Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Stalin çukurdan çıksa bile

SİBİRYA’nın en uzak köşesi Vladivostok’tan Tolstoy’un romanlarında anılan Krasnoyarsk kentine, daha da çarpıcı olan Moskova’daki Gorki Parkı’ndan Bolşoy Tiyatrosu alanına kadar, Rusya’nın pek çok kentinde caddeler, yollar, binalar Kızıl Yıldız ve Stalin posterleri ile donatılıyor.

Liberal St. Petersburg Parlamentosu milletvekilleri, “Stalin sayesinde Rusya küllerinden yeniden doğmuştur” teziyle, Rusya’da son elli yılın resmi tarihini sorgulayan müthiş bir tartışma yaratıyor.
Seksen yıl önce Stalin “biz gelişmiş ülkelerden 50 ile 100 yıl arasında geride kaldık, bu açığı on yıl içinde kapatmalıyız” diyor. Şimdiki Devlet Başkanı Medvedev hemen aynı çizgide, “Rusya’nın dünyadaki etkisi, henüz istediğimiz ölçüde değil” diyerek, Stalin’e nazire yapıyor.
Ölümünden 57 yıl sonra, küllerinden asıl yeniden doğan Stalin. Yarın, 9 Mayıs’ta Rusya’nın bir çok yerinde Stalin törenleri var.
TAM DİKTATÖR
1961’de dönemin lideri Krusçev, Stalin’i tarihe gömüyor. Mezarını Kızıl Meydan’dan taşıtarak, Kremlin duvarında bir çukura bırakıyor.
Ondan sonra, Stalin’in zulmü, işkenceler, sürgünler kitaplarda boy gösteriyor, hatta kızı Svetlena bile anılarını yazdığı kitabında, babasının nasıl zalim bir diktatör olduğunu yaşadığı olaylarla aktarıyor.
Stalin en yakın arkadaşlarına ölümcül tuzaklar kuruyor, yanında kimsenin diğerlerine göre bir adım öne çıkmasına tahammül edemiyor, yüz binlerce insanı ölüme gönderiyor. Tarihin gördüğü en acımasız diktatörlerden biri.
Sosyalizm adına, polis devleti üzerinden sosyalizmin sonunu getiriyor. Yazdığı kitaplarla sosyalizmi yüceltirken, demir yumrukla sosyalizme ihanet ediyor.
Rusya’da şimdi bunlar tartışılıyor. Bir yanda Stalin posterleri, öte yanda posterleri yakmak isteyenler.
Onlardan biri, bugünkü Kültür Bakanı Aleksandır Avdajev. Bakana göre, “Stalin bir cellat, onun sayesinde Rusya bir yüzyılı kaybetti”.
TARİHİN HÜKMÜ
Farklı görüşlere rağmen, yarın Rusya’da Stalin günü. İkinci Dünya Savaşında Stalin’in Hitler’in ordularını mağlup ettiği günün yıldönümü.
Dışardan bakışla, Stalin gerçek bir diktatör. Buna rağmen, Rusya’yı Hitler’den koruduğu için, Rusya’ya büyük acılar yaşatan o diktatör bile ölümünden yarım yüz yıl sonra şükranla anılıyor.
Bizde, ulusal kurtuluş kahramanı İsmet İnönü Hitler’e boyun eğmemesi yanında, o diktatörle eş muameleye tabi tutulmak isteniyor. Sayesinde kazandığımız demokratik rejime rağmen.
Tarih böyle bir şey. Bugün her şeye hakim, her olayda kendini haklı bulur, şakşakçıların alkışlarıyla sarhoş olursun. Yarın tarih seni anıt mezarından çıkartır, bir çukura gömer.
Sonrasında çukurdan çıkarma girişimleri olsa bile, tarih artık senin hakkında hükmünü çoktan vermiştir.
Birilerinin tutacağı alkışlar, o zulmün gölgesinde kaybolmaya mahkumdur.

Haberi Bağış’tan alacaksın

BAŞBAKANIN “tak” dediğinde ayağa kalkan, “şak” dediğinde selam duran bir bakan var. Devlet Bakanı Egemen Bağış. Dünkü Haber Türk gazetesinde Bağış’ın bir yazısı var. Başkanlık sistemini öve öve bitiremiyor:
“Başkanlık sistemine geçişle güçlü, istikrarlı bir Türkiye’nin yanında, (...) daha demokratik, daha şeffaf, 21. yüzyılın liberal değerlerine bağlı bir Türkiye öngörüyoruz. (...) Sayın Başbakanımızın önderliğinde başkanlık sistemini incelemek ve ülkemizin çıkarları için çalışmaya devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.”
Başkanlık hevesiyle ilgili ilk işareti daha önce Tayyip Erdoğan veriyor ve o açıklama bir dizi tartışmaya yol açıyor. Cümlesi düşük, Türkçe’si bozuk olsa da, bu yazı o işaretin kanıtı. “Sayın Başbakanımızın önderliğinde” diyerek, Başkan da ilan edilmiş oluyor.
Belli ki, bu yazıyı Başbakan yazdırıyor. Erdoğan’ın amacının başkanlık sistemi olduğuna artık “kimsenin şüphesi olmasın”.
Haberi çocuktan değil, bu durumlarda emirlere itaat edenlerden alacaksın.

Meclis Başkanı nereden bilecek

ANAYASA değişikliği görüşmelerinin son gününde 27 Mayıs 1960 ihtilali tartışılıyor. 1960’da başka hangi olaylar yaşandığı anlatılırken, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin çıkışıyor:
“Ben nereden bileyim, 1960’ta ben ilkokula gidiyordum”.
Doğru, Meclis Başkanı örneğin, İstanbul’un fethini de bilemez. 1453’te Şahin’in dedesinin dedesinin dedesi bile henüz hayatta değil. Şahin’in Kurtuluş Savaşı’nı da bilmesi mümkün değil, o sırada annesi, babası belki daha çocuk. Birinci, İkinci Dünya Savaşlarını, Osmanlı İmparatorluğunu, Rönesansı, bilimsel icatlar ve keşifleri bilemez, çünkü o sırada daha doğmamış. Kısaca, 1960’lardan önceki tarihi ona sormak haksızlık. Çünkü, henüz doğmamış.
Zaten tarih dediğin nedir ki, ne okullarımızda okutuluyor, ne öyle bir bilim dalı var. Başkan Şahin yerden göğe kadar haklı.

X