLE LİSEDE TANIŞTI

Aklı fikri film çekmekteydi, okul hiç önemli değildi. Lisedeki en iyi notu 5 üstünden 3’tü. Sporda da kötüydü ama yine de izci olmak istiyordu. İzci liderini ikna etti. Babasının aldığı geniş açılı kamerayla, montaja gerek kalmayacak şekilde çektiği Western ile izci unvanını aldı.

Babasının IBM’den iş teklifi alması üzerine ailecek Saratoga’ya taşındılar. Steven, Saratoga Lisesi’nin son sınıfında ilk kez antisemitizmle tanıştı. Sınıf arkadaşlarınca dışlandı. İsim taktılar, kafasına bozuk para attılar, yanından geçerken Jew (Yahudi) diyerek öksürdüler. Hayatı cehenneme döndü. Annesi ve babası da boşanmaya karar vermişti.

Lisedeki notları kötüydü, film bölümüne başvurduğu hiçbir okul kabul etmedi. Tatilde Universal Stüdyoları’nı gezerken tanıştığı prodüktör Chuck Silvers’dan yardım istedi. Sayesinde Kaliforniya Devlet Üniversitesi’ne girdi ama onun da film bölümü yoktu. Zaten okulu pek sevmemişti. Ailesi durumunu sormak için dekanı aradığında şu cevabı alıyordu: "Steven’ı görebilsek nasıl olduğunu da söyleyebilirdik!"

Steven hep Universal’daydı. Film çeken Hitchcock ve Cassavetes’i izliyordu. 8 mm olduğu için filmlerini kimse ciddiye almıyor, izlemeye bile tenezzül etmiyordu. Üniversitenin yemekhanesinde çalıştı, biriktirdiğiyle 16 mm kamera kiraladı. İlk ve tek aşk filmini çekti: 26 dakikalık Amblin (1968), ayrılmak zorunda kalan iki aşığın hikayesini anlatıyordu. Filmde hiç diyalog yoktu, sadece müzik vardı. Çok etkilenen Chuck Silvers, filmi patronlardan Sidney Sheinberg’e gösterdi. Spielberg ertesi gün işe alındı. Babası karşı çıksa da okulu hemen bıraktı.

UNIVERSAL’DA, 22YAŞINDA BİR YÖNETMEN

Universal’daki ilk işi bir TV filmiydi, Night Gallery (1969). Başroldeki Joan Crawford, 22 yaşındaki genci yönetmen koltuğunda görünce iki soru sordu: Hangi filmleri yönettin daha önce? Hiç uzun metrajlı filmim yok, dedi Spielberg. O zaman, patronlardan hangisinin oğlusun?

Yönettiği ilk iki film, TV için fazla sanatsal bulundu. Uzun süre iş alamadı. Talihi, bir polisiyeyle döndü. Goldie Hawn’un başrolünde oynadığı Sugarland Express (1974), eleştirmenlere göre "muhteşem"di. Yine de asıl başarı, bir yıl sonra çektiği filmle geldi.

Jaws’ın çekimleri tersliklerle başladı. Köpekbalığı maketi üç kez değişti. Ya batıyor ya da devreleri atıyordu. Spielberg çareyi köpekbalığını göstermeden gerilim yaratmakta buldu. Başarısında John Williams’ın müzikleri de çok etkili oldu. Jaws tüm zamanların en çok gişe yapan, en popüler korku filmi olarak tarihe geçti. Spielberg, 28’inde milyoner olmuştu.

Jaws’dan sonra uzaylıların dünyayı ziyareti üstüne iki film çekti. İlki Üçüncü Türle Yakınlaşma (1977) idi. Hatta daha sonra, bu filmin oyuncularından Amy Irving’le evlenecek ve bir oğulları olacaktı. Fakat Spielberg’ün film çekmekten başka bir şey düşünmediğinden şikayetçi olan Irving, 1989’da, 4 yıllık evliliğin ardından boşanacaktı. Ayrılırken, o dönem için rekor sayılabilecek bir tazminat alarak: 100 milyon dolar.

Bundan sonra, "Benim en kişisel hikayem" dediği E.T.’yi (1982) çekti. Filmin ekseninde çocuk oyuncular vardı. Onlarla iletişimini geliştirebilmek için öğle tatilinde beraber bilgisayar oyunu oynadı. Cadılar Bayramı’nda çocuklar için kadın kılığına girip yönetmen koltuğuna oturdu. İki film de Oscar’a aday gösterildi, ama kazanamadı.

George Lucas’la birlikte çektiği Indiana Jones serisinin, Spielberg açısından özel bir anlamı var. Lanetli Tapınak’ta (1984) Jones’un sevgilisini oynayan Kate Capshaw ile tanıştı. O zaman başlayan tanışıklıkları daha sonra aşka dönüşecek ve Capshaw’un Yahudiliğe geçmesinden kısa süre sonra da evleneceklerdi (1991). Şimdi ikisi evlatlık olmak üzere yedi çocukları var.

Spielberg, Kathleen Kennedy ve Frank Marshall ile bir film şirketi kurdu o dönemde. Şirketle ilgili en önemsediği konu, binanın iki kattan daha yüksek olmamasıydı. Nedenini soran ortağı Kennedy’ye asansörden ne kadar korktuğunu şiiriyle anlattı: "Yedi, altı, beş / Dörde varabilecek miyim? / Ya gümleyeceğim ya da fırlayacağım / Ah, daha bir de ikinci kat var!" Şiir, ortağını asansör konusunda, Kennedy de onu toplumda ezilen zenci kadınların hikayesini anlatan Mor Yıllar (1985) filmini çekmek için ikna etti.

Jurrasic Park serisi, Spielberg’e bugüne kadar en çok para kazandıran filmlerdi. Yine de ilk Oscar’ını kazandıran Schindler’in Listesi (1993) kadar tatmin etmedi onu. Yahudilerin bir kısmını soykırımdan kurtaran Alman işadamı Oscar Schindler ’in hikayesini yıllarca ailesinden dinlemişti. Özellikle annesi Leah sık sık soruyordu: "Ne zaman çekeceksin Schindler’i?" Hep henüz hazır değilim, diyordu.

Hazır olduğunda Polonya’ya gitti, Auschwitz Kampı’nın yanına aynısını inşa etti. Soykırımda ölen 6 milyon Yahudi’nin hikayesini anlattı. Filmin siyah beyaz olması, John Williams’ın müziğini ünlü kemancı Ithzak Perlman’ın seslendirmesi, Liam Neeson, Ralph Fiennes ve Ben Kingsley’nin muhteşem oyunculukları filmi unutulmaz yapıyordu.

ER RYAN’DAN SONRA 4 SESSİZ FİLM

1997’de Disney Animasyon’un sahibi Jeffrey Katzenberg ve David Geffen’la kurduğu Dreamworks’ten ilk filmini çıkardı. Amistad, zenci kölelerin isyanını anlatıyordu. Ses getirdi.

Ona ikinci Oscar’ını getiren film ise, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Normandiya Çıkarması’nı anlatan Er Ryan’ı Kurtarmak (1998) oldu. Babası bu savaşta Burma’da görev yapmıştı. Savaşta yaşananları çocukluğundan itibaren biliyordu. Film, bol kanlı savaş sahneleri nedeniyle büyük bir gişe hasılatı yapamadı. Ama eleştirmenleri ve Amerikan Film Akademisi’ni memnun etti.

Bu filmden sonra arka arkaya iki bilimkurgu çekti: Yapay Zeka (2000) ve Azınlık Raporu (2002). Bunların ardından komedi sayılabilecek Tom Hanks’li iki film daha geldi: Sıkıysa Yakala (2002) ve Terminal (2004). Üstüne yine bir bilimkurgu: Dünyalar Savaşı (2005). Ama bu beş filmin hiçbiri de, fazla ses getirmedi. En azından cuma günü vizyona giren Münih kadar konuşulmadı.

Spielberg, 1972 Olimpiyatları sırasında 11 İsrailli atletin Filistinli Kara Eylül örgütünce öldürülmesinden sonra yaşananları anlattığı Münih yüzünden şimdiden çok eleştiriliyor. Hem İsrail yanlılığı hem de İsrail düşmanlığıyla suçlanıyor. Cevabı ise çok kısa: "Kimseyi mutlu edemediğim zaman genelde iyi bir şey yaptığımı düşünürüm."

Şu anda Abraham Lincoln’ün hayatını anlatan bir film üstünde çalışan Spielberg’ün tek istediği, biraz dinlenmek ve çocuklarıyla zaman geçirmek.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!