Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Stad ve sıfat

Hadi ULUENGİN

Dünkü ‘Washington Post’ ‘Türkiye Zor Durumda’ başlığı altında yayınladığı yorumda Ankara'nın eninde sonunda Avrupa'ya ait olduğunu fakat ABD'nin de arzuladığı gibi kendisine mutlaka çeki düzen vermesi gerektiğini kaydediyordu.

Mesut Yılmaz'ı tanımlarken de, lugatte ‘heyecanlı’’ anlamına gelen ama özünde ‘fevri’ sıfatına tekabül eden ‘emotional’ kelimesini kullanıyordu.

Amerikan gazetesinin değerlendirmesine katılıyorum da, ‘heyecanlı’ veya ‘fevri’ anlamında, Başbakan'ın ‘emotional’ davrandığını kabullenmiyorum.

Çünkü bana kalırsa, AB kararı değişmediği takdirde Türkiye'nin de üyelik başvurusunu geri çekeceğini söyleyerek vahim bir ‘restleşmeye’ giren Yılmaz aslında soğukkanlı taktik uyguluyor. Kendi açısından hesap kitap yapıyor.

Ve bu hesap çok küçük bir hesap... Bu kitap çok boş içerikli bir kitap...

* * *

AÇIK, Mesut Yılmaz tribünlere oynuyor. Şoven duyguları gıdıklayarak şimdi takınmış olduğu ‘tavizsiz’ tutumu iç politikada oya dönüştürmeyi planlıyor.

‘Efelenerek’, AB kararının rantını seçim sandığında yemek istiyor.

Ancak, Başbakan bu oyunu oynarken bir uluslararası karşılaşma stadındaki seyircilere değil, mahalle maçlarının fanatik taraftarlarına hitap ediyor.

Dolayısıyla, Yılmaz‘heyecanlı’ veya ‘fevri’ anlamındaki ‘emotional’ sıfatıyla tanımlayan ‘Washington Post’ yanılıyor ve O'nun hedefini ıskalıyor.

* * *

OYSA, Sezar'ın hakkını Sezar'a vermekte hiç tereddüte düşmedim, Mesut Yılmaz Lüksemburg Zirvesi'ne kadar esas olarak doğru bir siyaset izlemişti.

Genel ilkeleri koymuş ve Çiller'vari bir hezeyan komedyası sergilememişti.

Başbakan'dan beklenen şey onun aynı tavrı karar ertesinde de sürdürmesi ve haklı tepkiyi dışa vurduktan sonra, mevcut mevzileri elden çıkarmadan ve iç politika entrikalarına dalmadan ülke rotasını aynı yönde devam ettirmesiydi.

Ama heyhat, ANAP lideri şimdi derin bir hayal kırıklığına uğratıyor.

Yukarıda belirttiğim gibi, ‘restleşmeye’ giden demeçleriyle küçük hesaplar peşinde koşuyor ve mahalle maçı tribünündeki fanatik seyircilerine oynuyor.

* * *

YILMAZ'ın meydan okumasına Brüksel aldırmayacak ve geri adım atmayacaktır.

Malum, diplomasi poker masası değildir ve dokuzlu döperle rest çekilmez.

Peki, o zaman Türkiye gerçekten de üyelik başvurusunu geri mi alacaktır ?

Böyle bir şeyin fiiliyata geçmesi hem bugünkü mevzileri terketmek, hem dış politikayı ABD - İsrail ipoteği altına sokmak, hem de toplumsal ütopyanın en önemli ve en uyarıcı motoruna tekme savurmak anlamına gelmeyecek midir ?

Mesut Yılmaz bu denli vahim bir sorumluluğun altına girebilecek midir ?

Ülke rotasını bulanık sulara çeviren serdümen olmayı kabullenecek midir ?

Yok akılcı refleks ağır bastı ve tam üyelik konusunda onarılmaz bir pot kırılmadı, bu takdirde de Yılmaz tükürdüğünü yalamış duruma düşmeyecek midir ?

Ankara'nın saygınlığı otomatik olarak yeni darbe daha yemeyecek midir ?

Evet, evet, evet !..

* * *

DİLEYELİM ki Başbakan Mesut Yılmaz‘heyecanlı’ veya ‘fevri’ anlamında ‘emotional’ olarak tanımlayan ‘Washington Post’ gazetesi haklı çıksın.

Demeç duygusallıktan kaynaklanan bir ‘sürç-ü lisan’ olarak kalsın.

Eh bunun da bir faturası olsa bile şu ya da bu şekilde tamir edilebilir.

İşte ‘Akdenizlilik’, işte ‘Karadenizlilik’, işte ‘sıcak kanlılık’ diye yorumlanabilir. Aşırı hissiyat ve yoğun tepkiyle tevil edilebilir.

Dileyelim ki benim sıfat tahlilim yanlış çıksın ve Mesut Yılmaz mahalle maçı tribünlerine değil uluslararası stadta oynamak dirayetinde dirensin.

X